Bilim Kurgunun Kendine Has Kraliçesi Ursula K. Le Guin'i Farklı Kılan Özellikler
ursula k. le guin... bilim kurgu ve fantezi raflarına hapsedilmeye çalışılsa da, aslında edebiyatın en baba filozoflarından biri olan, antropolojiyi alıp hamur gibi yoğurarak bakın insanlık halleri böyledir, cinsiyet dediğiniz şey şu kadar akışkandır, mülkiyet dediğiniz şey aslında bir hırsızlıktır diye önümüze koyan teyzemiz.
genelde bizim ortamlarda harry potter ile yüzüklerin efendisi arasına sıkışmış zihinler, kendisini büyücü okulu var yeaa sığlığında yerdeniz serisiyle tanır. oysa o seride ged'in gölgesiyle yüzleşmesi, düpedüz jungian bir psikolojik analizdir; kötülüğü yenmek değil, kendi karanlığını kabul etmek ve bütünleşmek üzerine kurulu bir taoizm dersidir. millet asa sallayıp latince kelimeler bağırmayı büyü sanırken, ursula ablamız bir şeyin gerçek ismini bilmek, onun özüne hakim olmaktır diyerek dil felsefesinin dibine vurur.
mülksüzler ile yaptığı ise apayrı bir seviyedir. anarşizmi bir kaos ve molotof edebiyatından çıkarıp, işleyen veya işlemeye çalışan bir toplumsal model olarak; eksikleriyle, gedikleriyle, sahip olma dürtüsünün bireyi nasıl çürüttüğüyle ilmek ilmek işlemiştir. kendi yarattığı ütopyaya bile muğlak ütopya diyecek kadar entelektüel namus sahibidir. yani öyle devleti yıktık, her şey süper oldu kolaycılığına kaçmaz; anarşist bir toplumda bile mahalle baskısının nasıl yeni bir otoriteye dönüşebileceğini, sistemin her türlü yozlaşabileceğini tokat gibi çarpar yüzümüze.
hard sci-fi seven, yani uzay gemisinin motor torkuyla veya ışın kılıcının çalışma prensibiyle ilgilenen teknokrat abilerimiz pek hazzetmeyebilir. zira ursula, teknolojinin değil, o teknolojiyi kullanan toplumun, kültürün ve insan ilişkilerinin bilimkurgusunu yapar. karanlığın sol eli'nde kral hamiledir cümlesini kurduğunda sene 1969'du. bugün twitter'da toplumsal cinsiyet üzerine ahkam kesenlerin çoğu, onun o yıllarda kurduğu felsefi altyapının yanına bile yaklaşamaz.
ejderhalardan bahsederken bile aslında insanın içindeki o bitmek bilmez iktidar hırsını, korkularını ve yalnızlığını anlatan; feminizmi, ekolojiyi ve anarşizmi slogana dönüştürmeden, hikayenin ta kendisi yapan büyük yazar. devrimci sıfatını lafta değil, kurduğu cümlelerin mimarisinde taşıyan nadir insanlardan.