Orta Dünya'nın Çözülememiş En Büyük Gizemlerinden Biri: Tom Bombadil
orta dünya’nın “en eski” varlıkları bile, buraya ondan sonra gelmiştir, fakat kim olduğu ya da neye hizmet ettiği net değildir. yine de tolkien külliyatında tom bombadil hakkında doğrudan veya dolaylı pek çok bilgi bulunur. tom bombadil ile alakalı kitaplarda geçen tüm bilgileri, ek metinleri ve mektuplardaki ipuçlarını, the history of middle earth serisindeki taslak notları da inceleyerek cevap aramaya çalıştım. ama şunu unutmamak lazım: tolkien’in de belirttiği gibi, bombadil bilerek çözümsüz bırakılmış bir muammadır…
tom bombadil, the fellowship of the ring içinde karşımıza çıkmış neşeli ve esrarengiz bir karakter.
fiziksel olarak betimleyecek olursak: “old tom bombadil is a merry fellow; bright blue his jacket is, and his boots are yellow”. yani “yaşlı tom bombadil neşeli bir dost; ceketinin rengi parlak mavi, çizmeleri ise sapsarı”.
tolkien, bombadil’i kısa boylu, yaşlı görünümlü bir adam olarak tasvir ediyor; uzun kahverengi sakalı vardır, üstünde mavi bir ceket ve ayağında sarı çizmeler bulunur. başında genellikle tüy takılı bir şapka bulunduğu da anlatılır. bu görünüşüyle oldukça tuhaf ve renkli bir figürü andırır.
tom bombadil, yaşlı orman içerisinde yaşamaktadır. shire’ın doğusunda, buckland sınırındaki bu gizemli ormanın derinliklerinde, withywindle deresinin kıyısında bulunan evinde ikamet eder. tom burada goldberry isimli eşiyle birlikte yaşam sürer. goldberry, river daughter yani ırmağın kızı olarak tanımlanır; adeta bir su perisi gibidir.
bombadil ve goldberry’nin evine gelen hobbitler, goldberry’i “akan su kadar duru, söğüt dalları kadar zarif” bir kadın olarak betimlerler. hatta frodo onu görür görmez güzel bir ilhamla bir şiir mırıldanmıştır. goldberry, hobbitlere kendini tom’un sevgili eşi olarak tanıtır ve misafirlerini sıcak bir gülümsemeyle karşılar. frodo daha ilk anda onun kim olduğunu bir şarkıdan duyduğunu hatırlayacak kadar büyülenmiştir.
frodo, bombadil’in evine ilk geldiklerinde merakla goldberry’e sorar: “tom bombadil kimdir?” goldberry ise gizemli bir şekilde sadece “o, işte o” diyerek cevap verir (“he is”). frodo soruyu biraz daha açınca goldberry şu eklemeyi yapar: “o, ormanın, suyun ve tepelerin efendisidir” (“he is the master of wood, water, and hill”). ancak bu “efendi” kelimesi yanlış anlaşılmamalıdır; frodo “yani bütün bu topraklar ona mı ait?” diye sorduğunda goldberry gülerek “hayır, asla! o, bu yükün altına girmez. ormandaki ağaçlar, deredeki su, tepelerdeki çimenler, hepsi sadece kendilerine aittir. tom hiçbir şeye sahip olmaya kalkışmaz” diye açıklar. yani bombadil’in efendiliği, hükmetmesinden değil; hiçbir şeyin hükmüne girmemesinden gelmektedir. kimseden ve hiçbir şeyden korkmaz, çünkü sahip olma veya kontrol etme arzusu yoktur bombadil’in. bu yönüyle tam bir özgür ruh ve tabiatla uyum içinde yaşayan bir figürdür.
