İnsanlar Neden Kendine Sürekli Bir Psikolojik Hastalık Yakıştırır Oldu?

Sosyal ortamlarda OKB, kronik uykusuzluk hatta otizm bile bir kişisel pazarlama aracına dönüştü gibi... Bunun sebebine dair subjektif bir görüşü paylaşıyoruz.
İnsanlar Neden Kendine Sürekli Bir Psikolojik Hastalık Yakıştırır Oldu?

modern insanın en büyük problemi, insan ilişkilerinde sorun çıkmasına duyulan tahammülsüzlük ve bununla ilgili bazı psikolojik kavramların hatta psikoloji biliminin kullanımında eşeğin kulağına suyun kaçırılması olabilir.

insan, tür olarak ilişkilerinde sorun yaşamak zorunda! şöyle diyelim, ilişkilerde sorun çıkmamasının tek yolu hiç ilişki kurmamak. ilişki ve iletişim varsa sorun da vardır, sorun varsa çözüm arayışı da vardır, çözüm arayışı varsa iletişim de vardır. bunların total ifadesine ilişki diyoruz basitçe. bunlardan birini kesip çıkarırsanız ortada ilişki namına bir şey kalmayacaktır. ben sıfır sorunu, en fazla sıfır ilişkimin olduğu biriyle deneyimlerim. yahu bir bilim tüm mesaisini insan ilişkilerindeki olağan her soruna bilmemnething, zıkkımınköküing, içegirimsel yamultucu kişilik bozukluğu, ayakkabıyı ters giymeci çoklu dürümsel bozukluk, hamsiye limon sıkmacı post travmatik ebesinin nikah şahitliği gibi isimler koyup tüm dünyayı psikopatolojik bir vaka haline getirebilir mi?

kavramların kendisi ve ortaya çıkış süreci ile ilgili derdim yok, olamaz da. bunlar sıkı bilimsel süreçlerin, testlerin, bulguların kazandırdığı kavramlar. fakat bunların kullanım alanları ve koşulları ile ilgili bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu? madde madde sıralanan davranışlara ve her davranışın işaret ettiği bilmem hangi tip karakter ve kişilik bozukluğuna tik atıp "bende/sevgilimde/kayınımda var" diyerek oto-teşhisin dibi sıyrılıyor. güvencesiz çalışma koşulları, düşük ücret, mobbing falan demeyelim tükenmişlik sendromu diyelim. neymiş? çalışan kişi hedefine bir şey koyup onu yapamayınca oluyormuş. yapamadığı şey de bir ev almak, bir tatile gitmek, bir değer görmek, bir araba sahibi olmak, borç batağından çıkmak falan gibi yaşamsal ve insani şeyler ha. efendiler "sendikasız, örgütsüz, sessiz, temsilsiz, savunmasız olman yetmiyor, artık bizi suçlamayacaksın da" diyor dayıyor kişisel gelişimi, yetmiyor bir de kalan kırıntılarımıza da psikolojik tahlillerle giriyor. geriye tüm varlığı falso olan, dışarıdan kurtarılması imkansız, defolu, sadece kliniğin konusu olabilecek vaka statüsünde bir kişilik(siz) kalıyor.


insanın kendisi ile ve çevresi ile kurduğu ilişkinin temeli ve harcı sorundur. bir primat bile partnerinin bitini yani sorununu ayıklayarak iletişim kurar. tutup bit bulaşmasına veya biti ayıklama çabasına "kaşınımsal içe dömelik nevrotik çalkantılı köftesel yıkım" adını vermek zorunda olunmamalı. bit pire yoksa primat sosyalitesi daha zayıftır. evladımızla bile onun güvenlik, beslenme, eğitim, özsaygı sorunlarını çözme temelinde ilişki kuruyoruz. her ama her ilişkide işleyen bir denklemdir. insanlara dışarıdan yapay tahammül sınırları dayatılarak ilişkilerin doğası tahrif ediliyor olabilir mi acaba? birçok kişinin tahammül sınırı içsel süreçlerle, kişisel deneyimlerle değil dışsal müdahalelerle çiziliyor artık. kendisine çiçek alınmamasını hayatı boyunca problem etmemiş biri, okuduğu bir yazıdan sonra bunu takıntı hatta saplantı haline getirebiliyor. oysa insanin kendisi ile, çevresi ile ve nesne ile kurduğu ilişkinin doğası biriciktir, eşsizdir, özgündür, bir hikayeye dayanır. çiçek alacağına lahmacun yiyeydik diyen insan daha az romantik değil, ortağının batırdığı işten dolayı ortağına odunu veren kişi "hmm drama üçgeninde zorba rolü" oynuyor değil, "lan sana öyle bir şey demedim" diyen herkes manipülatif değil, sizinle iletişimi kesen herkes ghosting yapmış değil. bunların teşhisi bu denli keyfi, bu denli bol kepçeden olmamalı.

dahası bu tür patolojikleştirmeler ilişkileri ve insanları daha kırılgan, daha ürkek, daha öfkeli ve daha arabesk hale getirme riskini taşıyor. muhatabının her davranışını, onunla yaşadığı her problemini bir kavramla, bir travma ile, bir terim ile açıklama merakının bir çözüm arayışından kaynaklandığını kim iddia edebilir? bana love bombing yaptı diyor. sana gülümseyene "bana aşık" diyen birisin sen, love bombing iddiasında bulunman için elini sıkmış olması yetiyor olabilir. bunun sınırını kim koyuyor da güvenilirliği ne olsun?

bana öyle geliyor ki, modern endüstri toplumu herkesi banttan fırlamışçasına tek tip hale getirdiği için ve bunu da çok kısa bir sürede başardığı için herkes apar topar bir şekilde kendini biricik ve farklı hissettirecek şeyler aramaya başlıyor. artık hastalıklar, psikolojik etiketler, suçlamalar, kronik davranış bozuklukları, sosyal davranışlardaki anomaliler bile çok rahat ve kolay bir şekilde şahsi etiketler olarak sahipleniliyor. ve bu sahiplenme de kendisi barışık olma olarak pazarlanıyor. sanırım insan ilişkileri hiç olmadığı kadar tembelliğe kurban ediliyor. yapıştır etiketi sıradakine geç. çünkü bana biricik, kar tanesi gibi bir şey olduğum söylendi. müsait olmayan insan yoktur, ghosting yapan şerefsizler vardır. astroloji de bizi kesmiyor o halde bilimli bir şeyler deneyelim. jüpiter'in gölgesi mars'a düşünce çiftleşen zebraların anırması seni obur ve sadık biri yaptı demek fazla demode oldu ya yeni trend şu; "hmm demek annen sinirli biriydi, demek o yüzden sinyal vermeyen adama nıç nıç yaptın. anladım ben, tmm."