TARİH 18 Mayıs 2026
4,8b OKUNMA     26 PAYLAŞIM

Pasifik’in 5 Kilometre Dibinden Sovyet Denizaltısı Çalmaya Çalışan CIA Operasyonu

1968’de Pasifik Okyanusu’nda gizemli şekilde kaybolan Sovyet denizaltısı K-129’u okyanusun yaklaşık 5 kilometre dibinden gizlice çıkarmaya çalışan CIA operasyonunun inanılması güç hikayesi.

tarih kitaplarında okuduğunuz onca savaşı, siyasi entrikayı ve casusluk hikayesini bir kenara bırakın. hollywood senaristlerinin bile aklına gelse "izleyici buna inanmaz, bu kadar da abartmayalım" deyip çöpe atacağı o akılalmaz olay, bence bu başlığın açık ara kazananıdır: cia'in, pasifik okyanusu'nun yaklaşık 5 kilometre dibinden, nükleer başlıklı balistik füzeler taşıyan sovyet denizaltısı k-129'u gizlice kaldırmaya çalışma operasyonu.

detaylarına inince insan zekasının, mühendisliğin sınırlarının ve soğuk savaş paranoyasının ulaştığı seviyeye şapka çıkarıyorsunuz. her şey (bkz: project azorian) kod adıyla başlıyor.

yıl 1968. sovyetlerin golf-ii sınıfı dizel-elektrik denizaltısı k-129, hawaii açıklarında pasifik okyanusu'nda devriyedeyken içindeki 98 mürettebat, nükleer başlıklı balistik füzeler, kripto cihazları ve sovyet denizaltı teknolojisine dair paha biçilmez istihbarat ihtimaliyle birlikte aniden sırra kadem basıyor. sovyet donanması haftalarca okyanusu hallaç pamuğu gibi atsa da okyanus dipsiz, zifiri bir karanlık. kendi denizaltılarını bulamıyor, pes edip aramayı bırakıyorlar.


fakat amerikalıların elinde o dönem sovyetlerin bilmediği muazzam bir avantaj var: sosus (sound surveillance system). yani okyanus tabanına döşenmiş devasa hidrofon ağları. denizaltının kaybolduğu bölgedeki akustik verileri analiz edip enkazın yerini sovyetlerden önce onlar buluyorlar. k-129, pasifik'in dibinde yaklaşık 4900 metre derinlikte yatıyor.

burada mesele sadece "denizaltıyı bulduk" değil. amerikan istihbaratı açısından o enkaz, soğuk savaşın en kıymetli kasalarından biri. sovyet füze teknolojisi, denizaltı tasarımı, iletişim sistemleri, kripto ekipmanları ve belki de kod kitapları... hepsi teorik olarak orada, kimsenin ulaşamayacağını sandığı bir karanlığın içinde duruyor.

olayın asıl çıldırmalık kısmı da burada başlıyor. deniz seviyesinden 5 kilometre aşağıdan bahsediyoruz. oradaki basınç, insanın aklının alacağı gibi değil. üstelik kaldırılmak istenen parça birkaç sandık veya küçük bir cihaz değil; binlerce tonluk bir denizaltı enkazının devasa bir bölümü.

deniz mühendisliğinde işin en acımasız tarafı şudur: o derinlikten bir şeyi yukarı çekerken sadece çektiğiniz nesnenin ağırlığını değil, onu çekmek için aşağı indirdiğiniz kilometrelerce çelik borunun kendi ağırlığını, akıntıların baskısını, geminin dalgalarla oynamasını ve metalin her saniye maruz kaldığı stresi de hesaplamak zorundasınız. yani bildiğiniz asansör mantığıyla aşağı kanca sallayıp "hadi bunu yukarı alalım" diyemiyorsunuz. o mesafede kanca da, halat da, insanın özgüveni de kopar.

cia yetkilileri ve dönemin en çılgın mühendisleri kafa kafaya verip tarihin en deli işi çözümünü buluyorlar: devasa özel bir gemi inşa edilecek, geminin altından okyanus tabanına birbirine eklenen kalın çelik sondaj boruları indirilecek ve en uçta mekanik devasa bir pençe olacak. bu pençe 5 kilometre derinde denizaltının gövdesini kavrayacak, ardından borular parça parça yukarı alınacak ve denizaltı doğrudan geminin gövdesinin içindeki gizli devasa havuza, yani "moon pool" denen bölmeye saklanacak.

iyi de 600 feet'ten uzun, altı gizli havuzlu, içinde devasa kaldırma sistemleri bulunan böyle bir gemiyi inşa edip pasifik'in ortasında sovyet uydularının ve istihbarat gemilerinin gözü önünde haftalarca nasıl çalıştıracaksınız?

cia tam bu noktada sahneye eksantrik milyarder howard hughes'u çıkarıyor. hughes'un şirketi adına "hughes glomar explorer" adında bir gemi yapılıyor. dünyaya anlatılan hikaye ise şu: howard hughes kafayı okyanus tabanındaki manganez yumrularıyla bozdu. bu teknoloji harikası gemiyle derin deniz madenciliği yapacak, denizin dibinden değerli mineraller toplayacak ve zenginliğine zenginlik katacak.

hikaye o kadar kullanışlı ki, dışarıdan bakan biri için her şey mantıklı görünüyor. zengin ve tuhaf bir milyarder, okyanusun dibinden değerli taş/mineral çıkarma hayali, buna uygun akıl dışı pahalı bir gemi, bilimsel görünümlü bir madencilik projesi... soğuk savaşın ortasında cia'in yaptığı en büyük numaralardan biri tam olarak bu: tarihin en pahalı denizaltı hırsızlığını, "zengin adam denizden taş toplayacakmış" diye paketlemek.

