Bose'un Arabayı Engellerden Zıplatabilen Süspansiyon Projesi Neden İptal Oldu?

Birçoğumuz Bose markasını kaliteli kulaklık ve hoparlörleriyle tanıyoruz. Oysa Bose’un kurucusu Dr. Amar Bose, otomotiv dünyasında da devrim yaratabilecek bir süspansiyon teknolojisine imza atmıştı.
Bose'un Arabayı Engellerden Zıplatabilen Süspansiyon Projesi Neden İptal Oldu?

birçoğumuz bose markasını kaliteli kulaklık ve hoparlörleriyle tanıyoruz. oysa bose’un kurucusu dr. amar bose, otomotiv dünyasında da devrim yaratabilecek bir süspansiyon teknolojisine imza atmıştı. bu aktif süspansiyon sistemi o kadar ileriydi ki araç bozuk yolda bile düz kalabiliyor, hatta küçük engellerin üzerinden "zıplayabiliyordu" -evet yanlış okumadınız, zıplamak. yıllar süren ar-ge ve milyonlarca dolarlık yatırım sonrasında bile, bu "sihirli halı" gibi konfor sunan süspansiyon hiçbir zaman seri üretime geçemedi. peki nasıl çalışıyordu bu sistem, kimler geliştirdi, neden üretilemedi ve başka nerelerde kullanılabilir?


teknik detaylar: bose süspansiyonu nasıl çalışıyor?

bose’un elektromanyetik süspansiyon tasarımı, tekerleklerin hareketini anbean kontrol ederek sarsıntısız bir yolculuk sunmayı hedefliyordu. her bir tekerleğe bağlı "lineer elektromanyetik motorlar" ve sensörler, yol yüzeyindeki bozuklukları algılayıp anında tepki verecek şekilde merkezi bir işlemciye bağlıydı. kısaca, geleneksel amortisör ve yayların yerini alan bu elektromotorlar, tekerleği milisaniyeler içinde yukarı veya aşağı hareket ettirerek çukurlara "içeri doğru" esneyip tümseklerde "dışarı doğru" çekiliyordu. bu sayede araç gövdesi neredeyse düz bir hatta ilerleyebiliyor ve yolcular adeta havada süzülüyormuş gibi hissedebiliyordu.

bu sistem viraj ve fren gibi durumlarda da büyük avantaj sağlıyordu. ani frenajda öne yığılma (dalma) veya hızlanmada arkaya yatma hareketini aktif olarak dengeliyor; keskin virajlarda gövdenin yana yatmasını engelleyerek savrulmayı minimuma indiriyordu. sonuç olarak hem konfor hem de yol tutuş konusunda olağanüstü bir performans elde ediliyordu. nitekim bose projesinin baş mühendislerinden neal lackritz, teknolojinin amacını "aracı her an düz ve dengede tutmak" diye özetliyordu. bunu mümkün kılmak için bose mühendisleri tekerlek başına birer güçlü lineer motor, bunları besleyen yüksek güçlü amplifikatörler ve gelişmiş algoritmalar kullandı. sistem, enerjinin bir kısmını çukura girerken geri kazanarak verimli çalışıyor ve toplamda bir otomobil klimasının üçte biri kadar elektrik tüketiyordu. ayrıca ön akstaki modüller macpherson tipi, arka akstakiler ise çift salıncaklı bağlantılarla entegre edildi; araca binen temel yükü taşımak için torsiyon çubukları (yaylar) kullanıldı. kısacası bose’un yaklaşımı, hoparlörlerdeki elektromıknatıs teknolojisini araca uyarlayarak, klasik hidrolik veya hava süspansiyonlarına kıyasla çok daha hızlı tepki veren bir düzenek ortaya çıkarmaktı.

tarihçesi: fikir nasıl doğdu ve geliştirildi?

