İnsanlığın Yarattığı En Rahatsız Edici Yaşam Formu: Xenobot

Robotlarla canlılar arasındaki çizgi uzun süre boyunca net kabul edildi; biri tamamen mekanik, diğeri tamamen biyolojikti. Xenobot'lar ise bu ayrımı bulanıklaştıran, canlı hücrelerden tasarlanmış ve alışılmış tanımların dışında kalan yeni bir yapıyı temsil ediyor.
İnsanlığın Yarattığı En Rahatsız Edici Yaşam Formu: Xenobot

robot dediğimizde kafamızda hemen hemen aynı soğuk ve mekanik imgeler uyanır; lehimlenmiş teller, silikon çipler, devasa bataryalar, hidrolik kollar, paslanmaz çelik gövdeler ve o metalik, tıkırtılı sesler. yüzyıllardır makine dünyası ile biyolojik dünya, aralarında asla aşılamayacak keskin bir çelik duvar varmış gibi, birbirine tamamen zıt iki kutup olarak kurgulandı. ama günün birinde o aşılmaz sandığımız duvarın, afrika pençeli kurbağasının embriyosundan alınan canlı hücrelerle yıkılacağını herhalde en çılgın bilimkurgu yazarları bile tahmin edemezdi. insanlık ilk kez, robot kelimesini bir metal yığınıyla değil, doğrudan doğruya atan, hareket eden, yaşayan ve nefes alan biyolojik hücrelerle aynı cümlede kullanabileceği o kırılma noktasına ulaştı. işte karşınızda xenobot; adını hücrelerinin ödünç alındığı xenopus laevis türü kurbağadan alan, ufkunuzu sadece iki katına çıkarmakla kalmayıp, makine, tasarım, canlılık ve doğa gibi en temel kavramların içini tamamen boşaltıp yeniden doldurmanızı talep eden o tekinsiz biyolojik yapılar.


bunlar aklınıza gelebilecek hiçbir klasik tanıma uymuyor. içlerinde tek bir gram metal, bir milimetre kablo, işlemci, anakart veya pil yok. tamamen canlı hücrelerden oluşan bu yapılar, doğanın değil, doğrudan doğruya insan aklının ve gelişmiş bilgisayar algoritmalarının ortak ürünü. üretim süreci fütüristik bir bilim laboratuvarının sınırlarını bile zorlayacak kadar tuhaf. hikaye ilk olarak süper bilgisayarların içinde, evrimsel algoritmalarla başlıyor. araştırmacılar bilgisayara bir görev veriyor; örneğin "su içinde bir yöne doğru hareket edebilecek bir form tasarla" diyorlar. bilgisayar algoritması, elindeki biyolojik yapı taşlarını sanal ortamda binlerce, milyonlarca farklı şekilde bir araya getiriyor. bu sanal evrim simülasyonu günlerce çalışıyor; işe yaramayan, hareket edemeyen yamuk yumru tasarımlar elenirken, görevini en iyi yapan tasarımlar ayakta kalıyor. bilgisayar en sonunda biyolojik olarak en mantıklı şekli bulduğunda, iş biyologların eline geçiyor. mikro cerrahi uzmanları, kurbağa embriyolarından kazıdıkları deri ve kalp kası hücrelerini, mikroskobik cımbızlar ve koterler kullanarak tıpkı mikroskobik bir heykeltıraş gibi bilgisayarın çizdiği o tasarıma göre teker teker, hücre hücre birbirine dikiyorlar.

ve ortaya çıkan şey, sıvı dolu bir petri kabının içinde hayat buluyor. kalp kası hücrelerinin doğal bir şekilde kasılıp gevşeme yeteneği motor işlevi görüyor, deri hücreleri ise iskelet vazifesi üstleniyor. bu sayede xenobotlar sıvı içinde kendi kendilerine itme kuvveti oluşturarak yüzebiliyor, belli yönlere doğru ilerleyebiliyorlar. üstelik bunu yaparken klasik bir makine gibi dışarıdan şarj edilmeye ihtiyaç duymuyorlar, çünkü kendi içlerindeki embriyonik enerji depolarını kullanıyorlar. çevrelerindeki mikroskobik parçacıkları ittirebiliyor, minik bir yükü taşıyabiliyor, hatta belki de en akıl almaz olanı, fiziksel bir hasar aldıklarında, örneğin tam ortalarından kesildiklerinde, o canlı hücreler yeniden birbirine tutunup eski formlarına geri dönerek kendi kendilerini iyileştirebiliyorlar. paramparça olmuş metal bir robotun kendi vidalarını toplayıp yoluna devam etmesi imkansızken, bu tasarlanmış biyolojik yapılar bunu sadece sıradan bir günün işi olarak yapıyor.