1974 yazında glomar explorer operasyon bölgesine gidiyor. dev pençe kilometrelerce aşağı indiriliyor, k-129'un enkazını kavrıyor ve denizaltı yavaş yavaş yukarı çekilmeye başlanıyor. geminin dalga hareketini telafi eden sistemleri, 5 kilometrelik boru hattının kontrolden çıkmaması için sürekli çalışıyor. yukarıda okyanus dalgalanıyor, aşağıda ise insanlık tarihinin en tuhaf hırsızlığı milim milim ilerliyor.

fakat her şey planlandığı gibi gitmiyor. denizaltı yukarı çekilirken gövdenin önemli bir kısmı ağırlığa ve strese dayanamayıp kırılıyor. k-129'un büyük bölümü tekrar karanlığa, pasifik'in dibine düşüyor. amerikalıların elinde sadece ön bölüm kalıyor. yani operasyon ne tam başarı ne de tam başarısızlık; soğuk savaş standartlarında bile çok garip bir "yarı başardık ama asıl avın bir kısmı elimizden kaydı" durumu.

elde kalan bölümden 6 sovyet denizcisinin cesedi çıkarılıyor. işin en ilginç ve insani tarafı da burada. amerikalılar bu denizcilere sovyet askeri geleneğine uygun, resmi bir askeri cenaze töreni düzenliyor. sovyet marşı çalınıyor, tabutlar denize bırakılıyor ve yıllar sonra bu törenin görüntüleri sovyetler dağıldıktan sonra rusya'ya teslim ediliyor. casusluk tarihinin en tuhaf sahnelerinden biri bu: bir ülke, gizlice çalmaya çalıştığı düşman denizaltısının mürettebatını yine gizlice askeri törenle denize gömüyor.

Denizaltının modeli

peki onca gizlilikten sonra bu olay nasıl ortaya çıkıyor? 1974'te howard hughes'un los angeles'taki ofislerinden birine hırsızlar giriyor ve çalınan belgeler arasında hughes ile cia arasındaki bağlantıyı ima eden evrakların da olduğu anlaşılıyor. olay büyüyor, söylentiler gazetecilere sızıyor. 1975'te los angeles times, hughes, cia ve denizaltı kurtarma operasyonu arasındaki bağlantıyı kuran haberi yayımlıyor. ardından gazeteci jack anderson olayı ulusal medyada daha da görünür hale getiriyor.

cia köşeye sıkışıyor. "evet, biz sovyet denizaltısını okyanusun dibinden çalmaya çalıştık" diyemezsiniz. "hayır, böyle bir şey olmadı" deseniz, elinizdeki belgeler ve söylentiler yüzünden o da ayrı sorun. bunun üzerine amerikan devlet aklının en sinir bozucu ama en kullanışlı cümlelerinden biri doğuyor:

"we can neither confirm nor deny."

yani: "ne doğrulayabiliriz, ne de inkar edebiliriz."

bugün istihbarat örgütlerinin, devlet kurumlarının ve bürokratların sıkıştıklarında arkasına saklandığı bu cevap, literatürde "glomar response" olarak bilinir ve adını bu operasyondaki hughes glomar explorer gemisinden alır. yani bugün bir devlet kurumu size "bu konuda ne var diyebiliriz ne yok diyebiliriz" diye yuvarlak cevap verdiğinde, o cümlenin gölgesinde pasifik'in dibinden sovyet denizaltısı kaldırmaya çalışan o devasa gemi vardır.

dönemi için astronomik, bugünün parasıyla milyarlarca dolarlık bu operasyon; hedeflediği her şeyi alamamış olsa da derin okyanus ağır kaldırma ve deniz mühendisliği teknolojisine çağ atlatmıştır. zaten olayın büyüklüğü de burada. bir grup insanın, "denizin 5 kilometre altından sovyet denizaltısını dev bir pençeyle tutup geminin içine saklayalım, soran olursa da taş topluyoruz deriz" fikrini sadece düşünmesi değil, bunu koskoca sovyet donanmasının gözünün içine baka baka neredeyse başarması, tarih sayfalarındaki en efsanevi olaylardan biridir.

kaynaklar:
• blind man's bluff: the untold story of american submarine espionage - sherry sontag, christopher drew (1998)
• the taking of k-129: how the cia used howard hughes to steal a russian sub in the most daring covert operation in history - josh dean (2017)
• cia foia declassified reading room - project azorian