bu sıra dışı süspansiyon fikri ilk olarak 1980 yılında dr. amar bose’un aklına geldi. bose, o yıllarda ideal süspansiyon performansı üzerine beş yıllık kapsamlı bir matematiksel analiz yaptı ve mevcut teknolojilerin sınırlarını bir kenara bırakarak teoride neyin mümkün olduğunu inceledi. bu araştırma, konfor ve kontrolü aynı anda radikal biçimde iyileştirebilecek bir tasarımın mümkün olduğunu gösteriyordu. hidrolik veya pasif sistemler istenen hız ve hassasiyete ulaşamazken, elektromanyetik aktüatörlerin gereken tepki hızına ve gücüne erişebileceği sonucuna varıldı. bose, ses sistemlerindeki uzmanlığının da verdiği cesaretle rotasını elektromıknatıslı motorlara çevirdi. elbette böyle bir sistem kurmak kolay değildi: lineer elektromotorların geliştirilmesi, yüksek güçlü fakat verimli amplifikatörler tasarımı, anlık kararlar verecek kontrol algoritmaları ve o döneme göre süper hızlı mikroişlemciler gerekliydi. bose şirketi bu alanların ilk üçünde (motor, amplifikatör, kontrol yazılımı) bizzat ilerleme kaydederken, işlemci teknolojisindeki gelişmeleri de yakından takip etti.


skunkworks: "project sound"

proje şirket içinde "project sound" kod adıyla yürütülen bir "skunkworks" (gizli ar-ge) çalışmasıydı. amar bose, hem akademisyen (mıt profesörü) hem de şirket yöneticisi olarak, bu işe büyük bir tutkuyla yıllarını verdi. yaklaşık 25-30 yıl süren geliştirme süreci boyunca bose’un bu projeye 100 milyon dolar gibi devasa bir bütçe ayırdığı rivayet ediliyor. ilk somut sonuçlar ise 2000’lerin başında alınmaya başlandı. prototip sistemi denemek için seçilen araç, lüks segmentten bir sedan olan lexus ls400 oldu. 1990’ların başında üretilmiş bu lexus, bose mühendislerince elektromanyetik süspansiyonla donatıldı ve 2004 yılında halka açık gösterimlerde kullanıldı. araç, tümseklere karşı tekerleklerini bilinçli bir şekilde yukarı-aşağı hareket ettirerek neredeyse hiç sarsıntı olmadan yol alıyor, izleyenleri hayrete düşürüyordu. bose’un tanıtım videolarında iki aynı model lexus’u yan yana göstererek birinin diğerine göre ne denli dümdüz gittiği vurgulandı. hatta aynı prototip, 2016 yılında yayınlanan bir gösteride küçük bir engelin üzerinden zıplayarak milyonlarca kişinin ağzını açık bıraktı.

bose’un aktif süspansiyon sistemiyle donatılmış lexus ls400 prototipi, inanılmaz gösteriler yapabiliyordu. ne var ki bu prototip bile sonunda parçalara ayrılarak satıldı ve teknoloji otomobillerde ticarileşemedi.

bose’un "mucizevi" süspansiyonu, konsept olarak büyük övgü toplamasına rağmen uzun süre gizli tutuldu. ta ki bose 2000’lerin ortasında sistemi otomotiv üreticilerine göstermeye başlayana kadar... 2007 yılı civarında honda, jaguar, mercedes-benz ve ferrari gibi üreticilerin bile projeyle ilgilendiği bildirildi. ancak amar bose, o dönemde açıkça belirtti: bu sistem ancak çok yüksek fiyatlı lüks araçlara uygun olabilirdi, çünkü maliyeti ve karmaşıklığı ortalamayı aşıyordu. bose ekibi ağırlığı azaltmak, motorları ve elektronik aksamı araçlara entegre edilebilir hale getirmek için çalışmalar yapmış olsa da, nihai olarak proje bir türlü ticari programa alınamadı. ilk hedeflenen takvimde 2009 yılında piyasaya sürmek vardı, fakat firma sistemin aşırı ağır ve maliyetli olması nedeniyle lansmandan vazgeçtiğini duyurdu.
neden seri üretime geçemedi?