goldberry’nin sözünü ettiği gibi, tom bombadil doğanın içinde yaşayan ve onunla konuşabilen bir varlıktır. ormanın en huysuz, tehlikeli mahlukları bile ona karşı gelip zarar veremez. tom, çevresindeki her şeyle dostça iletişim kurar: rüzgârla, ağaçlarla, hayvanlarla… onu tanıyan bölge halkı (örneğin buckland’lı hobbitler) ona “ormanın üstadı” der ve saygıyla yaklaşırlar. bombadil ise çevresindeki herkese neşeli şarkılar söyleyerek seslenir. sürekli mırıldandığı tekerlemeler ve şarkılar, kendi gücünün bir parçası gibidir ve müziğin büyüsüyle doğayı etkileyebilir.
örneğin tom’un “hey dol! merry dol! ring a dong dillo!” diye başlayan çocuksu bir şarkısı vardır; “old tom bombadil is a merry fellow; bright blue his jacket is, and his boots are yellow” (“yaşlı tom bombadil neşeli bir dost; ceketinin rengi parlak mavi, çizmeleri sapsarı”) gibi kafiyeli sözlerle de şarkılarıyla kendini tanıtmaktadır. onun bu neşeli şarkılarını uzaktan duyanlar, tüm korkularını unutarak rahatlarlar.
tom bombadil’in ne kadar yaşlı ve güçlü olduğunu vurgulayan bir lakabı da eldest (en eskisi) şeklindedir. kendisi de “eldest, that’s what i am” (“en eski, işte benim sıfatım”) diyerek bunu dile getirir.
hatta “ben varken nehirler ve ağaçlar henüz yoktu; ilk yağmur damlasını ve ilk palamudu hatırlarım” diyecek kadar geçmiş zamanlara uzanan bir hafızası olduğunu söyler. bombadil, “morgoth dışarıdan buraya gelmeden önce, yıldızların altında karanlığın korku nedir bilmediği zamanları hatırlar” şeklinde çok iddialı bir ifade kullanır. orijinal metindeki sözleriyle: “tom was here before the river and the trees; tom remembers the first raindrop and the first acorn… he knew the dark under the stars when it was fearless – before the dark lord came from outside.” bu cümle, onun orta dünya’nın yaratılışından önce bile var olduğunu ima etmektedir.
tolkien’in kurgusal mitolojisine baktığımızda, morgoth “dışarıdan” arda’ya gelen ilk karanlık efendi’dir. bombadil’in bu sözleri, sanki arda’nın ilk zamanlarında, hatta valar arda’ya gelmeden dahi onun burada olduğuna işaret etmektedir. bu yüzden bombadil, orta dünya’daki “en yaşlı canlı” olarak tasvir edilir. nitekim treebeard kendini “yaşayanların en yaşlısı” saysa da tolkien bir mektubunda treebeard’ın bu iddiasının tom’dan haberi olmamasından kaynaklandığını belirtir. yani tom, muhtemelen tüm orta dünya’da yaşayan en yaşlı varlıktır.
bombadil’in master (usta/efendi) unvanı olduğundan bahsetmiştik, biraz daha detaylandıralım ve açıklama ekleyelim. bu unvanın anlamını goldberry şöyle açıklıyor: “o, efendi çünkü o her şeyin hakikatini bilen, ama hiçbir şeyi sahiplenmeye kalkışmayan kişidir. onu kimse alt edemez”. gerçekten de tom için “hiç kimse tom’u kendi izni olmadan yakalayamaz” denir. bu ifadeler, onun dünyanın akışını gözlemleyen ancak müdahale etmeyen bir tavır takındığını gösterir. tolkien, tom bombadil’i doğal pasifist olarak kurguladığını söylemiştir. 1954’te yazdığı bir mektupta (naomi mitchison’a, mektup 144) bombadil’in duruşunu şöyle açıklıyor:
“eğer bir tür ‘yoksulluk yemini’ edip her türlü iktidardan el etek çekmişseniz; eşyayı ve dünyayı sırf kendileri için, kendinizi karıştırmadan seviyorsanız; etrafınızda olup bitenleri sadece izleyip anlıyorsanız, güç ve kontrol meselesi sizin için tamamen anlamsız hale gelir, gücün araçları ise değersiz kalır. bu, savaş zamanlarında zihinlerde beliren doğal bir pasifist bakış açısıdır.”
