TARİH 4 Kasım 2026
832 OKUNMA     13 PAYLAŞIM

Şehzade Mustafa, İdamına Giden Yolu Aslında Kendi Adımlarıyla mı Hazırladı?

Şehzade Mustafa, yalnızca Hürrem ve Rüstem Paşa’nın entrikalarına kurban gitmiş masum bir şehzade miydi, yoksa taht mücadelesinde kendi sonunu hazırlayan hamleler de mi yaptı?

şehzade mustafa'nın ölümü için hazırlanan senaryonun çoğunu rüstem paşa ile hürrem sultan’ın yazdığı sanılsa da, aslında o senaryoya en sağlam malzemeyi kendi eliyle veren, yani kanuni’nin ekmeğine bizzat bal süren şehzadedir.

daha önceki yazımda (#175987430) mustafa’nın gösterdiği padişahlık alametlerinden bahsetmiştim. mustafa, muhteşem yüzyıl’da izlediğimiz gibi saf, hiçbir şeyden haberi olmayan, sadece entrikalara kurban giden bir şehzade değildi. tahtı almak için mektuplar yazan, destek toplayan, hatta yabancı bir devletle pazarlığa oturan bir şehzadeydi ve bunların hepsini, babası henüz hayattayken yaptı. ilk belge, tarihçi şerafettin turan’ın 1961'de yayımladığı çalışmasında gün yüzüne çıkardığı bir mektup. mustafa bu mektubu erzurum beylerbeyi ayas paşa’ya yazıyor ve ona "lalam" diye hitap ediyor. mektup babasına uzun ömür dileyerek başlıyor ama hemen ardından bu fani dünyada kimsenin kalıcı olmadığını hatırlatıyor. sonra asıl meseleye geliyor. babası öldükten sonra kendisine birkaç gün "mühlet nasip olursa", saltanatı talep etmekte gevşek davranmanın akıllıca olmayacağını, bu yüzden şimdiden hazırlanmak gerektiğini yazıyor. ayas paşa’dan iki şey istiyor, akıl ve nasihat, bir de destek sözü veren yazılı bir ahitname. karşılığında da tahta çıkarsa vezirleri, beyleri, sipahileri ve bütün askeri, dedesi yavuz sultan selim gibi ihsanla hoşnut edeceğini vaat ediyor. ayas paşa’nın cevabı da olumlu. mustafa’nın diğer şehzadelere göre tahta daha layık ve daha hak sahibi olduğunu, tahtının ayağında canını feda etmeye hazır olduğunu yazıyor. şimdi bir düşünün. babası hayattayken, devletin en önemli sınır beylerbeylerinden birinden yazılı biat isteyen ve kendini örnek olarak yavuz’a benzeten bir şehzade. hem de yavuz’un kendi babası ikinci bayezid’i tahttan indirdiğini çocukken bizzat görmüş bir padişahın oğlu. bir padişahın duymak isteyeceği en son şey herhalde bu olurdu.

ama asıl bomba ikinci belge. tarihçi zahit atçıl, 2016'da yayımladığı makalesinde venedik devlet arşivindeki belgeleri inceleyip çok ilginç bir şey ortaya çıkardı. mustafa, istanbul’daki venedik balyosu domenico trevisano ile ve venedik senatosu ile yazışma içindeydi. hatta tahtı ele geçirmek için yardım istemek üzere nebi bey adında bir adamını önce balyosa, sonra da bizzat venedik’e göndermişti. nebi bey kıymetli hediyelerle yola çıktı. yanında hem mustafa’nın hem de mustafa’nın sancaktarı thomas michiel’in mektuplarını taşıyordu. işin daha da ilginç tarafı, thomas michiel preveze savaşı’nda esir düşmüş bir venedik soylusunun oğluydu. yani mustafa’nın en yakın çevresinde venedik’le bağı olan biri vardı ve bu temasın kanalı da büyük ihtimalle oydu. peki pazarlık neydi? dönemin fransız elçisinin kralına yazdığı bir mektuba göre venedik, mora’daki eski kalelerini geri alması karşılığında mustafa’ya istihbarat ve teknik destek vermeye hazırdı. yani bir osmanlı şehzadesi, babası hayattayken yabancı bir devletle osmanlı topraklarını pazarlık masasına koyuyordu. ve hikâyenin en önemli kısmı zamanlama. nebi bey 1 ekim 1553'te venedik’e vardı ve venedikliler tarafından iyi ağırlandı. dönüşte onu korsanlara karşı korumak için ragusa’ya, yani bugünkü dubrovnik’e kadar eskorte ettiler. yanında venedik’ten mustafa’ya yazılmış bir mektup da vardı. nebi bey’in venedik’ten yola çıktığı gün 6 ekim 1553'tü. mustafa da tam o gün, konya ereğlisi yakınlarında babasının otağında boğduruldu. elçi geri dönerken, onu gönderen şehzade çoktan ölmüştü. şimdmi bence burada dürüst olmak lazım. kanuni’nin bu venedik temasından haberi olduğuna dair elimizde bir belge ya da söylenti yok. ama haberi olsun ya da olmasın, osmanlı düzeninde bir şehzadenin babası yaşarken yabancı bir devletle toprak pazarlığı yapması, adı konmamış bir ihanetti. ki kanuni gibi bir adamın, bu elçilerin gidip gelmesinden haberi olmama ihtimali yok diye düşünüyorum. hatta ve hatta, şehzadenin idamının zamanlaması da çok manidar oluyor bu tarihlere bakınca.

