Fransız Councourt Ödülü'nü Kazanan Kamel Daoud'un Skandala Dönüşen İntihal Öyküsü
her kasım ayında, fransız edebiyatının önde gelen isimleri, paris’te eski tarz bir restoranın üst katında, lüks yemekler ve şarap eşliğinde toplanırlar ve fransız edebiyatının en büyük ödülünün sahibine karar verirler.
goncourt olarak adlandırılan ödülün kazananı, marcel proust ve simone de beauvoir gibi yazarları içeren dünya edebiyatı panteonuna girmeye adaydır. ödül aynı zamanda yazarlar için ciddi bir maddi kazanç sağlar. goncourt, vitrinlerde ön sıralarda yer almak, yabancı yayın hakları ve prestij anlamına gelir.
kasım 2024’te académie goncourt, ödülü fransa’da yaşayan, tanınmış cezayirli yazar kamel daoud’un bir romanına verdi. bu zafer, fransa ile eski sömürgesi arasındaki gergin bir döneme denk geldi. daoud iki ülkede de tanınan bir yazar olmasına rağmen, 2023’te fransa’ya taşındı; cezayir’de ne “yazabildiğini ne de nefes alabildiğini” söyledi. daoud’un fransız yayıncısı gallimard, daoud’un son romanı houris’i yayınladığı için 2024 cezayir kitap fuarı’na katılmaktan men edildi.
houris, uzun süredir tartışmalı olan bir konuyu ele alıyordu: cezayir’in iç savaşı ya da “kara on yılı”. 1990’lar boyunca hükümet ile silahlı islamcı gruplar arasında süren bu çatışmada ölü sayısına dair tahminler değişkendir; bazıları 200.000’e kadar çıktığını söyler. ülke genelinde sivillere yönelik katliamlar gerçekleşti ve bunların birçoğu daha sonra islamcı gruplar tarafından üstlenildi.
bu dönem hâlâ konuşulması hassas bir konu. 1999’da, silah bırakan islamcı militanlara hukuki af sağlayan bir yasa çıkarıldı. 2005’te ise uzlaşma yasası kabul edildi ve af kapsamı genişletildi. kötülük yapanlar cezalarını çekmeden konu kapandı.
kara on yıl hâlâ cezayir okullarında öğretilmiyor.
houris, cezayir’de yayımlanmadı ve hikâyeyi 26 yaşındaki bir kadın olan aube üzerinden anlatıyor. aube, çocukken, ocak 1998’de gerçek bir katliamın yaşandığı had chekala köyünde bir katliamdan sağ kurtulmuştur. romanda, teröristler aube’un ailesini öldürür ve boğazını bıçakla keser. bu saldırı boynunda büyük bir yara izi bırakır: kendi deyimiyle “gülüşü”. nefes alabilmek için aube trakeostomi geçirmiştir; yani nefes borusuna erişmek için boynu açılmıştır. bir kanül takar ve bunu bazen bir eşarpla gizler. “her zaman nadir ve pahalı bir kumaş seçerim,” der. ancak saldırının yaraları nedeniyle, yirmi yıl sonra bile sesi neredeyse duyulmaz hâle gelmiştir. onun için bu yara izi, birçok kişinin unutmak istediği bir tarihin işaretidir. “cezayir’de on yıl boyunca yaşadığımız her şeyin gerçek izi, en somut kanıtı benim,” der. roman 2018’de başlar. aube, bir kız çocuğuna hamiledir ve ona “houri” der; müslüman gelenekte cennetin bakirelerinden birinin adıdır bu. kürtajı düşünürken, katliamın yaşandığı yere geri döner. roman, aube ile doğmamış çocuğu arasında geçen bir iç monolog biçimindedir.
fransız ödül komitesi daoud’u “cezayir tarihinin karanlık bir dönemine, özellikle kadınların yaşadığı acılara ses verdiği” için övdü.
goncourt töreninden on bir gün sonra, bir kadın cezayir’de bir haber programına çıktı. mavi-beyaz çizgili bir gömlek giymişti; uzun saçları topuz yapılmıştı. bu, boynunu açıkta bırakıyordu ve boynuna bağlı, kanüllü bir solunum cihazı görünüyordu. tıpkı kitaptaki gibi derin bir kesik izi vardı kadının boynunda. kendini 30 yaşındaki saâda arbane olarak tanıttı. daoud’un, dedi, kişisel ayrıntılarını çalarak çok satan romanını yazmıştı. “bu benim kişisel hayatım, benim hikâyem. bunun nasıl kamuya açıklanacağına karar verecek tek kişi benim.” yirmi beş yıldır, dedi, “hikâyemi sakladım, yüzümü sakladım. insanların beni işaret etmesini istemiyorum.” ancak arbane, hikâyesini tüm detaylarıyla sadece psikiyatristine anlattığını söyledi. psikiyatristi, kamel daoud’un eşiydi.
arbane şimdi daoud’a karşı cezayir’de ve fransa’da dava açmış durumda; farklı davalar, onun tutumunu iki ayrı açıdan ele alıyor. cezayir’deki davası, izinsiz şekilde kullanılan tıbbi kayıtlarına odaklanıyor. fransa’da ise daoud ve yayınevi gallimard’a karşı özel hayatın ihlali ve iftira gerekçesiyle dava açıyor. daoud, bu iddiaların hiçbir dayanağı olmadığını ve eserinin cezayir’in kara on yılından pek çok hikâyeye dayandığını savunuyor. ayrıca bu davaların arkasında aslında, cezayir hükümetinin bulunduğunu ileri sürüyor.
cezayir’le ilgili haberlerin yakından takip edildiği fransa’da bu davalar, tarih, sömürgecilik ve uluslararası ilişkilerle ilgili daha geniş soruların içine çekilmiş durumda.
daoud’a karşı açılan dava, edebiyat dünyasını rahatsız eden pek çok soruya temas ediyor:
bir hikâye kime aittir? yaşayana mı, yazana mı? bir yarayı anlatmak, onu bir kez daha açmak mıdır?