bu sözler doğrudan tom bombadil’i tarif etmektedir. tom, güç mücadelesinde ne iyi tarafa katılmıştır ne de kötü taraf içine katılmıştır; iktidar peşinde değildir, her şeyi olduğu haliyle kabullenir. yüzüklerin efendisi hikâyesi genel olarak “iyi” ile “kötü” arasındaki çatışma, gücün yozlaştırıcılığı gibi temaları işlemiştir ve tom bombadil bu çatışmanın tamamen dışındaki bir bakış açısını temsil etmektedir. hiçbir tarafın kontrolünü istemeyen, doğayla bütünleşmiş, gücün anlamını yitirdiği bir yaşam sürmektedir. bu nedenle tek yüzük bile onun zihninde en ufak bir etki dahi bırakamaz. çünkü “gücün aracı” olan yüzük, tom için sadece değersiz bir cisimdir.
tom bombadil, the fellowship of the ring kitabının ilk kısmında, hobbitler shire’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra hikâyeye dahil olur. frodo ve arkadaşları shire’dan yola çıkıp yaşlı orman’a girdiklerinde, ormanın karanlık ve büyülü atmosferinde yollarını kaybederler. ormanın en eski ağaçlarından biri olan old man willow, merry ile pippin’i esir alır, frodo’yu da neredeyse boğacaktır. işte tam bu çaresiz kaldıkları anda, uzaktan tuhaf bir şarkı duyarlar: “hey dol! hey dol! hop along, my hearties!” gibi neşeli sözlerle gelen biri, yaşlı söğüt’ün yanına varır. bu tom bombadil’den başkası değildir. tom, şarkısının gücüyle ağacı adeta hipnotize eder ve “ne yapıyorsun sen, söğüt baba? hemen bırak çocukları!” diyerek merry ve pippin’i ağaçtan kurtarır. ağaç inat edince, tom ciddi bir tonda ağaca buyurur: “eat earth! dig deep! drink water! go to sleep!” (“toprağı ye, derine kök sal, suyunu iç ve uyu!”). bu sözler bir büyü gibi etkili olur ve huysuz ağaç istemeye istemeye de olsa hobbitleri serbest bırakır.
tom, korkmuş ve şaşırmış hobbitleri evine davet eder. dört hobbit, bombadil’in peşine takılıp ormanın güvenli patikalarından tom ve goldberry’nin evine varırlar. burada onlar için rüya gibi, huzur dolu iki gün başlar. ilk akşam, goldberry hobbitlere ziyafet sofrası hazırlar; tom ise onlara eğlenceli sohbetler ve şarkılarla eşlik eder. bombadil’in evinde kaldıkları süre boyunca hobbitler kendilerini güvende hisseder, hatta gece gördükleri kötü rüyalar bile evin büyülü huzuruyla dağılır. goldberry onlara “bu çatı altına karanlık giremez, rahat uyuyun” demiştir. gerçekten de tom’un evi, dışarıdaki yüzük tayfları’nın veya diğer kötülüklerin giremeyeceği kadar güvenli bir sığınaktır.
