Kanuni Sultan Süleyman, Dünyaca Ünlü Denizci Piri Reis'i Neden İdam Ettirdi?

Dünyanın en ünlü haritalarından birini çizen ve Osmanlı denizcilik tarihine damga vuran Piri Reis, 80'li yaşlarında Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle idam edildi.
Kanuni Sultan Süleyman, Dünyaca Ünlü Denizci Piri Reis'i Neden İdam Ettirdi?

dünyanın en ünlü haritalarından birini çizen, osmanlı’ya hint okyanusu’nu ilk kez ayrıntılı bir şekilde tanıtan, 80'li yaşlarındaki bir denizciyi tek bir soruşturma bile yaptırmadan idam ettiren padişahtır kanuni sultan süleyman.

o denizcinin adı piri reis’ti. muhtemelen 1465 ile 1470 yılları arasında gelibolu’da doğdu, genç yaşta amcası kemal reis’in gemisinde denize açıldı. hayatı boyunca akdeniz’in her kıyısını dolaştı, ispanya kıyılarında, mora açıklarında venediklilere karşı savaştı, ama onu ölümsüz yapan ve günümüzde bile bilinmesini sağlayan şey kılıcı değil, kalemi oldu. 1513'te ceylan derisi üzerine çizdiği dünya haritası, amerika kıyılarını gösteren en eski haritalardan biriydi ve içinde kolomb’un bugün kayıp olan haritasından da izler taşıyordu. haritanın sadece üçte biri günümüze ulaştı ve 1929'da topkapı sarayı’ndaki tadilat sırasında tesadüfen bulundu. piri reis bu haritayı mısır seferinden sonra yavuz sultan selim’e sunmuştu. yıllar sonra akdeniz’in bütün limanlarını, koylarını, akıntılarını anlattığı kitab-ı bahriye’yi yazdı. bugün bu kitabın 40'tan fazla nüshası hâlâ duruyor.

işin ilginç tarafı, kitab-ı bahriye’nin kanuni’ye sunulan genişletilmiş halinin arkasında pargalı ibrahim paşa vardı. 1524'te mısır’daki isyanı bastırmak için yola çıkan ibrahim paşa, gemide piri reis’in kullandığı haritaları görüp ondan bu bilgileri bir kitapta toplamasını istedi. piri reis de kitabı 210 bölüme çıkarıp 1526'da kanuni’ye sundu. bu kitap, hint okyanusu’nun osmanlı’da ilk kez ayrıntılı olarak anlatıldığı eserdi. yani piri reis’in değerini gören, onu öne çıkaran kişi padişah değil, ibrahim paşa’ydı. ibrahim paşa 1536'da kanuni’nin emriyle boğdurulduktan sonra ise piri reis’in elinden çıkmış ve günümüze ulaşmış tek bir eser bile yok. işte tam bu noktada hint okyanusu meselesini iyice anlamak gerekiyor, çünkü çokemelli. 1498'de vasco da gama afrika’nın etrafını dolaşıp hindistan’a ulaştığında, yüzyıllardır kızıldeniz ve mısır üzerinden akan baharat ticaretinin dengesi değişti. portekizliler kısa sürede hint okyanusu’nun kilit noktalarına kaleler kurdu, basra körfezi’nin ağzındaki hürmüz de onların kontrolüne geçti. 1517'de mısır’ı alan osmanlı ise bu ticaretin tam ortasında duruyordu ama denizde portekiz’e karşı bir türlü üstünlük kuramıyordu. 1538'de hadım süleyman paşa yaklaşık 90 kadırgayla hindistan’daki portekiz kalesi diu’yu kuşattı, ama kuşatma başarısız oldu ve donanma geri döndü.

