Geçmiş, Şimdi ve Geleceğin Aynı Anda Var Olduğunu Söyleyen Blok Evren Teorisi
bu kavram, "şimdi" algımızın tamamen fiziksel bir illüzyon olduğunu ve geçmiş, şimdi ve geleceğin aslında aynı anda var olduğunu fiziksel ve matematiksel olarak kanıtlar. bunu en iyi açıklayan düşünce deneyi andromeda paradoksu'dur.
ışık hızının evrensel bir sınır olması, uzay ve zamanın birbirinden ayrılamaz bir bütün olmasını sağlar. bu durum, zamanın herkes için farklı akmasına neden olur. çorum'da bir bankta oturduğunu ve yanından birinin yavaşça yürüyerek geçtiğini hayal edin.
ikiniz o an aynı uzaysal noktadasınızdır, ancak hareket durumlarınız farklı olduğu için evrenin uzak köşelerindeki "şimdi"niz (eşzamanlılığınız) birbirinden anında kopar.
söz konusu dünya'ya 2.5 milyon ışık yılı uzaklıktaki andromeda galaksisi olduğunda, aradaki devasa mesafe yüzünden yürüyen kişi ile senin aranda devasa bir zaman kayması yaşanır.
sen bankta sabit otururken, yanından sadece yürüme hızıyla geçen kişi andromeda'ya doğru adım atıyorsa, onun "şimdi"si senin "şimdi"nden günlerce ileridedir. sen bankta otururken andromeda'da bir uzaylı konseyi dünya'yı gözlemlemek için bir görev gücü kurmayı henüz tartışıyor olabilir. ancak yanından yürüyerek geçen kişinin "şimdi"sinde o uzaylı filosu çoktan yola çıkmıştır bile.
biri için gelecekte olan bir olay, diğeri için çoktan geçmişte kalmıştır.
eğer senin için henüz gerçekleşmemiş bir "gelecek", evrendeki başka bir gözlemci için şu anki "şimdi" veya "geçmiş" olabiliyorsa, bu tek bir anlama gelir: gelecek çoktan yazılmıştır ve orada duruyordur.
uzay-zaman, dört boyutlu (üç boyutlu uzay ve bir boyutlu zaman) devasa, donmuş bir bloktur. bu bloğun içinde her şey aynı anda mevcuttur.
fatih sultan mehmet'in istanbul'a girdiği an, şu an bu entariyi okuduğun an ve güneş sisteminin milyarlarca yıl sonraki son anı.
burada en sık düşülen yanılgı şudur "bu kişiler teleskopla baksalar farklı şeyler mi görecekler?" hayır. ikisi de teleskopla baktığında ışığın dünya'ya ulaşması 2.5 milyon yıl sürdüğü için galaksinin çok eski halini görecekler.
paradoks, onların ne gördüğü ile ilgili değil, evrensel koordinatlarda tam şu an, o uzak noktada neyin gerçekleşmekte olduğu ile ilgilidir. matematiksel olarak, yürüyen kişinin evrenindeki "şu an" listesinde, uzaylı gemilerinin yola çıkması fiziksel bir gerçeklik olarak mevcuttur.
eğer yürüyen kişi için o gemiler zaten yola çıkmışsa, bu eylem evrende somut olarak var demektir. duran kişinin evreninde bu olay "gelecekte" olacak olsa bile, gelecekteki olay başkası için çoktan yaşandığından, o olay aslında hiç yoktan var olmamış, başından beri orada bekliyordur.
hepsi uzay-zaman bloğunun farklı koordinatlarında, tıpkı bir sinema filminin makarasındaki kareler gibi fiziksel olarak durmaktadır. bizler sadece bilincimizle bu sahneleri sırayla "oynatıp" zamanın aktığını zannederiz. evrensel boyutta zaman geçmez, o sadece vardır ve her an eşdeğer bir gerçekliğe sahiptir.
yıldızlararası (ınterstellar) filmindeki o meşhur sahneyi hatırlarsınız astronotlar devasa bir kara deliğin yörüngesindeki su kaplı miller gezegeni'ne inerler. orada geçirdikleri sadece 1 saat, dünya'da 7 yıla bedeldir. bu kurgu değil, tamamen fiziksel bir gerçektir.
peki kütle, zamanı nasıl bu kadar dramatik bir şekilde yavaşlatabilir?
einstein'dan önce yerçekimi, iki kütlenin birbirini görünmez bir iple çekmesi olarak düşünülüyordu (newton fiziği). einstein ise uzay ve zamanın birbirinden ayrılamaz, esnek bir doku olduğunu kanıtladı.
uzay-zamanı gergin bir trambolin gibi düşün. üzerine ağır bir bowling topu (örneğin dünya veya bir kara delik) koyarsan, trambolin aşağı doğru çöker ve bir çukur oluşturur. etrafından geçen her şey (hatta ışık ve zamanın kendisi bile) bu çukurun eğimine kapılır. kütle ne kadar büyükse, uzay-zaman o kadar derin bükülür.
zaman, kütle çekiminin güçlü olduğu yerlerde (kuyunun dibinde), zayıf olduğu yerlere (kuyunun yukarısına) kıyasla daha yavaş akar. sen devasa bir kütleye ne kadar yakınsan, zaman senin için o kadar "yoğun" ve yavaş geçer. ancak sen bu yavaşlamayı hissetmezsin, saatinin saniyesi sana göre yine normal hızında ilerler. fark, ancak kütle çekiminin zayıf olduğu bir yerdeki gözlemciyle karşılaştırma yaptığında ortaya çıkar.