ertesi gün kahvaltıdan sonra, frodo ve arkadaşları tom bombadil ile sohbet etme fırsatı bulurlar. frodo, tom’a doğrudan sorar: “sen kimsin, üstat?” der. tom ise gülerek onu geçiştirir: “adımı öğrenmediniz mi hâlâ? benim kim olduğum ancak benim adımdır. siz söyleyin: yalnız başına, isimsiz kaldığınızda siz kimsiniz bakalım?” diye bilmeceyle karşılık verir. bu cevap aslında frodo’yu tatmin etmez; ama tom hemen ardından kendine dair bazı şeyler anlatmaya başlar. işte yukarıdaki kısımda değinilen “tom en eskidir, ilk yağmur damlasını bile hatırlar…” diye başlayan sözlerini bu konuşma sırasında dile getirir. tom’un anlattıkları, hobbitleri hem büyüler hem de hobbitlerin akıllarını karıştırır; sanki bu neşeli adamın sesinde çok eski çağların anıları çınlamaktadır. tom konuşurken hobbitler kendilerinden geçmiş gibi onu dinlerler. hatta bir ara hepsi transa geçip uyuyakalır. bombadil gülerek onları uyandırır ve “haydi, küçük arkadaşlarım, yolculuk sizi bekler!” der.
yola çıkmadan önce, tom bombadil hobbitlere çok önemli iki iyilik yapar.
birincisi, onları höyük yaylaları denilen tehlikeli ve büyülü tepeler konusunda uyarır. bu tepelerde eski höyükler ve o höyüklerde yaşayan tehlikeli ruhlar, höyüklü kişiler denilen hayaletvari varlıklar vardır. tom, hobbitlere oradan geçerken güneş batmadan önce geçip gitmelerini, asla höyüklerin üzerinde uyuya kalmamalarını sıkı sıkı tembihler.
ikincisi, tom onlara bir çağrı şarkısı öğretir: “ho! tom bombadil, tom bombadillo!” diye başlayan bir tekerleme. “başınız derde girerse bu şarkıyı söyleyin, ben duyup gelirim” der. hobbitler bunun ileride hayatlarını kurtaracağından henüz habersizdir…
ne yazık ki hobbitler höyük yaylalarından geçerken tom’un tüm uyarılarına rağmen bir höyük üzerinde uyuya kalırlar ve gerçekten de bir höyüklü kişi tarafından esir alınırlar. frodo karanlık bir mezar odasında uyandığında arkadaşlarının baygın yattığını, üzerlerinde ölüm seremonisi gibi bir şey hazırlandığını görür. korkuya kapılsa da tom’un öğrettiği tekerlemeyi hatırlar. var gücüyle “ho! tom bombadil!” diye şarkıyı söylemeye başlar. uzaklardan bombadil’in sesi duyulur; hemen yardıma gelir. bombadil gelince höyüklü kişinin gücü söner. tom, yine şarkısının kudretiyle bu karanlık ruha çıkışır ve höyüğün içindeki tüm laneti defeder. höyüklü kişi kaçarken tom’un söylediği şu sözler çok önemlidir: “git başımızdan, kara ruh! seni ta karanlıkların ötesine, hiçliğe gönderiyorum! der. orta dünya’daki “kötücül ruhları sürgün edebildiğini” ima eden bir büyü yapmıştır.
hobbitler böylece ikinci kez tom sayesinde ölümden kurtulurlar. bombadil, mezar odasındaki hazineleri de gün yüzüne çıkarır. höyüklerde uzun zaman önce gömülmüş, numenor krallıklarına ait silahlar ve eşyalar vardır. tom, altın ve mücevherlerle hiç ilgilenmez; “bunlar madde’nin oyunları, beni ilgilendirmez” diyerek hepsini bir kenara yığar. ancak hobbitlere oradaki kısa kamalardan seçip verir. ama bunlar sıradan kılıçlar değildir; barrow-blades, kadim batı krallıklarının düşmanlarına (angmar’ın cadı kralı gibi) karşı dövülmüş büyülü bıçaklardır. frodo, merry, pippin ve sam yolculuklarının geri kalanında bu silahları taşıyacaklardır. (nitekim ileride merry’nin cadı kral’ı yaralamasında bu bıçağın rolü büyüktür.)
