He-Man'in Orijin Hikayesi Yıllar Boyunca Gelişen Hangi Olaylar Sonucu Ortaya Çıktı?

Bugünlerde yeni Prime Video filmi Masters of the Universe vesilesiyle gündem olan He-Man'in köklerine inelim: He-Man kimdir, nasıl ortaya çıkmıştır, hangi evrene dahildir? Buyrun.
He-Man'in Orijin Hikayesi Yıllar Boyunca Gelişen Hangi Olaylar Sonucu Ortaya Çıktı?

masters of the universe... insanlar nostaljik duygularla filmden sonra bol bol övmüş. ben de çocukken çizgi filmini çok severdim ama izlediğim çizgi filmler arasında en anlamsız ve en vasat yapımlardan biri olduğunu itiraf etmem lazım. çünkü he-man, önceden doğru düzgün konsepti hazırlanmış, üzerine bir dünya yaratılmış, hikayesi yazılmış bir kahraman değil.

olayın ne olduğunu merak ediyorsanız, netflix'de yapım sürecini anlatan the toys that made us'ın ilk sezonundaki he-man bölümünü veya mattel'in kendi çektiği power of grayskull belgeselini şuradan izleyebilirsiniz:


kaç saat belgesel mi izleyeceğim, sen anlat diyenler için de amme hizmeti vereyim ama benim yazılar da tuğla gibi olduğu için muhtemelen belgeselleri izlemeniz daha kısa sürer. neyse, aşağıda detaylarına gireceğim ama en başta şunu söylemek istiyorum. adamlar sadece oyuncak satmaya odaklandıkları için bütün konsept habire götten zarto tekniği ile yaratılmış ve bugün izlediğiniz filme kadar her zerresine sirayet etmiş ama bunun olayı sempatikleştiren bir tarafı olduğunu da itiraf etmeliyim.

bu oyuncağın üreticisi mattel, barbie ve hot wheels serilerinin de yaratıcısı. 70'lerin sonunda star wars filmleri bütün dünyada büyük ilgi görünce tabi ki anında oyuncaklarını üretmek istemişler ama lisans ücretlerini pahalı bulup almamışlar. lisans bunların o dönem en büyük rakibi olan kenner'a gitmiş. kenner da bu işten dünyaları kazanınca mattel'in sahabı kafasını dağlara taşlara vurmuş. tasarım departmanını arayıp, bana hemen erkek çocuklara satabileceğimiz güçlü bir kahraman serisi üretin demiş.

yani fikrin kendisi en baştan sakat. projeye star wars killer kafasıyla girişmişler. tasarım ekibi de birkaç farklı konsept hazırlamış. asker, uzay savaşçısı, barbar filan. o sıralar conan tipi kaslı barbar teması da çok moda olduğu için bunların içinden en iri yarı, en vahşi görünen barbar tasarımını seçmişler. sonra revizeler gelmiş. sarı saçlı olsun, deri don giysin, çizmesi olsun, yarma gibi olsun derken ortaya şöyle bir şey çıkmış.


ortada elinde baltalı olan he-man işte. birisi bobba fett çakması, diğerinin adı da kafası tarete benzediği için tank-man. zaten bütün karakterleri bir dönemin solcuları gibi akıllarına ilk geleni koyarak adlandırmışlar. hıncal, öcal, boşal, duşal, savaş, barış hesabı balık adam, hayvan adam, erkek adam vs. dümdüz gitmişler. belgesellerde bunu çok büyük bir brainstorm yaşanmış, kavgalar çıkmış, üzerine günlerce düşünülmüş gibi anlatıyorlar ama şöyle bir düşününce hiç de öyle olmadığını görüyorsunuz.

mesela he-man'in yaratıcısı, piyasadaki diğer oyuncaklar çok düz bakıyordu o yüzden he-man'e mimik kattım demiş ama karakter bayağı bonzai çekmiş gibi duruyor final konseptinde. isim bulma hikayesini de tam bir amerikalı yavşaklığıyla anlatıyorlar ki bu belgesellerde içimi en çok bu gıcıkladı.

