PSİKOLOJİ 29 Aralık 2025
5b OKUNMA     21 PAYLAŞIM

Rastgele Sanarak Kullandığımız Şeylerin Esasında Birileri Tarafından Kurgulanmış Olması

Hayattaki belli başlı çoğu alanda rastgele diye alıştığımız şeyler, esasında birinin öyle sanalım diye kurguladığı şeyler... Nasıl mı?

insan eliyle yarattığımız, başlattığımız, ürettiğimiz, oluşturduğumuz ve "rastgele" sandığımız neredeyse hiçbir şeyin aslında rastgele olmadığı, eğer gerçekten rastgele olsaydı insan beyninin bunu "hile" zannedip reddedeceği gerçeği.

mevzu şu; bizim o evrimsel süreçte hayatta kalmamızı sağlayan ve kaostan nefret eden beynimiz (halbuki bazen çok keyiflidir), her yerde bir düzen, bir örüntü arıyor (bkz: pattern recognition). matematiksel "gerçek rastgelelik" ise doğası gereği topaklanmalar (bkz: clustering) içerir. yani hilesiz bir parayı 100 kere atsanız, bir noktada 8 kere üst üste tura gelmesi gayet olasıdır ve hatta olması da beklenir ama bunu ortalama bir insana gösterirseniz "tezgah lan bu" der. ki biz buna "kumarbazın yanılgısı" diyoruz. (bkz: gambler's fallacy)

işte beynimizdeki bu "bug" yüzünden, koca koca teknoloji şirketlerinden oyun yapımcılarına, ses mühendislerinden savaş komutanlarına kadar herkes, insanlar kendilerinin salak yerine konduğunu düşünmesinler diye insanları salak yerine koyuyorlar.

bunun yakın zamandaki en meşhur örneği ipod ve itunes dönemidir. yaşı yetenler, denk gelenler bilecektir; ilk çıkan "shuffle" özelliği, namuslu bir şekilde tam rastgele çalışıyordu. ancak kullanıcılar "lan tamam seviyoruz da arka arkaya 3 kere kibariye de dinlenmez aw çocukları" diye apple'ı mail yağmuruna tutunca; mühendisler algoritmayı "daha az rastgele" olacak şekilde yeniden kodlamak zorunda kaldılar. yani siz gülümse kaderine'yi dinlediyseniz, sistem yapay olarak araya girip "du' bakalım, araya bi' tane rober hatemo - beyaz ve sen atalım, üstüne bi' de cankan - yaranamadım çakalım da herif huylanmasın" diyor. bu sıralama işini patlıcan kebabı gibi düşünebilirsiniz. hani kendimize playlist oluştururuz da sonra o playlist içinden daha küçük playlist çıkartırız ya (playlist'in playlist'i, siz de yapıyorsunuz biliyorum), aslında sebebi tam da "kendimce rastgele" çaresizliğinden ileri geliyor. steve jobs'ın o meşhur "insanlara rastgeleymiş gibi hissettirmek için, onu daha az rastgele yapmak zorunda kaldık" lafı da bu çaresizliğin itirafıdır.

aynı nane oyun dünyasında da dönüyor. ayıla bayıla oynadığımız strateji oyunlarında (misal x-com serisi) ekranda "%95 isabet ihtimali" yazıyorsa, o aslında arka planda %99 falandır. geliştiriciler buna literatürde "hileli zar" diyor. çünkü matematiksel olarak %95 ihtimalle bile üst üste iki kez ıskalamak mümkündür ama oyuncu bunu yaşayınca koşa koşa steam'e "bu oyunu geliştirenin klavyesini s*keyim" diye olumsuz yorum bırakacağı için, oyunun matematiğini büküp oyuncunun gazını alıyorlar. strateji oyunlarının atası olan age of empires'ta da durum benzer bi şekilde çalışıyor. sistem "adil görünümlü rastgelelik" yaratıyor. eğer oyun tamamen rastgele olsaydı, oyun çok büyük bir oranda şansa dayalı olurdu ve bu durum oyunun "bi şekilde" taraf tuttuğunu düşündürürdü. buna çözüm olarak bu rastgelelik, adillik gözetilerek bükülüyor ve "rastgele ama tam da rastgele değil ehe ehe" kıvamına getiriliyor.

işin daha da "ufuk açan" kısmı ise tarihten, ikinci dünya savaşı'ndan geliyor. almanların londra'ya attığı v1 ve v2 roketlerinin haritasını inceleyen londra halkı, bombaların belli bölgelerde kümelendiğini görüp aralarında alman casuslarının yaşadığına ve bombaların düştüğü noktaların stratejik olarak belirlendiğine inanıp paniğine kapılıyorlar. çünkü bombalar şehre "eşit" dağılmıyor. oysa istatistikçiler oturup haritayı (bkz: poisson dağılımı) ile incelediklerinde gerçeği görüyorlar: vuruşlar tamamen rastgele! ama işte "gerçek rastgelelik" doğası gereği topaklanmalar (bkz: clustering illusion) yaratır. halkın beklediği "her mahalleye bir bomba" düzeni aslında yapay bir düzendir, kaosun kendisi değildir.

ezcümle; insan beyni gerçeği değil, inandığı kurguyu talep eder. mühendisler de matematiğin soğuk gerçekliğini, bizim "sıcak ve güvenli" algımıza tercüme etmekle yükümlüdür.

kandırılmak, bazen gerçeği bilmekten daha konforludur çünkü.