SAĞLIK 26 Ocak 2026
1,4b OKUNMA     14 PAYLAŞIM

Sürekli Bir Yerlere Vurduğumuz Ayak Serçe Parmağı Aslında Neden Var?

Gereksiz bir uzuv gibi görülüp evin en sinsi köşeleriyle sürekli kavga etse de ayak serçe parmağı, sandığımızdan çok daha eski ve kritik bir role sahip.

atalarımız ağaç tepelerinde yaşarken ve dallara tutunmak hayati önem taşırken bu parmaklar çok daha uzun ve kavrayıcıydı. o dönemde daldan dala atlayan primatlar için bu uzunluk bir avantajdı ancak insan iki ayak üzerine kalkıp yürümeye başladığında dinamikler değişti. artık kavrama yeteneğine değil, yeri itme gücüne ve dengeye ihtiyaç vardı. bu geçiş sürecinde uzun parmaklar koşarken ve yürürken enerji kaybına yol açtığı için zamanla kısaldı ve bugünkü tıknaz formunu aldı.

peki tamamen işlevsiz mi kaldı? aralık 2025 tarihli ifl science makalesine göre hayır. bu arkadaş şekil değiştirse de görevini bırakmamış, meğerse yürüyüş biyomekaniğimizin kilit taşlarından biriymiş.

mevzu özetle şu;

birincisi tripod yani sacayağı etkisi. adım atarken ayaklarımız dıştan içe doğru hafifçe yuvarlanır. uzmanlar (bkz: bruce pinker) ve (bkz: wenjay sung) topuk, başparmak kökü ve serçe parmak kökünün birleşerek vücudu dengede tutan üçlü bir mekanizma oluşturduğunu belirtiyor. yani o serçe parmağı denklemden çıkarırsanız üç ayaklı taburenin bir ayağı kırılmış gibi denge şaşıyor, yürüyüş bozuluyor ve düşme riski artıyor.

ikincisi enerji verimliliği. parmakların kısalması aslında evrimsel bir upgrade olmuş. 2009 yılında yapılan bir deneyde, uzun ayak parmaklarına sahip olanların koşarken daha fazla efor sarf ettiği ortaya çıkmış. yani parmaklar kısaldıkça daha az enerji harcayan, uzun mesafe yürüyüşlerine ve koşularına uygun bir yapıya evrilmişiz. kısa mesafe sürat koşucularında uzun parmak avantaj sağlasa da, bizim gibi dayanıklılık odaklı canlılar için kısa parmak daha makbul.

velhasıl evin dört bir yanına pusu kurmuş bilimum mobilyanın o sinsi köşeleriyle girdiği acılı münasebetlerde kendisine duyduğumuz öfke muhtemelen asla dinmeyecek. yine de en işlevsiz sandığımız parçanın bile kusursuz bir biyolojik mühendislikle bizi ayakta tuttuğu gerçeği, doğanın ince bir ironisi olarak kenarda dursun. varlığı acı verse de yokluğu düşürüyor.