o bir barbar, o bir erkek, o yüzden he-man olsun dedim. ekip bir oh shit, çekti, damnler, badassler havada uçuştu hesabı aktarıyorlar. lan oğlum bu nasıl isim ya? erkek adamın, erkek gibi adı olur mu dediniz? zaten teela'nın da adını ilk başta wo-man koymuşlar ahahaha. şaka yapmıyorum gerçekten anlatıyorlar bunu. neyse ki genç kız olduğu için teen-girl'den hareketle t-girl koymamışlar.

neyse işte, yönetim barbar karakteri beğenince dediğim gibi kalanı osur osur ipe diz yöntemiyle devam etmiş. yalnız o esnada daha karakterin, geçmişi, ülkesi, ideolojisi, hepsini geçtim gerçek bir adı bile yok. prens adam vs. işleri sonradan geliyor. olay o kadar zorlama ilerliyor ki insanın aklına doğrudan umut sarıkaya karikatürleri geliyor.

sonra birisi, abi bu karakterin yancısı yok, saydkik bu olaylarda çok mühim demiş. başka birisi gidip depoda yatan eski oyuncaklar arasından, en az satılan sarı kaplanı bulup getirmiş. lan demişler bu oyuncak aşırı büyük. he-man'ın yanında at gibi duruyor. o zaman bi tane eyer yapıp üstüne bindirelim, depoda yüz çuval kaplan boş yatıyor deyince, yeşile boyayıp, adını da dümdüz battle cat koyup geçmişler.

tabii ki bunlar oyuncak serisinin kendi içinde anlaşılabilir şeyler. neticede adamların amacı beş yaşında veletlere plastik bir ürün satıp para kazanmak. ilk başta sadece he-man, iskeletor ve dört yan karakter satışa sunulmuş fakat bu oyuncaklar hiç beklemedikleri şekilde çok satılmaya başlayınca zortlamışlar. çünkü karakterleri hiçbir hikayesi olmadan sürmüşler piyasaya.

o yüzden oyuncaların yanına mini çizgi romanlar koymaya başlamışlar ama onları da kimse koordine etmediği için ortak bir hikaye yokmuş. çizerler verilen bir sayfa bilgiden ne anladılarsa kafalarına göre takılmışlar. mesela bu ilk hikayelerden birisinde he-man, prens değil. gizli kimliği olan süper kahraman hiç değil. ormanda yaşayan, conan benzeri gezgin bir barbar. iskeletor ise başka bir boyuttan gelmiş şeytani bir savaşçı.

he-man ile iskeletor'un ellerindeki kılıçlar da aslında aynı power sword'un iki ayrı yarısı. iki parça birleştiğinde grayskull'un kapısını açan bir anahtara dönüşüyor. iskeletor'un amacı, kılıcın diğer yarısını ele geçirip grayskull'un içindeki kadim büyüyü ve teknolojiyi kullanarak eternia'yı fethetmek. hatta warcraft okrları gibi geldiği evrende yaşayan kendi savaşçı halkını da bu dünyaya geçirmek istiyor.

bence bu senaryo bile çizgi filmde anlatılandan on kat daha mantıklı. çünkü burada en azından somut bir hedef var. adam kaleyi açacak, içerideki kadim gücü ele geçirecek, kendi ordusunu getirecek ve dünyayı fethedecek. ne kadar basit olursa olsun belirli bir motivasyonu var.

ha, kılıcın diğer yarısı neden he-man'de? he-man bunu nereden buldu? iskeletor bu boyuta nasıl geldi? grayskull'u kim yaptı? onlar yine komple havada. üstelik çıkan her mini çizgi romanda hikayenin başka türlü anlatılması da ayrı bir mesele. birinde he-man barbar, öbüründe uçabilen bir savaşçı, diğerinde başka bir şey oluyor, karakterlerin kökenleri, birbirleriyle ilişkileri ve evrenin kuralları sürekli değişiyormuş.

