J.R.R. Tolkien ve Ursula K. Le Guin Arasındaki Belirgin Anlayış Farkı

Yüzüklerin Efendisi ve Yerdeniz Büyücüsü serilerinin mahir karakterleri Gandalf ve Ogion arasındaki farktan yola çıkarak bu farkı daha iyi anlayabiliriz.
J.R.R. Tolkien ve Ursula K. Le Guin Arasındaki Belirgin Anlayış Farkı

ursula k. le guin muazzam bir yazar.

gençliğimde tolkien'i severdim. yaş kemale erdi, yerdeniz serisine tekrar başlayınca leguin'i tekrar tanıdım ve tolkien'den daha çok sevdim.

tolkien'le leguin arasındaki farkı iki babacan büyücüye bakarak aslında çok net şekilde anlayabiliriz

gandalf bir kingmaker. büyü yapmaktan çekinse ve büyük kudret sahibi olmaya karşı bir heves duymasa bile, büyük olayların planlayıcısı ve yönlendiricisi olarak aslında perde arkasındaki yarı-tanrısal bir figür. bilgeliğine bilge, şefkatli, bazen ağır başlı bazen de muzip, küçük şeylerde büyük anlamlar görebilen biri. aslında tam bir katolik azizi gibi. göksel iradenin tebliğcisi. düzeltici.

peki ogion? sessiz ogion? o daha doğu inançları ve doğu mistisizmi ile harmanlanmış bir karakter. kur'an ayet'inden fırlamış gibi. "sadece bir uyarıcı."

ogion hayatın iyi ya da kötü yanlarının sırrına ermiş. büyü yapmaya ihtiyaç bile duymuyor. gücü birilerini korkutacak ya da insanlar kendisini efendi belleyecekler diye değil, tevazudan bile değil, ogion büyünün dünyayı şekillendiren tüm diğer iştigaller gibi sıradan bir şey olduğunu, tabiatın var olduğu ve işlediği hâliyle zaten mükemmel olduğunu biliyor. gelecek ne getirecekse getirecek. dünyanın devranı nereye nasıl dönecekse dönecek.

gandalf, isterse varlık üzerinde kontrol sahibi olabileceğini biliyor. bunun felaket getirmesinden çekiniyor.

ogion ise ne yaparsa yapsın varlık üzerinde kontrol sahibi olamayacağını, hiç kimsenin de olamayacağını çoktan idrak etmiş.

gandalf biraz mevlana gibi.
ogion biraz yunus emre gibi.

hani bir efsane vardır ya, hz. mevlânâ yunus emre'ye mesnevî'yi okutmuş, sonunda da "nasıl, beğendin mi?" diye sormuş. yunus da demiş ki "pîrim, güzel yazmışsın, çok güzel yazmışsın, ama uzun yazmışsın. ben olsam, [ete kemiğe büründüm, yunus olup göründüm.] der, başka kelam etmezdim."

ikisinin arasındaki fark tam da böyle.

hâliyle tolkien'le leguin arasındaki fark da tam olarak böyle

tolkien hakiki bir profesör. orta dünya okumak, tarih dersi dinlemek gibi. evet iyi bir profesör, öğrenciyi sıkmadan anektodlarla, yaşata yaşata anlatıyor.

fakat leguin daha çok günlüğünü okutan bir arkadaş gibi. okuyucusuna karşı çok dostane, çok samimi, bir lafı anlatmak için bin kelam etmiyor, derdini açık açık söyleyecek kadar cesur, az kelimeyle çok şey anlatmayı seçtiği zaman da okuyucunun ferasetine güvenecek kadar mütevazı, sanki kırk yıllık iki arkadaşın sadece birbirlerinin anlayacağı kelimeleri seçerek, yaşanmışlığı sözlük edinip konuştukları gibi, leguin de okuyucusuna bu duyguyla anlatıyor, sözüne derinlik katıyor.

bu iki yazar dışında kıyaslayacak bir üçüncü isim de bulmakta zorlanıyorum açıkçası. zira bunlar dışında kimi okusam, fantaziyi fantastik olsun diye yazmışlar gibi geliyor. oysa masallar, mitler, hurafeler, fantastik olsun diye değil, bir derdi daha iyi anlatabilmek için böyle doğaüstü unsurlarla örülü olurlar. hâliyle başka yazarlar bana doğal gelmiyor.

dede korkut mesela. al kanatlı azrail, epik bir sahne olsun diye değil, okuyucuya "bak ölüm kadar insanın özünde ne mal olduğunu faş eden bir şey yoktur." diyebilmek için gökten iniyor. doğal. samimi. dede korkut bize hollywood hileleri yapmıyor, hayatın gerçeğinde olanı anlatıyor aslında.

sonra gidip bir zaman çarkı'na ya da drizzt'e bakıyorum, afakanlar basıyor.