Çok İlgi Alanı Olup Hiçbirinde Uzmanlaşmayanların Gizli Yeteneği: Örüntü Dokuyan Zihin
bir an düşün, tarayıcında kaç sekme açık şu an?
bazen yirmiyi geçebiliyor. biri antik roma belgeseli, diğeri ekşi maya ekmeği tarifi, bir diğeri yapay zeka üzerine teknik bir makale. evin bir köşesinde yarım bırakılmış bir online kurs, yanında tek bir video izleyerek alınmış bir hobi seti, üst rafta okunmayı bekleyen kitaplar. bu manzaraya bakıldığında içte iki ses çarpışır: "ne kadar zengin bir merak dünyası" ile "neden bir türlü bir şeye odaklanamıyorum?" çoğu zaman ikinci ses daha yüksek çıkar.
"yarım bırakılanlar mezarlığı"
birden fazla ilgi alanına sahip insanlar bu duyguyu çok iyi bilir. bir şeye başlanır, inanılmaz bir hevesle, sonra başka bir şey cezbeder ilgiyi ve elindeki proje kenara atılır. zamanla bu yarım kalmış "şeyler" yığınına farklı isimler takılır: "yarım okunanlar rafı." ya da daha acı bir isimle, "terk edilmiş hobiler mezarlığı" ve bu mezarlığa her yeni proje eklendiğinde tanıdık bir ses kulağa fısıldar: "yine mi başladık? neden bir şeyi nihayete erdiremiyorum?"
dünya şimdiye dek hep şunu söyledi: uzmanlaş, derin bir kuyu kaz, tek bir alana odaklan ve o alanın en iyisi ol. bu baskı sadece dışarıdan gelmez - içimizde de yerleşmiş, sessiz bir yargıya dönüşmüş durumda. "her şeyden biraz bilen, hiçbirinden anlamayan" lafı yıllarca kafaların içinde döner durur. ama ya bu hikayenin tamamen yanlış kurulmuş olduğunu söylesek?
dağınık değil, toplayan birisin
"pattern weaver mind" -türkçeye "örüntü dokuyan zihin" diye çevrilebilir, ama bu kavramın asıl karşılığı şu: görünürde doğrudan bağlantılı olmayan alanlar arasındaki gizli bağlantıları görebilen, farklı disiplinlerden iplikler toplayıp onları aynı halıda desen olarak dokuyabilen zihin tipi.
fikir şöyle çalışıyor: zihni devasa bir dokuma tezgahı gibi düşünelim. okunan her kitap, izlenen her belgesel, deneyip bırakılan her hobi - hepsi birer iplik. kimileri canlı kırmızı: 18. yüzyıl deniz tarihi üzerine edinilen bilgiler. kimileri sağlam gri: alınan muhasebe kursu. bir tanesi parlak altın: kısa ömürlü suluboya tutkusu.
uzman diye nitelendirilen kişilerin bin metrelik tek renkli ve uzun iplikleri vardır. bu, düz ve sağlam bir kumaş dokumak için harika. ama örüntü dokuyanların düzinelerce ve farklı uzunlukta iplikleri vardır. bu iplikler tek tek "işe yaramaz" görünebilir. ama bir araya geldiklerinde, hiçbir uzmanın tek başına üretemeyeceği karmaşık, özgün bir doku ortaya çıkar. dağınıklık hissi aslında tam olarak budur: henüz tamamlanmamış bir başyapıt için iplik toplama süreci. burada amaç kesinlikle uzmanlığı yermek değil, uzman bir alanda olmayan insanların aslında farkında olmaıdkları bir yetenekleri olabileceğini ortaya koymak.
steve jobs'ın kaligrafi dersi
bunu en güzel anlatan örnek steve jobs'ın hikayesidir. üniversiteyi bıraktıktan sonra kaligrafi derslerine girmeye başlamış. neden? sadece ilginç geldiği için. o dönem için tamamen "işe yaramaz" bir bilgi: yazı tiplerinin tarihi, serif ve sans-serif arasındaki farklar, harfler arası boşluk oranları...
yıllar sonra, ilk macintosh'u tasarlarken bir sorunla karşılaştı: o dönemin bilgisayarları sadece tek tip, çirkin yazı fontları kullanıyordu. ve o anda noktalar birleşti. kaligrafi dersindeki o "işe yaramaz" ipliği, bilgisayar mühendisliği dokusuna örüldü. sonuç: tarihin ilk güzel tipografiye sahip kişisel bilgisayarı.
bu yenilik daha derin bir kuyu kazan bir bilgisayar bilimcisinden gelmedi. sanat ile teknoloji arasına köprü kuran bir örüntü dokuyucusundan geldi. örüntü dokuyan bir zihin de her gün tam olarak bunu yapıyor -henüz görülemeyen bir başyapıt için iplik biriktiriyor.
adhd mi, yoksa başka bir şey mi?
nöroçeşitlilik hakkında konuşmaların arttığı bugünlerde, birçok insan kendine soruyor: "ben mi dağınığım, yoksa adhd mi var bende?"
ikisi arasında gözlemlenebilir davranış açısından örtüşme var: yeni konulara yoğun ilgi, projelere hevesle başlayıp yarım bırakma, düşünceden düşünceye doğrusal olmayan bir şekilde atlama... ama asıl fark, bu davranışların neden kaynaklandığında gizli.
adhd, öncelikle yürütme işlevi üzerinde zorluklar yaratan klinik bir durumdur. dürtü kontrolü, çalışma belleği ve dikkat düzenlemesi etkilenir. dikkat kayması çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir; istem dışıdır.
