SİNEMA 31 Mart 2026
815 OKUNMA     13 PAYLAŞIM

Yeryüzündeki En Bilge İnsanlardan Werner Herzog'un Mutlaka İzlemeniz Gereken Belgeselleri

Son olarak nihilist penguen ile yeniden gündeme gelen Alman yönetmen Herzog'un kaçırmamanız gereken işlerinin bir listesi.

werner herzog... benim için yeryüzündeki en bilge insanlardan biri. sinema tarihi açısından da mühim birkaç filmi ile tanımıştım kendisini, ama filmografisine bakınca kurmacalarından az bir kısmını izlediğimi görüyorum. belgesellerinin ise neredeyse tamamını izlemişim. filmleri, yönetmenleri hakkında belli fikirler verebilir. herzog'un belgeselleri ise onun dünyaya bakışını, fikirlerini, onda merak uyandıranları, ona sıkıntı veren şeyleri, insanın dünya ile kurduğu, doğa ile kuramadığı ilişkiyi, dünyayı anlamaya çalışırken kaçınılmaz olarak düştüğü yanılgıları, sorguladıklarını, reddetiklerini ve kabullendiklerini ortaya çıkarıyor.

bir herzog belgeseli izlemeden önce bilinmesi gereken en mühim ayrıntı, belgeselin muhteviyatına dair okuduklarınızın, belgeselin sadece bir kısmını anlattığıdır. sözgelimi antarktika'da geçen bir belgesel izleyecekseniz, manzaralar, orada çalışanların ruh halleri ve gündelik hayatın işleyişi gibi konuları göreceğinizi düşünürsünüz. herzog bunları gösterir, ama alakasız bir kişi, bir konu, bir cümle, bir ritüel, bir ses yakalar ve onu sorgulamaya başlar. o anlar hakikaten pek lezizdir. yahut bir yanardağ belgeselinde, yanardağa dair hususlar işin sadece tuzu biberidir. eğer herzog oradaysa, misal yanardağ patlayınca bile oradan kaçmayacak biri vardır. hemen onu bulur, sorular sorar, anlamaya çalışır, cevap bulmaya çalışır, fakat asla yargılamaz. esas mesele arada kaynayıp gider, aklınızda o anlar kalır. bazen kendi fikrini, hadiseye nasıl bir pencereden baktığını da açıklar ki dünyaya çoğunluğun baktığı yerden bakmadığını anlarsınız. bana göre bilgeliği bu anlardan, anlattıkları kadar sorduğu sorulardan da geliyor. çünkü ben herzog kadar güzel soru soran bir yönetmen daha görmedim.

herzog'un belgeselleri de kendine has konulardan oluşur. körfez savaşı'ndan sonra kuveyt'teki petrol kuyularının sabotajla ateşe verilmesinin ardından olay yerinde o vardır. batı afrika'da göçebe olarak yaşayan yerel bir topluluğu henüz göç etmeden yakalayıp festivallerini kaydeder. varlığı müphem fillerin peşine düşenlerin ardına takılıp hiç kelime telaffuz edilmeden konuşulan bir dilin varlığını keşfeder. eşi, benzeri, örneği olmayan deneysel bir hava aracı uçulurken muhakkak herzog içindedir. 30 bin yıllık mağaraya girilecekse kimse heveslenmesin, herzog çoktan gerekli izinleri almış mağaranın kapısında bekliyordur.

şiddetle tavsiye ettiklerimin yanına yıldız koydum. türkçelerini de bilhassa iliştirdim.

the unprecedented defence of the fortress deutschkreuz - deutschkreuz kalesi'nin benzersiz savunuluşu

bir grup genç, terkedilmiş bir kalede buldukları silah, miğfer gibi eşyalarla oynamaya başlar. ve işler ciddiye biner.
isim: epik bir savaş filmi.
içerik: çelik çomak.
final: kendi çapında epik çelik çomak.

precautions against fanatics - fanatiklere karşı önlemler

münih-daglfing’deki at arabası yarış pistinde, son derece ciddi bir tonla atları fanatiklerden koruma yöntemleri anlatılır. aslında ortada herhangi bir tehlike veya tehdit yoktur.

fata morgana

(açılış sekansında beş dakika boyunca uçak inişi var. en azından o kısmı tavsiye ederim)

ismiyle müsemma, sahra’da yanmış araçlar, enkazlar ve ıssız yerleşimler arasında ilerleyen bir çöl gezintisi. herzog’a göre belgesel bile değil, yalnızca bir ''halüsinasyon''.