mattel'dekiler de eşek değil. kafalarına göre oyuncak çıkarmışlar ama iş ciddiye binip satışlar artınca bu dağınıklığın farkına varmış, konuyu toparlasın diye bir senarist çağırmışlar. o da he-man'i prince adam yapmış. dönüşüm kılıcını, titrek'i, eternia krallığı'nı, kralı, kraliçeyi ve karakterler arasındaki ilişkileri belirlemiş. sonraki mini çizgi romanlar bu konsepte göre çizilmiş.

en sonunda bu haliyle bir çizgi film yaptırmak için filmation'a göndermişler. onlar da 65 bölümlük sipariş aldık beyler diye sevinmişler ama senaryoyu görünce canları sıkılmış. hem süre kısıtı var, hem ana hikaye saçma sapan. üstüne her yeni oyuncak çıkardıklarında adamlara gönderip bunu da ekleyin diye darlamışlar.


haliyle temel problemler hiçbir zaman çözülememiş. mesela grayskull'un gücü tam olarak ne? neden bütün evreni yönetecek kadar önemli? bu kalenin içinde ne var? ab-ı hayat mı? sonsuz enerji mi, tanrısal büyü mü, tapu kadastro arşivi mi? hiç bir şey belli değil.

he-man kılıcı çekince kıyafeti dışında bir şey değişmemesi bana çocukken bile garip geliyordu çünkü benzer bir sürü yapımda bariz değişim oluyordu. lan yani, clark kent bile en azından gözlük takıyordu. burada ise he-man'e dönüşünce sadece kıyafet değiştirip daha ciddi konuşuyordu. yani ne büyüyor, özel bir kıyafeti var. kılıç bile conan çakmasıydı. güç kazandığını sadece üzerine ağır bir şey fırlattıklarında anlıyorduk.

iskeletor da ona keza, kılıçdaroğlu gibi karakter. kaleyi ele geçirip ne bok yiyecek? khk mı yayımlayacak? kara büyüyle gezegenleri mi köleleştirecek? eternia'yı serbest piyasa ekonomisine mi geçirecek? bunların hiçbirinin doğru düzgün cevabı yok. yani umut sarıkaya karikatürü gibi derken dalga geçmiyordum. o da muhtemelen aynı soruyu sormuş olacak ki üzerine birden çok karikatür çizmiş.

tespit ve tenkit

o değil de kk deyince kafamda bir alternatif evren senaryosu belirdi. piro, chp binasının önde kılıç çekip i have the power diye bağırırken mutlak butlana dönüşecek. butlan olduğunda oda he-man gibi don atlet kalacak. yapay zekayla bir deneyeyim bu fikri.

iskeletor'un da çocuklar rafta gördüğü anda ahanda kötü karakter bu diyebilmesi için yaratıldığı o kadar belli ki. kuru kafa, mavi ten, başında mor kapüşon, elinde asa. bundan daha fazla karakter derinliğine gerek duymamışlar. background yok, motivasyon kaynağı yok. kazandığı savaş yok, buna mukabil içkisi kumarı da yok. dünyanın en nötr kötü adamı. şöyle bi bakarsanız şeker gibi adam aslında.

mattel konsept gelişiminde ne kadar sıvasa da bence filmation burada çok büyük bir iş başarmış. çünkü mattel'in yarattığı dünya ne kadar karanlık, altı boş ise filmation'ın animasyonu ve karakterlere kattığı renk, esprili dil olayı başka bir yere taşımış.

mesela he-man sivil takılırken nasıldı oyuncaklardan bilmiyoruz. pembe yelek fikri vs. hepsi stüdyonun işi. biz de zaten o iskeletor'u komik gülüşüyle, orko'nun şapşiklikleri ve he-man'ın karizmasıyla hatırlıyoruz. gerçi onlar bile alman pornocu bıyıklı generali ve prens adam'ın dünyanın en boş kralı olan babasını kurtaramamışlar ama olsun.

masters of the universe adı da iş ciddiye binince verilmiş ama o da aynı yalapşaplıkla seçildiği için kafa karıştırıyor. mesela kim bu evrenin efendileri? he-man ve arkadaşları mı? iskeletor ve adamları da buna dahil mi? resmi bir teşkilat mı bunlar? grayskull tarafından mı atanıyorlar? bir sınavı geçip sertifika mı alıyorlar? evrenin efendisi olabilmek için üç yıl zorunlu hizmet mi gerekiyor? hiçbir şey belli değil.

