Kara Filmlerde Sadece Bir Oyun Yeri Değil, Kritik Kararların Alındığı Mekan: Bowling Salonu

Bowling salonlarının eski kara filmlerde (film noir) böyle bir işlevi olduğunu fark etmiş miydiniz?

bowling, hollywood mahsulü filmlerde genellikle aile ya da arkadaşlarla sosyalleşilen, parlak salonlarda oynanan eğlenceli bir oyun olarak işlenir. ama bowling’in film noir, yani kara filmler için farklı bir anlamı mevcut. 1940'ların 60'ların amerikasında çetin ceviz pulp yazarların sıklıkla kullandıkları bir temadır ve hatta fransızlar, o dönem için yeni bir alt tür adı olarak sinema tarihine “bowling noir” adını yazarlar.

bowling noir'ın ilk izlerinden birine 1944 yapımı double indemnity filminde rastlarız. ana karakter walter neff’in (sigorta satıcısı, 35 yaşında, bekar, belirgin bir yara izi yok) bowling oynadığı bir sahne vardır. filmin femme fatale kadını phyllis dietrichson ona suça ortak olmasını teklif eder. neff’in biraz düşünmesi gerekir. peki, düşünmek için ne yapar? bowling oynamaya gider. potansiyel katillerin bile, önemli kararların yarattığı psikolojik baskıdan arınmak için bir mola vermeye ihtiyaçları vardır. phyllis, kocasını yüksek miktarda bir hayat sigortası parasına konmak amacıyla kaza süsü vererek öldürmek için walter neff’e suç ortaklığı teklif eder. kafası karışan neff, bir bowling salonuna gider ve oynamaya başlar, rahatlatır kendini... bir süreliğine aklını başka bir şeye konsantre etmeye yönlendirir. ama walter’ın, kesin olmasa da kusursuz olduğunu düşündüğü ölüm planını filmde birkaç saniyede geçse de bowling sahnesinde kurguladığını düşünürüm.


1948 yapımı bir başka klasik film kara film örneği olan road house, kırsal bir bölgede yer alan, içinde bowling salonu bulunduran bir işletmede geçen bir aşk üçgenini konu alır. filmin merkezinde, filme adını da veren road house vardır. road house şehir merkezinden uzakta, ormanlık alanda yer alan hem eğlence mekanı hem de bowling salonu konseptine sahip tipik bir amerikan kır kulübüdür. kulübün sahibi jefty robbins, yeni işe aldığı kabare şarkıcısı lily stevens'a aşıktır. jefty, kulüp yöneticisi olan arkadaşı pete morgan'dan lily'ye bowling oynamayı öğretmesini ister. lily bu süreçte pete ile yakınlaşır ve birbirlerine aşık olurlar. bu durum, jefty'nin kıskançlığıyla birlikte hikayenin gerilim ve suç unsurlarını tetikler.


bu konuyla ilgili, film noir türü üzerine yazdığı kapsamlı başvuru kitaplarıyla tanınan amerikalı yazar ve sinema araştırmacısı michael f. keaney'nin referanslarından yola çıkarak hazırlanan, adı “bowling noir” olan bir web sayfası da var. kara film türündeki yapıtlarda bowling oyununun, bowling salonlarının ve bowling kültürünün nasıl yer bulduğu, hangi simgesel anlamları taşıdığını inceliyor. bowling salonlarını bu filmlerde suçluların ve şüphelilerin sığınağı, kaçış ve zihinsel dinlenme alanı, kaderin ağlarını ördüğü yerler olarak ele alıyor. man in the vault, storm warning, try and get me gibi filmler başta olmak üzere birçok filmden bowling referanslarını içeriyor. road house’a bowling salonunun film genelinde hayati bir mekan olması nedeniyle, romantizm ve rekabet mekanı olarak özel bir paragraf da ayrılmış.

bu işin son temsilcisi olarak tanıdık bir filmi, the big lebowski’yi sayabiliriz

zaten coen biraderler filmin ilhamını bir başka kara filmden almıştır. the big lebowski'nin anlatı yapısı, 1939 yapımı kara film başyapıtı the big sleep ile benzerdir. her iki hikaye de los angeles'ta geçen, yaşlı ve zengin bir aile reisi tarafından tetiklenen, geniş ve karmaşık bir gizem etrafında dönüyor. the big sleep'te bu kişi general sternwood'dur, lebowski'de ise baş karakter "büyük" jeffrey lebowski'dir. her iki aile reisi de kahramanı, şehrin suç dünyasıyla bağlantılı genç ve skandal yaratan bir kadın akrabayı içeren bir sorunu çözmek için malikanelerine çağırır. big sleep’te kumar bağımlısı carmen sternwood vardır, big lebowski’de ise porno yıldızı, gösterişli eş bunny lebowski... ancak sakin görünümlü, toplumla uzlaşamamış, iyi insan dude’un dedektiflikle falan işi yoktur tabii. tek ciddi eylemi, vietnam gazisi arkadaşı, insanları fırsat buldukça acılar dünyasına davet eden walter ve biraz eksik kafalı donny ile bowling oynamaktır. double indemnity'de walter neff'in bowling salonunu, vereceği ölümcül kararın baskısından kaçmak için kullanması gibi, dude da bowling salonunu entrikaların, nihilistlerin ve çalınan halının ortasında sığınacağı tek yer olarak görür. fark şu ki neff için bowling kısa bir moladır ve sonunda suça geri dönmek zorundadır. dude için ise bowling hayatın kendisidir, bir yaşam biçimidir. böylece bowling, 1944'te bir ahlaki çöküşten önceki son nefes iken, 1998'e gelindiğinde türün kendisine duyulan sempatik bir dalga geçmenin sembolüne dönüşür. hatta big lebowski’de hikaye akıp giderken coenler saddam hüseyin’i bowling ayakkabılarından sorumlu bir görevli olarak karikatürize eder.


bu yazıyı 26 yıllık kısa yaşamında savaşları, kurşun yarasını, hapsedilmeyi, sürgün edilmeyi, esareti, hastalıkları ve nihayetinde ölümü dolu dolu yaşayan wolfgang borchert’in savaşın saçmalığını anlattığı “bowling oyunu” adlı öyküsünün girişindeki dizelerle bitirmek iyi olur bence:

“biz bowling oyuncuları / ama toplar da biziz / devrilen kukalar da / ve gümbür gümbür öten / oyun yeri, yüreklerimiz.”