the great ecstasy of woodcarver steiner (*) - oymacı steiner’ın muhteşem esrimesi

filmle bugün karşılaşmış olsam, henüz izlemden sadece ismine 3.5/5 verirdim, belgesel de üzerine de ne koyarsa artık. kayakla atlama sporcusu walter steiner’in uçuş anındaki neredeyse trans halini anlatır. spor belgeseli gibi görünse de alakası yok. herzog'un derdi başka. insanın yerçekimine karşı koyma arzusunu ve havada asılı kaldığı o anlarda ölümle ne kadar yaklaştığını kaydetmenin peşinde.

how much wood would a woodchuck chuck - yeni bir dile ilişkin gözlemler

bunu uzunca yazmıştım: (bkz: #129203489)

kısa hali: hayvan mezatçıları dünya şampiyonasını anlatan bir belgesel. böyle bir işe herzog'dan başkası girişmezdi.

ballad of the little soldier - küçük askerin şarkısı

nikaragua’da miskito çocuklarının hem oyun oynayıp hem silah taşıdığı bir ortamı gösterir. çocukluk ile savaşın aynı anda var olduğu bir gerçeklik.

the dark glow of the mountain (*) - parlayan dağ gasherbrum

gasherbrum tırmanışı sırasında reinhold messner ve hans kammerlander’i izleriz. oksijensiz ve yalnız tırmanırlar. amaçları zirveye ulaşmaktır ama mesele zirveye ulaşmak değildir, her adımda ölüm ihtimaliyle yaşamaya devam etmeleridir.

portrait werner herzog

herzog’un kendisini ve setlerdeki çalışma biçimini gösteren, onun film yapma anlayışını doğrudan davranışları üzerinden anlamaya yarayan bir portre.

wodaabe herdsmen of the sun - güneşin çobanları

batı afrika’da göçebe bir topluluk olan wodaabe halkının gerewol festivali anlatılır. güzelliğin ne kadar kültürel ve keyfi olduğu bu sefer herzog tarafından aktarılır.

echoes from a sombre empire - kasvetli bir ülkeden yankılanan sesler

herzog bu sefer, orta afrika cumhuriyeti’nde bokassa döneminden geriye ne kaldıysa onun peşine düşer. anlatılanlar kadar geride kalmış olan boşluk hissi de öne çıkar.

lessons of darkness - (*) karanlıkta dersler

körfez savaşı sonrası kuveyt’te sabotaj sonucu yanan petrol kuyularını, itfaiyecilerin onları söndürme çabasıyla birlikte gösterir. nasa, buradaki bazı görüntüleri başka bir gezegene ait görüntüler diye servis etseydi kimse şüphelenmezdi. olağanüstü görüntüler ihtiva eden bir belgesel.

bells from the deep (*) - derinden gelen çan sesleri

rusya’da, insanların mucize beklentisiyle buz tutmuş bir gölün üzerinde saatlerce süründüğü, suyun altında çanlar duyduklarına inandığı sahneler izleriz. mucize herzog tarafından ne doğrulanır ne de açıkça çürütülür.

little dieter needs to fly - küçük dieter’in uçma tutkusu

vietnam’da esir düşen pilot dieter dengler seneler sonra aynı yerlere döner ve yaşadıklarını yeniden canlandırır. dengler'ın tuhaf hareketleri herzog'un da dikkatinden kaçmaz.

wings of hope (*) - umudun kanatları

peru’da düşen lansa 508 uçağından sağ kurtulan juliane koepcke’nin, günlerce amazon ormanında tek başına yürümesini olay yerinde yeniden izleriz. seyirciyi empatiye kolaylıkla sürükleyen bir yapım.

wheel of time (*) - zaman çarkı

hindistan ve tibet’teki kalachakra törenleri için toplanan kalabalıkları, günler süren hazırlıkları ve kumdan mandalaların sabırla yapılıp sonra dağıtılmasını izleriz. bekleyiş, tekrar ve ritüel. insanlar bir şey olacak diye beklerken zaman yavaş yavaş akmaya devam eder. ekran başındaki bizler için de.

the white diamond (*) - beyaz elmas

belgeselde hikâyesi anlatılan graham darrington hakkında yazmıştım: (bkz: #166552558)
yazı, belgesel hakkında da bilgiler ihtiva ediyor.