örüntü dokuyan zihin ise farklı bir motordan beslenir: merak bolluğundan. dikkat eksikliği değil, merak fazlası. odaktan kopmak değil, yeni ve ilgi çekici bir bağlantıya aktif olarak yönelmek.
şöyle düşünelim: bütçe tablosunda çalışılırken her ses ve bildirimden rahatsız olup göreve odaklanmakta güçlük çekiliyorsa, bu odaklanmayla ilgili bir zorluk olabilir. ama o tabloyu yaparken grafik tasarım kursundan öğrenilen bir veri görselleştirme tekniği hatırlanıp bütçeyi daha anlaşılır kılmak için yeni bir grafik tasarlanıyorsa bu örüntü dokumaktır. sorundan kopulmadı; farklı iki alan birleştirilerek daha iyi bir çözüm üretildi.
tabii ikisi birlikte de var olabilir. adhd olan birçok insan, yürütme işlevi zorluklarıyla başa çıkma stratejileri geliştirdiğinde, aynı zamanda güçlü bir örüntü dokuyucu olduğunu da keşfeder.
entegrasyon çağına hoş geldin
nesiller boyunca bir alanda uzmanlaşmak altın değerindeydi, ki hâlâ öyle. sanayi çağı bunu ödüllendirdi, bilgi çağı bunu mükemmelleştirdi. fakat şimdi farklı bir döneme giriliyor: entegrasyon çağı. ve bu çağda tablolar değişiyor.
yapay zeka, derin ve sınırları net görevlerde giderek daha iyi hale geliyor. tek bir alanda devasa veri setlerini analiz etmek, tekrarlayan ve uzmanlık gerektiren görevleri tamamlamak - bunlarda yapay zekayla yarışmak giderek zorlaşıyor. ama yapay zekanın hâlâ yetersiz kaldığı bir şey var: bağlam, sezgi ve birbirinden uzak alanlar arasında yaratıcı sıçramalar yapmak, örüntü oluşturmak.
yapay zeka dünyanın en iyi jeologu olabilir. ama jeoloji, sanat tarihi ve tedarik zinciri yönetimini birleştirerek devrimsel yeni bir ürün malzeme yaratamaz. bu insan dokunuşu gerektirir. bu, bir örüntü dokuyucu gerektirir. derin kuyularla dolu bir dünyada, en değerli insan; su kanalı inşa edendir.
özgeçmiş dağınık değil, derinlikli
örüntü dokuyan zihinlerin sık yaşadığı bir başka sancı var: cv'lerinin "tutarsız" görünmesi. barista olarak başlamak, proje yöneticisi olmak, freelance yazarlığa geçmek... geleneksel bir işe alım uzmanı bunu "sık iş değiştirmek ve alakasız işlerde çalışmak" diye okuyabilir. fakat bu deneyimler başka türlü çerçevelenebilir: barista olarak yoğun baskı altında müşteri hizmeti ve verimlilik öğrenildi. bu sistem düşüncesi proje yönetimine taşındı. yazarlık becerileri, takım içi sürtüşmeyi azaltacak net dokümantasyon yazmak için kullanıldı. bu bir tutarsızlık hikayesi değil, bu bir sentez hikayesidir. iş değiştirilmedi -beceri koleksiyonu genişletildi ve her seferinde birbirine bağlandı.
pratik araçlar: üç teknik
kavramsal olarak yeniden çerçevelemek güzel, ama nasıl somutlaştırılır?
1. fikir defteri (idea ledger)
zihin bir fikir şelalesidir ve bu şelale çok hızlı akar. bir defter ya da notepad uygulaması açılır, iki sütun oluşturulur: "kıvılcım" ve "bağlantı." kıvılcım sütununa öğrenilen ilginç şey yazılır -mesela mantarların yer altında nasıl iletişim ağı kurduğu. bağlantı sütununa sorulur: bu bana ne hatırlatıyor? bunu başka nerede kullanabilirim? belki bu merkezi olmayan iletişim modeli ekip yönetimine uygulanabilir. bu basit alışkanlık, beyni bilinçli örüntü aramaya yönlendirir.
2. beceri dokuma (skill weaving)
özgeçmiş kronolojik bir iş listesi olarak değil, birbirine bağlı beceriler portfolyosu olarak çerçevelenir. yapılanlar arasındaki ipliği gösteren bir hikaye anlatılır -sadece sıralanan başlıklar değil.
3. merak koşuları (curiosity sprints)
"kodlamayı öğreneceğim" gibi geniş ve korkutucu bir hedef yerine, kısa bir süre tanınır: "önümüzdeki dört haftada python üzerine bir merak koşusu yapacağım. amacım sadece basit bir web uygulaması inşa etmek." dört hafta sonunda devam edip etmemekte tam bir özgürlük var. bırakılırsa suçluluk yok -bir koşu başarıyla tamamlandı ve tezgaha yeni bir iplik eklendi.
terk edilen hobilerin mezarlığı değil
başa dönelim; o "terk edilmiş hobiler mezarlığı"na. şimdi ona farklı bir açıdan bakalım. o mezarlık bir başarısızlık alanı değil. büyük inovasyonların yeşereceği verimli ve zengin topraklardır. her yarım bırakılan proje, el değmemiş sayfaları olan kitap, her geçici takıntı o toprağı sürekli besledi - ve gerçekten özgün bir şey üretebilmek için gereken nadir besinleri verdi. dünyanın daha önce görmediği bir şeyi.
tezgahınıza sahip çıkın, ipliklerinizi değerli bilin ve hayatınız olan o karmaşık, derin, kendine özgü dokunun gururunu taşıyın.