bu teori sadece uzayın derinliklerindeki kara delikler için geçerli değildir, şu an cebindeki telefonun haritasının çalışmasını sağlayan şey tam olarak budur. dünyamızın kütlesi uzay-zamanı büker. biz yüzeyde olduğumuz için (kuyunun dibi), zaman bizim için yörüngedeki uydulara göre daha yavaş akar.
yerden 20.000 kilometre yukarıda dönen gps uyduları, dünya'nın kütle çekiminden daha az etkilenir. bu yüzden onların üzerindeki atom saatleri, dünya'daki saatlere göre günde yaklaşık 45 mikrosaniye daha hızlı çalışır.
uyduların yüksek hızından kaynaklanan özel görelilik etkisi de zamanı 7 mikrosaniye yavaşlatır. uyduların saati her gün bize göre 38 mikrosaniye ileri gider. eğer uyduların yazılımlarına einstein'ın genel görelilik formülleri eklenip bu zaman farkı her gün düzeltilmeseydi, harita uygulamaları sadece bir gün içinde 10 kilometrelik sapmalar yapardı ve tamamen işe yaramaz hale gelirdi.
eğer tramboline konan top o kadar ağır ve yoğunsa ki uzay-zamanı delip sonsuz bir kuyu oluşturuyorsa, buna kara delik diyoruz. bir kara deliğin "olay ufku"na (geri dönüşü olmayan sınırına) yaklaştıkça yerçekimi sonsuza doğru artar. dışarıdan seni izleyen biri için senin hareketlerin giderek yavaşlar ve olay ufku'na dokunduğun an onlar için zaman tamamen durur. sen dışarıdaki gözlemci için sonsuza dek orada donmuş bir görüntü olarak kalırsın.
buraya kadar okuyup hala beyninizi yakmadıysanız sıkı durun "bükülmüş blok evren" aklınızı alacak.
şimdiye kadar "şimdi" algımızı düz bir cam tabakası gibi düşündük. andromeda paradoksu'nda sadece yürüyerek bu tabakayı eğiyorduk. ancak işin içine devasa kütleleri (kara delikleri, yıldızları) kattığımızda, uzay-zaman tabakası artık düz değildir, erimiş bir plastik gibi çukurlarla ve girdaplarla doludur.
çorumda bankta oturan adamı unutun yeni bir düşünce deneyine geçiyor olayı ekstrem boyutlara taşıyoruz!
ahmet uzayın derinliklerinde, hiçbir galaksinin kütle çekiminden etkilenmeyen ve tamamen hareketsiz duran biri,
mehmet devasa bir kara deliğin olay ufku'nun hemen dışında, ışık hızına çok yakın bir hızla yörüngede dönen bir astronot.
bu düşünce deneyinde mehmet üzerinde iki farklı zaman bükücü güç aynı anda çalışır, hem inanılmaz hızlı hareket etmektedir (özel görelilik) hem de muazzam bir yerçekimi kuyusunun dibindedir (genel görelilik).
peki bu durum astronotumuzun mehmet'in andromeda galaksisi'ndeki "şimdi"sini nasıl etkiler? işte işlerin çığırından çıktığı an !
andromeda paradoksu'nda düz bir yolda yürüyen kişi, "şimdi" düzlemini sabit bir açıyla büküyordu. ancak astronotumuz kara deliğin etrafında dairesel bir yörünge çizmektedir. bu, onun hızının yönünün sürekli değiştiği anlamına gelir. bu dairesel hareket ve aşırı kütleçekimi birleştiğinde, mehmet'in andromeda'daki "şimdi" algısı sabit kalmaz zaman ekseninde devasa bir sarkaç gibi ileri geri şiddetle yalpalar.
astronot mehmet kara deliğin etrafında dönerken, dünya'ya (veya andromeda'ya) doğru yöneldiği saniyelerde onun "şimdi"si andromeda'nın geleceğine doğru milyonlarca yıl ileri sarar.
yörüngenin diğer tarafına geçip andromeda'dan uzaklaşmaya başladığı an, "şimdi" düzlemi aniden tersine yatar ve andromeda'nın geçmişine doğru milyonlarca yıl geri sarar.
astronot mehmet kendi saatiyle kara deliğin etrafında sadece 5 dakikalık tek bir tur attığında, evrensel "şimdi" eşzamanlılığı andromeda'da medeniyetlerin doğup çöktüğü milyonlarca yıllık bir tarihi ileri ve geri taramış olur.
blok evren hala geçerlidir, geçmiş, şimdi ve gelecek o devasa dört boyutlu yapının içinde hala aynı anda mevcuttur. ancak kütle çekimi ve hız birleştiğinde, o bloğun içinden kestiğimiz "şimdi" dilimleri düzgün kesilmiş ekmek dilimleri olmaktan çıkar. kara deliklerin, yıldızların ve hareket eden galaksilerin etrafında bükülen, kırışan, bazen kendi içine çöken kaotik bir zaman topografyasına dönüşür.
gelecek yazılmıştır ama kütle çekimi ve hız, o yazıyı okuma sıramızı ve hızımızı tamamen parçalar.