grizzly man

alaska’da ayılarla birlikte yaşamaya çalışan timothy treadwell’in kendi çektiği görüntüler üzerinden izleriz. treadwell'in hikâyesini biliyorsanız belgeselin nihayetini de biliyorsunuzdur. rahatsız edici bir görüntü barındırmıyor olsa da rahatsız etme ihtimali var.

encounters at the end of the world (*) - dünyanın sonunda karşılaşmalar

antarktika’daki mcmurdo üssü’nde çalışan dalgıçlar, bilim insanları ve ''sisteme uymayan'' karakterler... tam herzog işi. manzaralar ayrı, karakterler ayrı ilgi çekici. ve bir de penguen. bu belgesel yakın zamanda ''tek başına dağlara doğru yürüyen penguen'' sekansı ile epey popüler olmuştu.

happy people a year in the taiga (*) - mutlu insanlar tayga'da bir yıl

sibirya’da tuzak kurarak yaşayan avcıların mevsimlere göre değişen rutinlerine tanıklık ediyoruz. bilhassa yalnız yaşam ve nehir donma/çözülme döngüsü insana dünyayı ve doğayı düşündürüyor.

cave of forgotten dreams (*) - unutulmuş düşler mağarası

fransa’daki chauvet mağarası’na sınırlı erişimle girilip çekilen, benzersiz görüntüler ihtiva eden bir yapım. 30 bin yıllık hayvan resimlerinin hareket hissi yaratacak şekilde çizilmiş olması şaşırtıcılığın da ötesinde bir şey. bazı anlarda herzog öyle cümleler kuruyor ki, onun gibi birinin bile nasıl etkilendiğini anlayabiliyorsunuz.

lo and behold reveries of the connected world (*) - işte karşınızda bağlantılı dünyanın hayalleri

internetin ilk mesajından başlayıp bağlantı kesildiğinde panik yaşayan insanlara, elektromanyetik hassasiyet iddiaları ve mars’a internet kurma hayallerine değin, internet ve biz. lo and behold aslında eski bir deyim, ama herzog'un isim olarak seçme nedeni sadece bu değil. çok güzel bir bağlantı kurmuş. internetten gönderilen ilk mesajın anlatıldığı kısımda anlaşılıyor.

into the inferno - cehenneme doğru

bu sefer adres endonezya, etiyopya ve izlanda. yanardağların çevresinde yaşayan insanların bu tehlikeli yerlere bakış açıları kadar, yıkımı hayatın olağan akışı içinde nasıl kabullendiklerini de görebiliyoruz.

the fire within a requiem for katia and maurice krafft - içimizdeki ateş katia ve maurice krafft için bir ağıt

yanardağların peşinden dünyanın dört bir yanını gezen krafft çiftinin arşiv görüntüleriyle ilerler. lavın içine kadar yaklaşan bu tutkunun yıllar içinde nasıl bir alışkanlığa dönüştüğünü izleriz. güzel görüntüler yakalamanın tek yolu daha çok risk almaktır. herzog'un düşünce dünyasını az çok anladıysanız, herhangi bir ''yanardağ görüntüleri çeken çift'' belgeseli olmadığını anlamışsınızdır.

room 666 belgeselinde, 1982 yılında gerçekleştirilen cannes film festivali esnasında wim wenders, yönetmenleri bir otel odasında ağırlar ve onlara sinemanın geleceğine ilişkin sorular sorar. herkes kendince cevaplar verir. sıra herzog'a gelince ''bu soruyu cevaplamadan önce ayakkabılarımı çıkarmam gerek, bu soruya ayakkabılarla cevap verilmez'' diyerek ayakkabılarını ve çoraplarını çıkararak soruyu da belgeseli de sabote eder. bu konu hakkında endişelenecek son kişi olduğunu, sinemanın geleceğinden hiçbir endişesi olmadığını söyleyerek soruyu da cevaplamış olur.

şimdi görebiliyoruz ki seneler onu haklı çıkardı. herzog, seneler boyunca, sinemanın nereye gideceğini tartışmak yerine bildiğini yapmayı sürdürdü. sene 2026 oldu. ben hâlâ yeni bir herzog belgeseli izleyip dünyaya ve insanlığa dair şaşırtıcı şeyler öğreniyorum. ve herzog hâlâ garip sorular sormaya devam ediyor.