piri reis yaklaşık 1547'de süveyş merkezli osmanlı hint donanmasının başına getirildi. ilk işi aden kalesini almak oldu. 1552 nisanında ise 25 kadırga, 5 yelkenli gemi ve 850 askerle süveyş’ten yola çıktı. hedef hürmüz’dü. önce umman’daki maskat’ı bir aylık kuşatmanın ardından aldı. eylül gibi hürmüz şehrine girdi ama portekiz kalesini düşüremedi. haftalarca süren bombardımana rağmen kale direndi. barut azalıyordu, basra’dan istediği destek hiç gelmedi, üstüne bir de büyük bir portekiz donanmasının yolda olduğu haberi geldi. piri reis 9 ekim 1552'de kuşatmayı kaldırdı, hürmüz’ü ve yakınlarındaki keşm adasını yağmalayıp büyük bir ganimetle geri çekildi. gerçekten de 40 gemilik portekiz donanması, o ayrıldıktan bir ay sonra hürmüz’e ulaştı. yani piri reis’in korkusu boşuna değildi. fakat asıl dram basra’da başladı. basra beylerbeyi kubad paşa, piri reis’e kürekçi vermeyi reddetti. aralarında ciddi bir husumet vardı, bazı tarihçiler bunu kıskançlığa ve ganimetten pay beklentisine bağlıyor. piri reis bunun üzerine donanmanın büyük kısmını basra’da bırakıp sadece iki gemiyle mısır’a döndü. istanbul’da ise hakkındaki suçlamalar birbirini izlemeye başladı. kuşatmayı rüşvet aldığı için kaldırdığı, keşm’i yağmaladığı, donanmayı yüzüstü bıraktığı söylendi. beraberinde getirdiği altınlar da bu suçlamaları besledi. ve kanuni, 80'li yaşlarındaki bu denizciyi kahire’de idam ettirdi. tarihçi idris bostan’a göre en muhtemel tarih 16 aralık 1553, ama 1554 de diyor bazıları, tam net değil. dönemin tarihçisi peçevi bile rüşvet iddiasının akla yatkın olmadığını yazıp padişahın buna "inanmayı uygun gördüğünü" aktarıyor. zaten kanuni böyle kendini inandırma işlerini çok sever, şehzade mustafa'yı idam ettirmek için de ebussuud'dan fetva isterken olayı "bir köle efendisine ihanet etmiş, o yokken şunu şunu yapmış" vs diye anlatmıştı, yani "ben oğlumu idam edeceğim ama sebep arıyorum, ne önerirsin?" demeye yüzü yoktu. kendini inandırmak için mutlaka bir yol buluyor "muhteşem" süleyman. tarihçi svat soucek’e göre de idamdan önce bu iddiaları araştırmak için herhangi bir çaba gösterilmedi.

düşünsenize, hayatını denizlere vermiş, iki padişaha harita sunmuş, devletin hint okyanusu’ndaki en tecrübeli komutanı olan bir adam, yerel bir valiyle yaşadığı anlaşmazlık ve kanıtlanmamış rüşvet iddiaları yüzünden kellesini kaybediyor. üstelik aynı yıl, 1553'te kanuni oğlu şehzade mustafa’yı da çadırında boğdurmuştu. yani bir yıl içinde hem tahtın en sevilen varisini hem de devletin en büyük denizcisini, ikisini de saray çevresinin fısıltılarına kurban etti. peki piri reis’i öldürmek bir işe yaradı mı? tabii ki hayır. basra’da kalan donanmayı süveyş’e getirmek için gönderilen murad reis, 1553'te hürmüz boğazı’nda portekiz donanmasına yenilip basra’ya geri döndü. ardından görevi seydi ali reis devraldı. basra’daki 15 kadırgayı onarıp yola çıktı, umman açıklarında portekizlilerle iki kez çatıştı, ardından on gün süren korkunç bir fırtınaya yakalandı ve sonunda hindistan’daki gücerat kıyılarına sürüklendi. portekizlilerin baskısıyla gemiler elden çıktı, askerlerin çoğu orada kaldı. seydi ali reis ise 50 kadar adamıyla karadan, hindistan, afganistan, orta asya ve iran üzerinden yaklaşık iki yıl üç ay süren bir yolculukla istanbul’a döndü ve bu macerayı mir'atü'l-memalik adlı kitabında anlattı. yani piri reis’in "yüzüstü bıraktığı" söylenen donanma, onu idam edenlerin elinde tamamen yok oldu. osmanlı, hint okyanusu’nda portekiz’i hiçbir zaman yerinden edemedi. denizdeki baharat ticareti portekiz’in elinde kaldı.

bana göre bu olay bile, ibrahim paşa’nın idamından sonra kanuni’nin devlet yönetiminde ne kadar zayıf kaldığının en net örneklerinden biri. ibrahim paşa’nın kibri ve hataları tartışılır ama yeteneği tartışılmaz, piri reis gibi isimlerin değerini gören de oydu. onun ölümünden sonra saray, liyakatin değil fısıltıların, kıskançlıkların ve entrikaların konuştuğu bir yere dönüştü. kanuni de bu fısıltılara karşı koyabilecek bir devlet adamı olmak yerine, oğlunu da en büyük denizcisini de aynı fısıltılarla harcayan bir padişah oldu. tarihin cilvesine bakın ki, tarihçi karen pinto’nun dediği gibi piri reis bugün "kendisini idam ettiren padişahtan daha ünlü!" onun adı bugün gemilere, denizaltılara, üniversitelere veriliyor, haritası dünyanın dört bir yanında konuşuluyor, saygı görüyor.

kanuni ise o haritayı çizen adamın kellesini alan, oğullarını düşman olarak görüp öldüren bir padişah olarak hatırlanmayı fazlasıyla hak ediyor.