böylesine parlak bir fikir neden rafa kalktı diye merak etmemek elde değil. bose’un aktif süspansiyonunun kaderini belirleyen iki ana etken vardı: ağırlık ve maliyet

- aşırı ağırlık: klasik amortisör/yay sistemine kıyasla elektromanyetik aktüatörler ve onların gerektirdiği altyapı (motorlar, güç kaynakları, kontrol üniteleri vb.) oldukça ağırdı. bu ekstra ağırlık araca bindiğinde, aracın yakıt ekonomisini olumsuz etkiliyordu. özellikle 2000’lere gelinirken sıkılaşan yakıt tüketimi ve emisyon standartları (örneğin abd’deki cafe standartları) üreticileri her gramı hesaplamaya zorlamıştı. bose’un "proaktif" süspansiyonu ise o günün şartlarında bu denkleme sığmıyordu; araca kattığı kilogramlar, sağlayacağı konfora rağmen önemli bir dezavantajdı.

- yüksek maliyet: elektromanyetik süspansiyon, içindeki gelişmiş bileşenler nedeniyle son derece pahalıydı. bose firması yıllar içinde prototip maliyetlerini düşürmeye çalışsa da, geleneksel süspansiyonla kıyaslandığında üretim ölçeğinde ekonomik görünmüyordu. amar bose, 2000’lerde verdiği demeçlerde sistemin maliyeti yüzünden yaygın kullanılamayacağını, ancak lüks segmentte düşünülebileceğini ifade etmişti. nitekim planlanan 2009 çıkışı da "sistemin ağır olması, arabayı hantallaştırması ve yüksek maliyet" gerekçeleriyle iptal edildi. bose süspansiyon sistemi, mühendislik olarak başarıya ulaşsa da ticari fizibiliteye takıldı.

bunların yanı sıra, sistemin geliştirme döneminde elektronik ve kontrol teknolojilerinin sınırları da zorlanıyordu. yüksek hızlı sensörler, anlık tepki verecek işlemciler o dönemde pahalı ve nispeten yeni teknolojilerdi. zaman içinde bu altyapı ucuzlasa da bose, kendi başına hem donanım hem yazılım geliştirmenin yükünü uzun süre taşıdı. sonuç olarak, 2010’lara gelinirken şirket projenin ticari bir çıkmaz olduğunu kabullenmek zorunda kaldı. 2016’da bose yöneticileri aktif süspansiyon projesinin fişini resmen çektiklerini açıkladılar.


potansiyel kullanım alanları ve geleceği

bose’un aktif süspansiyonunun doğrudan otomobillerde kullanılamamış olması, bu fikrin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. aksine, bu yenilikçi teknolojinin tohumları başka alanlarda filizlenmeye başladı bile:

- lüks ve performans otomobilleri: bose’un geliştirdiği konsept, bir süre rafa kalktıktan sonra clearmotion adlı bir girişim tarafından devralındı. bose, 2017’de projeyle ilgili tüm patent ve prototipleri (hatta geliştirdiği kamyon koltuğu süspansiyon işini) clearmotion şirketine sattı. clearmotion ekibi, bose’un fikirlerini daha basit ve hafif bir düzene dönüştürmek için çalıştı. elektromıknatıs yerine elektro-hidrolik bir aktüatör kullanan yeni nesil sistem, nihayet 2025 yılında çinli elektrikli otomobil üreticisi nıo tarafından skyride adıyla ilk kez seri üretimde sunuldu. nıo et9 adlı lüks sedan modelinde kullanılan bu tam aktif süspansiyon, araçta adeta "sihirli halı" etkisi yaratarak bozuk yolları hissettirmiyor. dahası, araç park halinde alçalıp yükselerek yolcu binmesini kolaylaştırmak veya olası bir çarpışma öncesi anında yükselip darbe hizasını ayarlamak gibi "akıllı" işlevler de sunabiliyor. bu gelişme, bose’un yıllar önceki hayalinin geç de olsa gerçeğe dönüşmeye başladığını gösteriyor. üstelik porsche gibi spor otomobil devleri de clearmotion ile lisans anlaşmaları imzalayarak bu teknolojiyi kendi araçlarına uyarlamayı planlıyor. yani yakın gelecekte pahalı lüks otomobillerde bose’un mirası olan aktif süspansiyon sistemlerini görmemiz çok muhtemel.

