EDEBİYAT 22 Ocak 2026
1,6b OKUNMA     15 PAYLAŞIM

Ted Chiang'ın Yayınlanan İlk Öyküsü Tower of Babylon'un (Babil Kulesi) Anlattıkları

Bizde, Geliş ismiyle yayınlanan öykü derlemesinde okuyabileceğiniz Tower of Babylon öyküsü aracılığıyla yazarın genel sanat hayatını inceliyoruz.

tower of babylon günümüzün belki de en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarı olan ted chiang’ın yayımlanmış ilk öyküsüdür. ilk defa, 1978–1997 yılları arasında new york’ta çıkan omni dergisinde, kasım 1990 sayısında yayımlanıyor. 1991 yılında ise nebula awards’ta en iyi novelette ödülünü kazanıyor. yani; tayvan asıllı iyi eğitimli bir ailenin new york’ta doğan oğulları olarak, ivy league okullarından brown university’de, bilgisayar bilimleri bölümünden yeni mezun ted chiang, 23 yaşındayken yayımlanan bu ilk öyküsüyle alanın en önemli ödüllerinden birinin sahibi oluyor.

Malum sayı.

her ne kadar yayıncılık hayatına son vermiş olsa da “omni” dergisi de öyle yabana atılacak bir dergi değildir bu arada. bilim kurgunun ana akım mecrada kendisine yer bulmasında önemli bir yere sahiptir. sadece salt bilim kurgu öyküsü değil; bilim, kültür, parapsikoloji, felsefe yazılarına da yer vermiştir. yayın hayatı boyunca buckminster fuller, alvin toffler, carl sagan gibi isimlerle yapılan röportajların yanı sıra isaac asimov, arthur c. clarke, philip k. dick, j. g. ballard, ray bradbury, ursula k. le guin, julio cortázar, william gibson, william s. burroughs, george r. r. martin gibi isimlerin öykülerini de yayımlamıştır.

söz konusu tower of babylon, chiang’ın ilk öykü derlemesi olan ve sekiz öyküden oluşan stories of your life and others’ın da ilk öyküsü. bu kitap, “geliş - hayatının hikâyeleri ve diğer öyküler” ismiyle türkçeye de kazandırıldı. tabii chiang’ın “geliş” diye bir öyküsü yok. yayınevi filmin popülerliğinden faydalanmak için arrival’ı kitabın başlığına ve kapağına taşımış. mevzubahis filme uyarlanan öykünün/novellanın ismi story of your life’tır. gerçi bu tercihin türkçe edisyonla da bir ilgisi yok. filmden sonraki ingilizce tekrar baskılarında da ‘arrival’ ismi kullanılmış.

tüm öyküleri için ayrı ayrı başlık açma niyetim yok. ama diğer yazarlar da zamanla el atsa iyi olurdu. çok fazla öyküsü yok zaten. toplamda 18 eseri var; novelette, novella ve öykülerinin toplam sayısı bu. ben hepsine öykü diyorum. bu öykülerinin sekizinin yukarıdaki derlemede yer aldığını belirtmiştim. dokuz tanesi de exhalation adlı derlemesinde yer alıyor. bu kitap da dilimize “nefes” ismiyle çevrildi. the new york times için yazdığı geriye kalan tek öyküsü de herhangi bir kitaba girmedi zaten şimdilik. son yıllarda the new yorker için bilim ve teknoloji yazıları yazdığından kurmacaya pek fazla vakit ayırmıyor şu sıralar. hakkında yapılan, “kendisi bilim kurgunun borges’idir.” yorumuna katıldığımdan değerinin bilinmesi gerektiği kanısındayım.

peki neden özel olarak bu öyküyü önemsiyorum?

üç sebebi var:

i) bir kere adamın yayımlanan ve çok önemli bir ödül kazanan ilk eseri.

ii) bence the merchant and the alchemist’s gate ve hell is the absence of god ile birlikte (ki bu öykülerin her ikisi de hem hugo hem nebula’da en iyi novelette ödülünü kazanmıştır) jorge luis borges öykülerinin havasını en iyi yansıtan çalışması.

iii) şahsen dini metinlere veya söylencelere yapılan atıflar, metinlerarasılıklar, kaynak metinlerle kurulan ilişkiler ilgimi çekiyor.

Chiang

gelelim öyküye…

anlatının türü tam olarak science fiction değil de science fantasy’dir. bu türdeki eserler yüksek teknoloji ve bilimsel ilerlemenin yanı sıra doğaüstü, mitolojik, büyüsel veya dinsel ögeler de taşır (bu arada yakın zamanda bloomsbury’den “science fantasy: critical explorations in fiction and film” adında, memleketten hocalarımızın derlediği bir kitap da çıktı; okuduğumda onunla ilgili bir entry de girerim belki).