fakat meselenin asıl sınırları zorlayan ve bilim dünyasında şok dalgaları yaratan kısmı, bu küçük yapıların bazı deneylerde sergilediği davranış biçimiydi. araştırmacılar, petri kabının içine dağınık halde serbest kurbağa hücreleri bıraktıklarında, bazı xenobot tasarımlarının bu serbest hücreleri bir araya toplayıp, onları sürükleyerek yeni nesil xenobot benzeri kümeler oluşturabildiklerini keşfettiler. bilimsel literatürde "kinematik kendini çoğaltma" olarak adlandırılan bu davranış, bildiğimiz biyolojik üremeden tamamen farklı. ortada bir dna kopyalanması, mitoz bölünme ya da üreme organı yok. dışarıdan tamamen mekanik bir toplama ve yığma işlemi var. zaten süper bilgisayar bu işlem için en ideal yapıyı tasarlarken, o meşhur pac-man oyunundaki karakterin şeklini bulmuştu. pac-man ağzına benzeyen bu c şeklindeki xenobotlar, çevrelerindeki malzemeyi adeta bir kürek gibi toplayarak kendilerine benzeyen yeni kümeler oluşturuyorlar. elbette bu noktada çok dikkatli olmak ve ucuz bir felaket tellallığına düşmemek gerekiyor. bunlar kontrolden çıkıp kendi kendine üreyen ve dünyayı ele geçirecek olan o meşhur bilimkurgu canavarları değil. bu davranış, sadece o çok özel ve kontrollü laboratuvar koşullarında, sadece belirli hücrelerin yanlarına bırakılmasıyla gözlemlenen sınırlı bir olay. bu canlı kümelerinin bir bilinci yok. düşünmüyorlar, niyet etmiyorlar, dünyayı ele geçirme planları yapmıyorlar ya da bizim anladığımız anlamda acı çekmiyorlar.

ama zaten olayın en tekinsiz yanı onların zeki olmaları değil, birer makine gibi tasarlanmış canlılar olmaları. mesele tam da bu laboratuvar sınırlarında kopuyor ve karşımıza cevabı olmayan devasa felsefi uçurumlar çıkarıyor. bir şeyi baştan sona insan tasarladıysa, yazılımı bir süper bilgisayar algoritmasından çıktıysa ama onu oluşturan yapı taşları tamamen kurbağa embriyosundan gelen canlı hücrelerse, bu varlığa ne diyeceğiz? bu bir makine mi yoksa bir organizma mı? bir robot mu yoksa yepyeni bir yaşam formu mu? doğaya mı ait yoksa laboratuvara mı? yapısal olarak tamamen kurbağa dna'sına sahip olmasına rağmen anatomik veya davranışsal olarak bir kurbağayla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan bu şeyler, yaşam ağacının tam olarak neresinde duruyor? insanlık tarihinde ilk kez "tasarlanmış biyolojik makine" diye yeni ve inanılmaz rahatsız edici bir kategori doğuyor.

gelecekte bu tarz yapıların potansiyeli tek kelimeyle muazzam. devasa algoritmalarla hastanın kendi hücrelerinden tasarlanmış mikro xenobotların, kan dolaşımına girip tıkanmış damarları içeriden açtığını, doğrudan kanserli tümöre mikroskobik ilaç paketleri taşıdığını, okyanuslara bırakılıp sudaki mikroplastikleri toplamak üzere programlandığını hayal edin. ama bir yandan da canlı hücrelerden bu kadar kolayca yapı taşı yapabilmenin etik ağırlığını düşünün. yaşamın yapı taşlarını, evrimsel süreçten tamamen bağımsızlaştırıp, sadece fonksiyon odaklı endüstriyel tuğlalara dönüştürmenin sınırı nerede başlıyor ve nerede bitiyor? xenobotlar, sadece biyoloji ve mühendisliğin değil, etik ve felsefenin de sınır boylarında nöbet tutan öncü birlikler aslında.

bütün bu laboratuvar sterilizasyonunun, bilgisayar kodlarının ve mikroskopların ardında yatan gerçeğe baktığımızda, insanı asıl ürperten şey robotların günün birinde bilinç kazanması falan değil. asıl sarsıcı olan şey; insanlığın belki de ilk kez makineleri canlılara benzetmek gibi naif bir çabadan vazgeçip, doğrudan canlılığın kendisini bir makine gibi davranacak şekilde baştan kodluyor olmasıdır. çünkü bir gün teni ve kanı olan metalik cihazlar yaratmayı hayal ederken, aslında canlılığın o derin ve kutsal gizemini söküp, onu kendi laboratuvarımızda şekil verebileceğimiz mekanik bir oyun hamuruna çevirebildiğimizi fark ettik. bazen o sınır çizgisi öyle bir aşılır ki, dirilen şey makine değil, mekanikleşen şey yaşamın ta kendisi olur ve bu, bütün o metalik distopyalardan çok daha sarsıcı bir gerçektir.

kaynaklar:
pnas - a scalable pipeline for designing reconfigurable organisms
pnas - kinematic self-replication in reconfigurable organisms
wyss institute / harvard - team builds first living robots that can reproduce
university of vermont - living robots / xenobots research coverage
tufts university - xenobot / living machine research coverage