ilk düşündükleri isimlerden biri de lords of power imiş ama hem dini çağrışım yapıyor hem de çakma yüzüklerin efendisi gibi duruyor demiş. sonunda her yeni karakteri ve oyuncağı içine alabilecek kadar geniş ama öte yandan hiçbir sik anlatmayan masters of the universe isminde karar kılmışlar. he-man'ın anasının hikayesi de bildiğin planet of the apes'den araklama. çünkü annesi astronot. bir görevde portaldan geçip buraya düşüyor.

bu arada, bunun kategorisi ne deyince, mattel buna sonradan swords and sorcery ile fütüristik bilimkurgunun birleşimi gibi bişey demiş. kılıç, büyücü ve kale var ama kalenin içinde quantum bilgisayarları da var. barbarlar lazer tabancası taşıyor. büyücü kadın kuşa dönüşürken yanındaki adam uçan motosiklete biniyor. iskeletor büyülü asa kullanıyor ama ordusunda robot, hayvan adam, balık adam gibi ne idüğü belirsiz mahluklar var.

bir yandan da mattel yönetiminin götündeki star wars yangını hiç sönmemiş gibi geliyor bana. lazer de koyun. ejderha da olsun. robot da ekleyin. barbarın eline ışın tabancası verin. füzenin ucuna da makineli tüfek takın, yere düşene kadar taraya taraya gitsin... derken evreni aşureye çevirmişler.

bu çizgi filmin izlenebilir hale gelmesinin en büyük sebebi az evvel bahsettiği üzere filmation gibi bir stüdyonun projeye el atması. çünkü adamların önüne birbiriyle ilgisi olmayan bir yığın oyuncak koyup bunlardan tutarlı bir çizgi film çıkarın demişler. senaristler de eldeki dağınık mitolojiyi adam etmek için gerçekten uğraşmışlar ama üzerinde çalıştıkları temel malzeme, sonradan birbirine bağlanmış oyuncak fikirlerinden oluştuğu için sonuç ancak bu kadar olmuş.

çizgi filmin de animasyon kalitesi aslında çok kötü. vakitten kazanmak için bir sürü animasyon numarası yapmışlar. her bölümün introsu aynı. he-man'in dönüşüm sahnesi aynı. battle cat'in dönüşümü aynı. bir bölümde iki kere dönüşürse bir dakika yemiş oluyorlar. buna mukabil koşma, yumruk atma, kılıç kaldırma, kapı açma, şaşırma animasyonlarına kadar hep aynılarını kullanıyorlar. bölüm sonunda verilen ahlak dersi görüntüleri bile çoğu zaman o bölümden kesilip alınmış sahnelerden oluşuyor.


arka planlar sürekli tekrar kullanılıyor. aynı mağara, aynı koridor, aynı kayalık, aynı gökyüzü. çünkü adamlara çeşitlilik yaratacak ne zaman ne de bütçe vermişler. fabrikasyon şekilde 65 bölüm üretmişler ki bu kadar kısa sürede bu da bir rekor sayılır. üstelik bu çizgi film sayesinde mattel 1984'de 400 milyon dolar gibi fantastik kazançlar elde etmiş.

haa o kadar bokladım ama ben bunu kırk yaşımdaki zihnimle yorumluyorum. bu serinin hedef kitlesi tabi ki 5-10 yaş arası çocuklardı ve bu yapı o yaştaki çocukların mantığına gayet uygundu. bir çocuk için lazer tabancası taşıyan barbarla robot kovboyun aynı kaleye saldırmasında hiçbir çelişki yoktur. bu evrenin sosyoekonomik yapısı nedir? eternia halkı ne yiyip içer? iskeletor bu vücudu hangi salonda yaptı? gibi sorular sormaz.