- ağır vasıta ve ticari araçlar: bose, otomobiller için geliştirdiği sistemi doğrudan satamamış olsa da, onun bir yan ürünü olarak bose ride adında bir kamyon sürücü koltuğu piyasaya sürdü. 2010’da tanıtılan bu aktif koltuk süspansiyonu, uzun yol kamyon şoförlerinin maruz kaldığı sarsıntıları azaltmak üzere tasarlanmıştı. bose ride, kamyon koltuğunu bağımsız bir elektromekanik süspansiyon tabanına oturtarak sürücüye konforlu bir sürüş sağladı ve ciddi bel sırt ağrılarını azaltmayı hedefledi. ileride benzer teknolojiler, otobüsler veya özel askeri araçlar gibi alanlarda da kullanılabilir -zira bu araçlarda ağırlık ve maliyet, binek otomobillere göre daha tolere edilebilir düzeydedir.

- tren ve raylı sistemler: aktif süspansiyon kavramı, sadece lastik tekerlekli taşıtlarla sınırlı değil. yüksek hızlarda daha konforlu ve güvenli yolculuk sağlamak amacıyla trenler için de aktif süspansiyon teknolojileri uzun süredir araştırılıyor. literatürde, raylı araçlarda aktif süspansiyonun yolcu konforunu artırmada ve bakım maliyetlerini düşürmede büyük potansiyel taşıdığı vurgulanıyor. özellikle virajlarda yatılmasını azaltan tilting (eğim alan) tren sistemleri, aktif süspansiyonun başarılı bir uygulaması olarak yıllardır kullanılıyor. gelecekte manyetik kaldırma (maglev) trenleri veya gelişmiş hızlı tren setlerinde bose’un elektromanyetik yaklaşımına benzer ilkelerin uygulanmasıyla, daha pürüzsüz seyahatler mümkün olabilir.

- diğer uygulamalar: aktif süspansiyonun prensipleri, temelde titreşim ve sarsıntıyı anında zıt yönde bir kuvvetle bastırmaya dayanır. bu prensip; inşaat (deprem sönümleyici sistemler), denizcilik (dalga sönümleyen tekne koltukları) ve hatta uçak iniş takımları gibi alanlarda da kullanılmaktadır. bose’un otomotiv için geliştirdiği teknoloji de dolaylı olarak bu alanlardaki ar-ge çalışmalarına ilham vermiştir. örneğin, otonom araçlar yol yüzeyini önceden haritalandırıp süspansiyonu buna göre hazırlayarak konforu artırma yönünde çalışmalar yapıyor -ki bose’un vizyonunda da benzer bir önceden tepki (proaktif kontrol) fikri vardı.

sonuç olarak, bose’un elektromanyetik süspansiyon macerası başlangıçta ticari bir başarısızlık gibi görünse de, teknoloji dünyasında önemli bir iz bıraktı. amar bose’un "imkansız" denileni başarma tutkusu sayesinde aktif süspansiyon konsepti onlarca yıl ileriden gitmiş oldu. bugün o vizyon sayesinde araç süspansiyonlarında devrim niteliğinde gelişmeler görüyoruz. belki de yakında hem arabalarımızda hem trenlerimizde bozuk yolları hissetmeden, adeta havada süzülürcesine yol alacağız -tıpkı bose’un hayal ettiği gibi.

kaynaklar