EDEBİYAT 27 Şubat 2026
249 OKUNMA     11 PAYLAŞIM

Sadece 160 Sayfa ile Nefis Bir Roman Nasıl Yazılır Sorusunun Cevabı: Bir Son Duygusu

2011 Man Booker ödüllü Julian Barnes novellasını biraz inceleyelim.
Fotoğraf: Instagram @begum.cakir

bir son duygusu (the sense of an ending)... julian barnes'ın sartre'ın kötü niyet (bkz: mauvaise foi) konseptini masaya yatırıp edebi bir otopsi yaptığı incecik romanı. sıradanlığımıza ve yarattığımız yıkımlara katlanabilmek için kendi egomuzu nasıl rasyonalize ettiğimizin acımasız bir dökümü aslında.

kitabın merkezindeki o sözde huzurlu adam tony webster üzerinden, objektif tarih efsanesini ve insan hafızasının epistemolojik krizini deşiyor barnes. hafıza burada basit bir kayıt cihazı değil, düpedüz nevrotik bir savunma mekanizmasına dönüşüyor.

kitapta beni en etkileyen adrian finn'in o vurucu tespitiyle “tarih, kusurlu hafızanın eksik belgelerle yamandığı yerde ortaya çıkan sahte bir kesinlik”

metnin varoluşsal ağırlığı, tony'nin adrian ve veronica'ya yazdığı o zehirli mektupta yatıyor. dışarıdan baksanız sıradan bir öfke kusması gibi geliyor, ergenlik dönemi diyorsunuz. hatta okurken tony'ye hak bile verebilirsiniz ama özünde kendi yetersizliğini örtbas etmek için başvurduğu entelektüelize edilmiş, performatif bir şiddet eylemi bu.

tony apatiyi bir zırh gibi giyip bu aşk üçgeni gibi (a.k.a. en yakın arkadaşını tercih eden eski sevgili) kendisinde travma yaratan bu anıyı gömüyor ama o meşhur bastırılanın geri dönüşü misali, mektup yıllar sonra patlayan gecikmeli bir saatli bombaya dönüşüyor.

kurgunun kendisi oldukça yavan bence bu aklınızda olsun. olaya "ne olmuş" diye değil, "altında ne yatıyor" diye bakmanız gereken metinlerden. popüler kültürün aksine, kelebek etkisinin öyle romantik falan değil, düpedüz yıkıcı olabileceğini yüzünüze vuruyor.

veronica ise bu solipsistik anlatının (bkz: cassandra)'sı resmen. gerçeği gören ama asla anlaşılamayan kadın. tony'nin anlattıklarına bakarsanız tam bir cadı, "arkadaşımın aşkısın" arabeskinin laciverti. gerçi erkekler, mesela tony pasif agresifliğiyle, adrian felsefi kibriyle, kendi eylemlerini kılıfına uydurup sahneden usulca çekilirken, o yıkımın faturasıyla tek başına kalan yine veronica oluyor.

barnes asıl ağır darbeyi okura saklamış. büyük, gürültülü trajedilerle değil de aslında günlük hayatımızda da karşılaştığımız damlayan musluk misali küçük, sinsi kendini kandırmalarla usul usul ilerleyip insanı içten içe kemiren bir metin bu. asıl rahatsız edici olan da okurken metin boyunca tony'nin körlüğüne ve korkaklığına üst perdeden sallarken, bir noktada tam da orada kendi yansımanızı yakalıyorsunuz.

sonuçta, eylemlerimizin ağırlığıyla yüzleşmemek için bulanık anılarını mutlak doğrularmış gibi yeniden kurgulayan o güvenilmez anlatıcı biziz.