he-man kılıcı kaldırsın, yıldırım çaksın, korkak kaplan güçlü bir canavara dönüşsün, iskeletor kahkaha atsın, finalde iyiler kazansın yeter. zaten adamların da yeni bir tolkien evreni yaratıyoruz gibi bir iddiası yoktu. star wars'a rakip olacağız derken ne kadar saçma sapan bir geliştirme süreci olsa da neticesinde başardılar. pazarlama açısından ders olarak okutulacak bir hikaye yarattılar.

bitireceğim bağlama çekiyorum ama kendimi durduramıyorum. bakın bu götten sallama işi o kadar cozutuyor ki satışlar düşünce biz bi de bunun kadınlısını yapalım diyerek she-ra'yı yaratıyorlar.

meğer prince adam'ın yıllardır kimsenin bahsetmediği ikiz bir kız kardeşi varmış. adı adora. bebekken hordak tarafından kaçırılmış, başka bir gezegen olan etheria'ya götürülmüş ve kötülerin hizmetinde yetiştirilmiş. sonra he-man geliyor, ona gerçeği anlatıyor, bir kılıç veriyor. adora da kılıcı havaya kaldırıp bağırınca she-ra'ya dönüşüyor. yani olaya öyle göbekten dalıyorlar ki allah allah kontesi kim s*kti demekten kendinizi alamıyorsunuz.

biz ise çocukken hikayenin ne kadar anlamsız olduğuna değil, titrek'in komikliklerine, ne kadar absürt olsa da karakterlerin renkliliğine baktık. belki de doğru olanı yaptık. çünkü he-man'i yetişkin aklıyla incelemeye başladığınız zaman ortada fantastik evren falan kalmıyor. son olarak bu karakterleri türkçeye çeviren kimse orijinalinden daha yaratıcı olduğu için ellerinden öperim.

gölgeler şatosu yerine gri kuru kafa kalesi gibi saçma bir adaptasyona girişmemişler. battle cat yerine atılgan, cringer yerine de animasyona çok uygun şekilde titrek demişler. bazen ecnebinin tabiriyle simple is the best düsturunu tutunmak lazım. man-at-arms ne amk? dümdüz general demiş geçmiş kral :)

neyse burada durayım. yoksa daha bırakın son filmi, 87 yapımı efsane filme bile gelemedim. onlardan başka bir yazıda bahsedeyim. ivan drago rolüyle aklımıza kazınmış olan dolph lundgren'in bu filmle ilgili anılarına, konsept tasarımının bu kadar güzel olmasına rağmen ortaya bu kadar garabet bir iş çıkması üzerine saatlerce konuşulabilir, sayfalarca yazılabilir.

çeşitli düzenmeler ve notlar

arkadaşlar, he-man b*klamıyorum. kendimce yaratılış hikayesini anlatıp, yorumladım o kadar. demek istediğim yalapşap girişilmiş işlerin havada kalmasının normal olduğuydu. mesela mortal kombat filmleri de böyledir. oyunda hiç kafanızı yormayacağınız şeyler bunlar ama işte filme diziye, çizgi seriye dönüştüğünde insan bir mantık arıyor.

oyunda rakibin ağzına ağzına vurur sonunda da fatality çekersin ama film olduğunda sorgulama başlar zihin. kaldı ki bu çocuk filmi de değil ki yediresin. normalde zart zurt realmde adamların ordusu, büyücüsü, canavarı manowar'ı, portalı neyin var... madem dünyayı işgal etmek istiyorlar, gelsinler işgal etsinler amk. neden on nesil boyunca düzenli biçimde spor müsabakası düzenleyip sonucu bekliyorlar? birleşmiş milletler böyle bir karar mı aldı? elder gods, dünyayı ancak deplasmanda on galibiyet alırsanız işgal edebilirsiniz diye yönetmelik mi yayımladı?

ha eğlenceli tabii ki, oturur sabahlara kadar izleriz de bu saçma olduğu gerçeğini değiştirmiyor. yazarlar da bunu biliyorlar ama hayvan gibi ekmek kapısı, öyle boş bırakırlar mı? markanın, oyunun bilinirliği olmasa ve şöyle bir senaryo yazsan kim izler?