Çağımızın Görünmez Vebası Dopamin Bağımlılığı Olabilir mi?

Telefon kaynaklı dopamin bağımlılığı, aslında görünenden daha büyük bir sorun mu?
Çağımızın Görünmez Vebası Dopamin Bağımlılığı Olabilir mi?

dopamin bağımlılığı... bence çağımızın yeni vebası budur. şimdilik bu meseleye insanlar pek dikkat etmiyor ama gelecekte bununla mücadelenin ilk okul düzeyine kadar ineceğini düşünüyorum.

burada bütün bağımlılıkların dopamin kaynaklı olduğunu iddia etmiyorum tabii. demek istediğim çoğu bağımlılığın merkezinde bunun olmasıdır.

sabah vakti yataktan uyandığımızda o gün harcayabileceğimiz dopaminin miktar bellidir. mesela her sabah uyandığımızda dopamin deposu yüz birim dolu olsun diyelim.

günlük işlerimizi yaparken bizler bu depodaki dopamini kullanırız. diyelim ki arkadaşımızla buluştuk, vücudumuz beş birim dopamin salgılar. akşam vakti sinemaya gideriz, sistem bize otuz birim dopamin verir. o gece flört ettiğimiz insana yazarız, yirmi birimlik dopamin tadarız. bu şekilde günün görevlerini tamamlayıp idareli bir şekilde kullandığımız dopamin sayesinde çeşitli faaliyetlerde bulunuruz.

sistem bize diyor ki çık şunu yap, sana şu kadar ödül vereceğim.

bizler de bunu tekrar ederek hayattan keyif almamızı sağlayacak etkileşimlerde bulunuruz. bir süre sonra bu otomatikleşir. hobiler edinir, neler yapmayı sevdiğimiz sorulduğunda uzun uzadıya konuşuruz.


tam burada duralım ve senaryoyu baştan yazalım

hikayemizin kahramanı sabah uyanır, yatakta reels izler ve on birim dopamin harcar. öğle yemeğinde telefonundan oyun oynayıp 30 birim dopamin harcar. akşam eve gittiğinde ise müstehcen içerik izler ve kalan dopamini tek seferde zehir gibi yutar. kahramanımızın uyumasına henüz iki saat vardır ancak hiçbir şey yapası yoktur. yatakta uyuşuk uyuşuk uzanırken reels kaydırmaya devam eder.

ve dopamin döngüsü bozulmaya başlar.

zihni ona der ki, "kardeşim senin milletle buluşmama gerek yok ki. aç internetten video izle." yine aynı ses, bir başka insana "sadece bacak fotoğrafı paylaşayarak ilgi görebilir, mutlu olabilirsin." der. her gün saatlerce hazırlanıp makyaj yapmana gerek yoktur. ambalaj halinde piyasaya sürülen fotoğraflar senin işini görür.

bu noktadan sonra işler karışmaya başlar. dopamini kısa yoldan, sadece birkaç tuşa basarak almak varken zahmetli olan işler bir kenara itilir.

yeni oyunlar, videolar ya da takip istekleri zihnimizde dopamin bombaları gibi peş peşe patlar. normal şartlarda üç senede tanıyıp sohbet edeceğimiz kadar insanla bir haftada konuşuruz.

istismar edilen ödül döngüsüyle beraber bu yenilik arayışı hızlanır.

bu sayede bir insanda, bir "anda" veya bir hedefte durmak gerelsiz ve hatta anlamsız hale gelir.

bir insanı tanıma sürecinde azar azar tadılan dopamin gereksizdir. mesela adamın teki sırf birkaç paylaşımınız için size iltifatlar düzer. belki de o gece sosyal çevrenizden bir ayda alamayacağınız dopamini elde edersiniz. bir başkası ise on ayrı video veya oyun arasında gezinip cinselliği, kahramanlığı veya bir şeyler başarmayı tadar.

böyle böyle ok yaydan çıkar ve bağımlı olursunuz. hiçbir şey tek tuşla dopamin deposunu saniyeler içinde tüketen bir rakiple baş edemez. bu yaşandığında insanlar hobilerini, rutinlerini terk ederek bir sonraki dopamin çoşkusu için gereken yeniliği ve aşırılığı arar.

ama bu meseleyi sadece cinsellik veya ilişkiler bazında ele almayın. başka bir örnek vermem gerekirse, bugün sosyal medyada dünyayı gezerek paylaşım yapan çoğu insan aslında aynı batağa saplanmıştır. bir insanın dopamin bağımlısı olması için doğrudan müstehcen içeriklere veya olası bir partnere ihtiyacı yoktur.

her ay başka ülkede gönderi paylaşan insanlara bakın. bu insanlar bir süre sonra sırf yenilik arzusuyla gezip tozarlar. bir çoğu daha önce gittiği bir ülkeye ikinci defa gitmek istemez çünkü orayı "zaten" görmüşlerdir. gerçekte bu kişiler gezinin tadını çıkarmak yerine, geziye ait fotoğraf ve videoları paylaştıktan sonra elde edecekleri etkileşimin sağladığı dopamine bağımlıdır. yani bu insanlar bir yere gitmekle ilgilenmiyor, onlar içini takipçileriyle doldurduğu bir bavulun kapağını açarak yeni bir sahne düzeni önünde dopamin beklentisi içine giren kişilerdir.

hatırlarsanız bundan birkaç sene önce sözlükte flörtleşmek övülüyordu. gününüzde ise herkes flört etmenin anlamsız bir hale gelmesinden dert yakınıyor. aslında bu bizlere, toplum olarak flört etmenin sağladığı dopamini tükettiğimizi gösteriyor. diğer her bağımlılıkta olduğu gibi bir süre sonra duyarsızlaşan reseptörler kendini buna göre ayarlıyor ve günlük dozumuzdan zevk almamaya başlıyoruz. sistemi istismar etme biçimi hep aynı kalır, şema kendini tekrarlar. sadece akımlar, yüzler, insanlar değişir. dopamini istismar edecek enstrüman çeşitliliği ise sonsuzdur.

işin kötüsü ise bunun farkında bile olmamaları. birazcık flörtten ne zarar gelir ki? ya da biraz bilgisayar oyunu, birkaç video size ne kaybettirir ki?

çok şey.

gerçek şu ki; hiçbir insan, hiçbir hayat bu sağlıksız çeşitliliğin sağladığı dopamin hazzıyla baş edemez.

hatta bu insanlar hayalini kurdukları o "biricik" kişiyi bulduklarında onu da kıyma makinesine atacaklarının farkında değiller.