Atatürk, Hacca Gitmeyi Yasakladı mı?
tarihî gerçeklerle yüzleşmeden yapılan yorumlar, kolayca kara propagandaya dönüşebilir. mustafa kemal atatürk’ün hac ibadetini “yasakladığı” iddiası da bu bağlamda sıkça çarpıtılan konulardan biridir. oysa mesele, ne bireysel inançlara müdahale ne de islam’ın şartlarına karşı bir tavırdır. mesele, o dönemin zorunluluklarıyla alınmış geçici ve idari bir karardır.
1926 yılında suudi arabistan’daki hac organizasyonlarının düzensizliği, bulaşıcı hastalıkların yayılması ve can güvenliği riskleri türkiye cumhuriyeti’ni harekete geçirmiştir. o dönemde osmanlı’dan kalan hac organizasyon yapısı çökmüş, birçok hacı adayı medine'de, mekke yollarında perişan olmuştur. bu yüzden, sağlık bakanlığı’nın ve dışişleri’nin raporları doğrultusunda, bir süreliğine hacca toplu gidişler durdurulmuştur. bu, bir yasaklama değil, bir koruma önlemidir.
atatürk, dinin hurafelerden arındırılması gerektiğini savunmuş, akıl ve bilimle barışık bir inanç anlayışının yanında durmuş bir liderdir. laiklik ilkesinin amacı da budur: devletin dini işlere yön vermemesi ama aynı zamanda vatandaşın inancını özgürce yaşayabilmesinin önünü açmak.
bugün hac ibadeti serbestçe yapılabiliyorsa, bu; çağdaş, laik, hukuk temelli bir devlet yapısının güvencesidir. atatürk'ün mirası da budur: dini istismar değil, inanca saygı.
mustafa kemal atatürk hacca gitmeyi yasaklamadı. bu konuda zaman zaman yanlış bilgiler dolaşmaktadır. gerçekte, atatürk döneminde hacca gitmek yasal olarak serbestti, ancak bazı pratik zorluklar ve devletin laiklik politikaları çerçevesinde aldığı bazı kararlar nedeniyle hac yolculukları sınırlı ölçüde yapılabiliyordu.
atatürk döneminde hiçbir kanun veya genelgeyle hac yasaklanmamıştır. türkiye cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra laiklik ilkesine geçilirken dinî inançlara kişisel bir alan tanınmış, ancak devletin dinî işlerden kurumsal olarak uzak durması sağlanmıştır. 1920'li ve 1930'lu yıllarda türkiye’nin suudi arabistan ile diplomatik ilişkileri zayıftı. o dönemde hacca gitmek için kara ve deniz yolculuğu gerekiyordu, bu da çok zahmetli ve tehlikeli bir süreçti. osmanlı döneminde hac organizasyonlarını devlet yaparken, cumhuriyet ile birlikte bu görev bireylere bırakıldı. bu da organizasyon eksikliğine yol açtı.
1924’te kurulan diyanet işleri başkanlığı, hac organizasyonlarıyla ilgilenmeye başladı. ancak 1930’lu yıllarda bu tür dinî organizasyonlarda aktif bir rol üstlenilmedi; çünkü laiklik politikaları gereği diyanet’in görevleri daha çok dinî bilgilendirme ile sınırlıydı. 1950’li yıllarda (demokrat parti döneminde) türkiye’den hacca gitmek yeniden kolaylaştı ve diyanet bu alanda daha aktif olmaya başladı.
atatürk döneminde hukukî bir hac yasağı yoktur. ancak ulaşım zorlukları, organizasyon eksikliği ve dönemin siyasi şartları nedeniyle fiilen çok az kişi hacca gidebilmiştir. bu nedenle bazı çevrelerde yanlış bir şekilde “hac yasaklandı” algısı oluşmuştur.