mustafa’nın askerle ilişkisi de aynı şekilde bir ateşle oynamaydı. venedik balyosu navagero, mustafa’nın sancağından geçen hiçbir yeniçerinin hediyesiz ayrılmadığını yazıyor. 1553'te rüstem paşa, padişahın vekili olarak iran seferi için anadolu’ya geldiğinde, emre rağmen amasya’ya gelen yeniçerilere mustafa elini öptürdü ve her birine altın dağıttı. ordunun içinde "koca padişah artık dimetoka’da ibadetle ömrünü geçirsin" sözleri dolaşmaya başladığında da mustafa bunları susturmadı. turan’a göre bu fikir mustafa’dan değil ordudan çıkmıştı. ama bir şehzadenin bu sözleri duyup sessiz kalması, babasının ve aynı zamanda padişahının gözünde onları onaylaması anlamına geliyordu. hatta bir venedik raporuna göre padişahın ağır hasta olduğu haberi geldiğinde mustafa, ölüm haberi de gelirse hemen yola çıkmak için hazırlık yapmıştı. peki mustafa babasını tahttan indirmek mi istiyordu? bence hayır. kendi ağzından çıkan tek metin olan ayas paşa mektubunda bile "babamı indireceğim" demiyor, bütün planını babasının ölümüne bağlıyor. fatih kanunnamesi yüzünden taht yarışını kaybetmek ölmek demekti ve mustafa bu yarışı kazanmak için hazırlanıyordu, bu onun en doğal hakkıydı. ama mesele şu ki, bu hazırlıkların her biri dışarıdan bakınca bir darbe hazırlığına benziyordu. yazılı biat istemek, askere altın dağıtmak, yabancı bir devletle pazarlık yapmak, "padişah çekilsin" diyenleri susturmamak vs. atçıl’ın vardığı sonuç da bu yönde. ona göre kanuni oğlunu planladığı şey yüzünden değil, temsil ettiği tehdit yüzünden öldürttü. çünkü ordunun ve devletin sadakati yavaş yavaş babadan oğula kayıyordu. ayrıca, mustafa'yla kanuni'nin arası çok uzun yıllar öncesinden açılmıştı. mustafa babasına devamlı "payitahta gelmek ve elinizi öperek özür dilemek isterim" tarzında mektuplar gönderiyor, kanuni ise bu mektuplara "müsaadem yoktur, sancağında kal!" şeklinde dönüş yapıyordu. yani ne suç işlemişti de, kanuni yüzünü bile görmek istemeyecek hale gelmişti bilemiyoruz.

işte bu yüzden "mustafa tamamen masumdu, her şey rüstem ile hürrem’in oyunuydu" anlatısına ben hiçbir şekilde katılmıyorum. evet, rüstem paşa ona yıllarca engel oldu, hatta mustafa’nın 1549'dan itibaren gürcülere karşı sadarete yazdığı yardım mektuplarını bile cevapsız bıraktı. evet, onun adına sahte mektuplar uydurulduğu da biliniyor. ama rüstem ile hürrem’in elindeki malzemenin önemli bir kısmını mustafa’nın kendisi sağladı. düşmanlarının ateşi körüklemesi için ortada zaten yanan bir ateş vardı. üstelik bütün bu hamleleri yapan bir şehzadenin, sonunda babasının otağına hiçbir şey olmayacakmış gibi girmesi de benim için ayrı bir çelişki. ya babasının ne kadar tehlikeli bir oyun oynadığını gördüğünü düşünmedi ya da gördüğü halde ona güvenmeyi seçti. ikisi de bir taht adayı için büyük bir zaaftı.