öyküye ismini veren babil kulesi inanışı malumunuz eski ahit kaynaklıdır, yaratılış 11’de geçer; birleşerek bir kent kurmak isteyen ve ün salmak için gökyüzüne ulaşacak bir kule inşa etmeyi amaçlayan halk, tuğla pişirerek kulenin yapımına başlar. sonrasında yahve yeryüzüne inerek bu insanların dilini karıştırır ve birbirlerini anlamamalarına neden olur; böylece kulenin inşası durur. peki ya tanrı bu girişime müdahale etmeseydi ne olurdu?

chiang’ın eserinin merkezinde yine bu babil kulesi vardır. eski ahit’teki kısa anlatı genişletilerek bilimsel ve teknik açıklamalarla yeniden yorumlanır; operasyonel süreç aydınlatılır. öyküde kule inşaatının sonuna yaklaşılmıştır. nesiller boyunca kuleyi yükselten tuğlacılara ve yük arabacılarına, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen madenciler ve taş ustaları da katılmıştır.

zira artık gökkubbeye ulaşılmıştır ve kazı işleminin başlaması gerekmektedir. elbette bunun için derine değil, yukarı doğru kazacaklardır. gökkubbeye kadar tuğlalar birleştirilmiştir; şimdi sıra elamlı madencilerin ve mısırlı taş ustalarının hünerlerindedir. kötü bir niyetleri yoktur. sadece tanrı’nın tüm sanatını ve yarattıklarının ihtişamını görmek; ayrıca kendilerininkini de göstermek istemektedirler.

kulenin yapımı yüzlerce yıl sürer. kule yükseldikçe insanın dünyaya ve kozmosa dair deneyimleri ve bilgileri de artar. misal güneş seviyesine gelindiğinde tuğla harcı olarak zift değil de kil kullanılır. gecenin ve gündüzün oluşum sürecine de tanıklık edilir. daha da yukarı çıkıldıkça yıldızlarla karşılaşılır. sıcaklıklarının, soğumalarının ve madeni doğalarının farkına varılır. tüm bu gök cisimleri kuleyi yükseltenler tarafından ister istemez gözlemlenir; yörüngeleri, dönüş hızları, hareket süreleri belli bir örüntüyü takip etmektedir. en nihayetinde insanların bilgi birikimleri de kuleyle birlikte yükselmektedir.

peki gökkubbeye varıldığında ne olacaktır; gerçek anlamda kazma işlemine başlandığında? cennet’e, tanrısallığa ulaşılabilecek midir; yoksa tanrı’nın gazabıyla, yeni bir tufanla mı karşılaşılacaktır? kulenin yarım kalması kozmolojik keşiflerin de sona ereceği anlamına mı gelmektedir; yahut tamamlanmasıyla evrenin sırlarından biri daha mı aydınlatılacaktır?

son olarak yazarın edebiyatını kısaca özetleyerek bitireyim…

bu öykü de dahil olmak üzere, ted chiang öyküleri insana “vay be, bunu nasıl düşünmüş!” dedirtmez. bunun yerine, “başka türlü olamazdı” diye düşündürür. kaleme aldığı eserin türü ister bilim kurgu ister bilimsel fantezi isterse de düz fantastik olsun; hikâye evrenini ve mantığını çok iyi kurgular.

kendisi ateist olsa da dinsel inanışlar üzerine kurduğu anlatılarda saldırgan bir üslup benimsemez; dini de dünyayı anlamak için başvurulan yöntemlerden biri olarak görür. tabii yine de bu gibi inançları öykülerinde fiziksel gerçeklik içinde resmeder ve doğa yasalarıyla olan uyumsuzluğuna dikkat çeker.

diğer spekülatif kurgu eserlerinden farklı olarak bilimsel ve teknik açıklamalara da özen gösterir. bunun ölçüsünü de çok iyi ayarlar. hikâyenin işleyişine katkı sağlamayan detaylara yer vermez. yine de konusunu çok iyi araştırdığını ve okuyucu için özenle damıttığını hissedersiniz. örneğin tamamen matematiksel teoriler üzerine kurguladığı division by zero öyküsünde bile metni çok da kafa karıştırıcı şeylere boğmaz. dolayısıyla hard science fiction eserlerinden alışık olduğumuz infodumping tarzından, yani okurun üzerine bilgi boca etmekten oldukça uzaktır. eserlerini bayinizden ısrarla isteyiniz.