İnsanlar Neden Artık Eskisi Gibi Kitap Okumuyor?

Kitap okumak eskiye nazaran bayağı bir azaldı gibi, değil mi? Neden olabilir bu?
İnsanlar Neden Artık Eskisi Gibi Kitap Okumuyor?

artık kimse eskisi kadar kitap okumuyor... çünkü artık herkes sinefil. örneğin roman okuru azaldıkça azaldı. roman tartışabilecek on kişi bir araya getirmek neredeyse imkansız. bir masaya oturuluyor, üç dakika sonra konu ya bir diziye ya bir filme ya da “şu yönetmenin şu dizisi var ya abi” cümlesine bağlanıyor. roman dediğin şey, sanki arkaik bir hastalık, tedavisi bulunmuş bir illet gibi konuşuluyor. kimse inkar etmiyor ama kimse de yüzüne bakmıyor.

gerçekten de herkes bir anda kitap okumayı bıraktı sanki. toplu bir karar mı alındı, gizli bir genelge mi yayımlandı bilmiyorum. dikkat süresinin kısalması mı, matbu kitap fiyatlarının astronomik seviyelere çıkması mı, yoksa ekrandaki şeylerin daha az zahmetli, daha çabuk tüketilebilir olması mı? yoksa düz hayvan gibi mallaşmak mı asıl mesele?

eskiden insanlar “şu romanı okudun mu?” diye sorardı. şimdi “şu diziyi izledin mi?” diye soruluyor. okumak artık bir eylem değil, bir yük. roman sabır istiyor çünkü. içine girmeni, karakterlerle yaşamanı, bazı cümleleri tekrar tekrar okumanı, hatta bazen hiçbir şey anlamadan sayfalarca ilerlemeni istiyor. kimsenin buna tahammülü yok. herkes her şeyi hemen kavramak, hemen bitirmek, hemen başka bir şeye geçmenin derdinde.

“eskiden çok okuyordum ama artık bıraktım” cümlesini de çok sık duymaya başladım. sanki kitap okuma bir hobi değil de zararlı bir alışkanlıkmış gibi. bir travma yaşanmış da doktor yasaklamış gibi. yahu sigara mı bu be bre namussuzlar? okumayı bırakmak nasıl bu kadar normalleştirildi?


en kötüsü de okumamak artık rahatsız olunacak bir şey değil. hatta bazen gizli bir övünç. “benim kitapla aram yok abi” diyen adam, bunu sanki hayatı çözdüğünün kanıtı gibi söylüyor. romanla kurulan ilişkinin yerini alıntılar, özetler, reels’ler, kısa videolar aldı. herkes her şeyi biliyor gibi ama kimse hiçbir şeyin içine girmiyor.

emrah safa gürkan da sık sık söyler programlarında, “okumadan bir şey öğrenilmez” diye. gayet doğru. podcast, video, ucuz filmler filan bunlar çerezlik şeyler, bir kulağınızdan girer diğerinden çıkar. okumak gerek, metinle şahsi ilişki geliştirmek gerek ki kavrama olanağı sağlansın. altını çizerek ve not alarak okumak gerek.

film izlemeyi çok seven biriyim ama asla okumanın kazandırdığı derinliği kazandıramadığını bilirim. çünkü okumak zihnen çok derinleştiğin bir eylem. dinlemek veya izlemek asla yerini tutmuyor. içeriği hangi şekilde aldığın da önemli. yoksa hepimiz sesli kitap dinlerdik.

roman yavaşlatır. roman insanı rahatsız eder. roman sorular sorar. belki de sorun bu. kimsenin rahatsız olmaya, durup düşünmeye, kendi iç gürültüsüyle baş başa kalmaya tahammülü kalmadı. ekran akıyor, görüntü değişiyor, ses susmuyor. roman ise sessiz. ve bu sessizlik artık kimseye cazip gelmiyor.

ama kitap kaybolmaz. okur azalır, tartışan kalmaz, raflar tozlanır ama kitap bir yerlerde bekler. sadece sabrı olanı, yalnız kalmayı göze alanı, kolay tüketilmeyi reddedeni. yani artık kimseyi... ya da çok az kişiyi...