TARİH 4 Ağustos 2026
691 OKUNMA     10 PAYLAŞIM

Osmanlı'ya Karşı Zamanında Geri Düşen Avrupa, Nasıl Oldu da Ayağa Kalkabildi?

Osmanlı'nın en güçlü dönemlerinde derebeyliklerle boğuşan görece zayıf Avrupa nasıl oldu da birkaç yüzyıl sonra Osmanlı'ya baskın gelmeye başladı? Arada neler değişti?

osmanlı imparatorluğu'nun çöküş nedeni... bunu müteaddit defalar anlattık. bu sebepler tamamen sistemiktir. dünya sistemi, batı'dan başlayarak değişmiştir; batı'nın osmanlılar karşısında orta çağlar boyunca cortlamasının pek çok iktisadî ve siyasî nedeni vardır. meselâ feodal siyasetin ürettiği artık değer çok azdır, siyaset karışıktır, zümreler birbirine girer, çok başlılık vardır, kilisenin siyasî gücü sebebiyle tamamen bağımsız politikalar izlemek zordur; prenslikler, kontluklar, cart curtluklar sebebiyle kralların sırf kendilerine ait birlikleri sayıca azdır, dolayısıyla krallar, derebeylerine muhtaçtır, o zaman ne olacak, ben vergi salmak istesem bile lordum gelip "kralım kralım... sana bi koyarım..." dese sözümün pek bir kıymeti kalmaz, şark devletleri yüz binlerce askerin vuruştuğu devasa meydan savaşları yaparken avrupa'da birkaç bin adam karşılıklı harp edip adına da savaş derler, dolayısıyla tüm avrupa bir araya gelip osmanlılarla harp etmeye karar verdiklerinde topladıkları 72 milletten, 100 farklı dil konuşulan ordularında bu kadar birliğe komuta etme tecrübesi olan tek subay, tek kumandan yoktur filan.

dolayısıyla avrupalıların orta çağlar boyunca osmanlılar karşısında rezil olmaları tabiîdir, çünkü osmanlılar bunların tam tersidir. memleketi tek adam idare eder, ulema bir ruhban sınıfı değildir, osmanlı tımar sistemi, avrupa feodalizminden çok daha farklı olup osmanlılar topraktan süvari elde ederdi filan. bu müthiş bir şeydir. toprağı verip işletiyorsun, karşılığında ise orta çağ'ın en vurucu gücü olan süvari birliklerini istihdam ediyorsun. hem de bedava... bu ise fetihlerin aslî gücünü oluşturuyor, fetihlerle yeni topraklar elde ediyor, bunlardan da süvari elde ediyorsun, elde ettiğin ganimet de hazineyi geri dolduruyor; bu birbirini tamamlayan ve besleyen bir döngü ve çok başarılı.

sonra bu değişiyor

nasıl değişiyor, "avrupalılar aydınlanıyor" değil. birincisi, ateşli silahlar ve toplar yaygınlaşıyor 16. asırda filan artık. bu neye yol açıyor? kılıç kullanmak ustalık ister, at binmek maharetli adamların işidir, at üstünde ok atabilmek ise neredeyse genetik kabiliyete bakar. avrupalılar bu hususlarda zaten çok becerili değiller ve bu eğitimler çok pahalı, 5 tane daimî şövalye istihdam etmeye kalksan vergi gelirinin yarısını ödersin. ama tüfek kullanmak öyle değil, askere gidenler de bilir. bir ayda standart bir tüfenkçi olursun. eğitimi kolay ve ucuzdur, tarlatan marabayı toplayıp eline tüfek vererek krallar ucuza daimî ordular istihdam etmeye başlıyor, böylece lordlara bağımlılık azalıyor ve devletin de gücü, kapasitesi artıyor. dolayısıyla avrupa'da da feodalizm yavaş yavaş yerini merkezîleşmeye bırakıyor, güç krallarda toplanmaya başlıyor, çünkü krallar, derebeylerinin gücünü tahdit etmesinden rahatsız. bu yüzden, feodal sistemde yeri olmayan yeni bir sınıf ihdas edip onları güçlendirip destekleriyle feodalizmin imtiyazlı sınıfları olan soyluların ve din adamlarının gücünü kırmaya çalışıyorlar. bu hangi sınıf? burjuva. burjuva da kralları destekliyor, çünkü adamların feodal dönemde hiçbir ismi cismi yok, bir de şu var ki avrupa'da bir şehirden bir şehre gittiğinde bile din, mezhep, dil, ölçü, tartı, para birimi, her halt değişiyor. bu ticareti sekteye uğratan bir şey, yol güvenliği zaten malum. merkezî bir güç, güçlü krallar ticaretin her zaman işine gelir. dolayısıyla bu iki sınıf iş birliği yapıyor ki bu döneme "merkantilist" dönem deniliyor zaten.

1900 yılında işler bu şekildeydi.

osmanlılarda ne böyle bir sınıf var ne böyle bir politika

coğrafî keşiflerin de etkisiyle avrupa'da müthiş miktarda altın ve gümüş, yani maddî kaynak birikiyor. bu zenginleşme, kralların gücünü artırmanın yanı sıra bir de avrupa'da artık rasyonel bir bürokrasi kurulup vergi salma vs. gibi hususlar ciddiyetle ele alınıyor. mesela osmanlıların 1800'lerin başında toplaması gereken verginin belki yüzde 10'unu ancak toplayabildiğini okumuştum, rakamı tam hatırımda değil. çünkü birkaç bin memuru var milyon kilometrekarede devletin. padişah bir şey der, konya'da bile zor uygulanır. ve bunlar köle asıllıdır, her an kelleleri gidebilir. avrupa'da böyle aşırı genişlemiş devletler olmadığından, rasyonel bürokrasi, kralın bir âleti olarak değil, birer "devlet memuru" olarak gelişmeye başlıyor. bu bürokrasi, osmanlılarda 19. yüzyılın ortasına kadar yok sayılır. güçlü bürokrasi; artırılmış gelir ve devlet kapasitesinin yüksekliği, bu da sayıca, teçhizatça ve eğitimce güçlü ordu manasına gelir.

yani osmanlılar aslında geri filan gitmedi, çökmedi de... avrupalılar oldukları yerden çok sıçradılar

adamları geri bırakan her şey, talihlerin de yaver gitmesiyle birkaç asır sonra lehlerine bir durum yarattı. osmanlıların ise bu değişime ayak uyduracak sosyal bir yapısı yoktu her şeyden evvel. işte coğrafî keşif niye yapmadı, adam tüm akdeniz ve karadenize hâkim, niye yeni yol arayıp bulmaya uğraşsın ki? ama avrupalılar bulmak zorundaydı, bunu yaparken amerika'yı keşfedip tonlarca altın buldular. onlarla devasa kamu harcamalarını, yaptıkları savaşları finanse edebildiler.

yani tabiî bu kadar basit değil ama böyle meseleler, umumiyetle sistemiktir

bir gün lehine olan bir anda aleyhine olmaya başlar, bir süre anlayamazsın, anladığında da bakarsın ki atı alan üsküdar'ı geçmiş, yapacak pek bir şey kalmamış. yoksa daha başka sebepler de var, zannedilenin aksine anadolu dandik ve verimsiz topraklardır, 17. asırda bile hala konar göçer yaşayan, medenîleşmemiş topluluklar var ve bunlar ha bire isyan filan ediyorlar, şarkta iran ayrı sıkıntı, garpta tüm avrupa sana karşı birleşiyor, kuzeyde rusya var, güneyinde işte kavmü'l necib'ül arab ile işler bazan sıkıntıya giriyor... zor işler bunlar.