tom bombadil, hobbitleri güvenli bir patikadan bree yoluna kadar geçirir. onları uğurlarken son nasihatlerini verir, hatta esprili bir şekilde “maceranız sizi bekliyor, gidin talihinizi karşılayın” der. ingilizce’de tam olarak “ride to meet your fortune!” şeklindeki bu sözü, hobbitleri cesaretlendiren bir dilek olarak düşünebiliriz. bombadil vedalaşırken ayrıca çevrede tanıdığı dostlara da göz kulak olmalarını tembihler. örneğin bree’ye varmadan önce uğradıkları farmer maggot ile tom’un eski ahbap olduğu ima edilir. hatta bazı kaynaklar, tom’un, höyük yaylalarında kurtardığı ponileri çiftçi maggot’a emanet ettiğini ve bree’deki the prancing pony’nin sahibi barliman butterbur’a haber gönderdiğini anlatır. gerçekten de hobbitler bree’de han sahibi butterbur’dan bombadil’in selamı ile birlikte gönderdiği ponileri teslim alırlar. bu, tom bombadil’in hobbitlere perde arkasından yardım ettiğine de bir örnektir.
tom bombadil, yüzük kardeşliği romanının geri kalanında bizzat görünmez, ancak iması ve etkisi hissedilmeye devam eder. yüzük kardeşliği’nin ayrıkvadi’deki elrond'un divanı’nda ismi tekrar gündeme gelir. burada güç yüzüğünün akıbeti tartışılırken, rivendell’lı bir elf olan erestor şöyle bir öneride bulunur: “madem bu tek yüzük bu kadar tehlikeli, onu bombadil’e verelim. onun üzerinde yüzüğün etkisi yok gibi görünüyor, belki o güvende tutabilir.” bu teklif üzerine gandalf ve elrond bombadil hakkında katılımcılara bilgi verir. öncelikle elrond, tom’dan iarwain ben adar diye bahseder; bu isim sindarin dilinde “en eski, babasız” demektir.
elrond şöyle söyler: “bombadil o vakitler böyle anılmazdı. biz ona iarwain ben adar derdik, en eski ve babasız olan. sonraları ona başka adlar da verildi: cüceler forn der (kadim anlamında); kuzeyliler orald der (çok yaşlı anlamında)... lakin şimdi buralarda tom bombadil diye bilinir.” bu, bombadil’in orta dünya halklarının hafızasında ne kadar eskiden beri yer ettiğini gösterir. hatta elrond, “tuhaf bir yaratıktır doğrusu; belki onu da divana çağırsaydım iyi olurdu” diye ekler. fakat gandalf bu fikre katılmaz: “çağırsan bile gelmezdi” der ve bombadil’in kendi bölgesine bağlı, dünyanın geri kalan işlerine kayıtsız olduğunu belirtir.
gandalf’ın divanda tom bombadil hakkında yaptığı açıklamalar, karakterin doğasına dair çok önemli bilgileri içerir. gandalf’ın sözlerinden öğreniriz ki bombadil aslında yüzük’e hükmetmiyor, yüzük de ona hükmetmiyor: “onun yüzük üzerinde bir gücü yok; aslında durum şu: yüzük, tom üzerinde hiçbir güç sahibi değil.” gandalf şöyle açıklar: “tom kendi kendinin efendisidir (he is his own master). ama yüzük’ü de değiştiremez veya başkaları üzerindeki etkisini kıramaz. ayrıca tom kendini çizdiği küçük bölgesine çekmiş, dünyanın geri kalanından elini eteğini çekmiştir, günlerin değişmesini bekliyor belki de; dışına adım atmıyor.”
bu sözler, tom bombadil’in sadece kendi diyarında etkili olduğunu ve tek yüzük’ün varlığıyla bile ilgilenmediğini gösteriyor. divan üyeleri “madem öyle, yüzük’ü tom’a emanet edelim” diye üsteleyince gandalf kesin bir dille karşı çıkıyor:
“tom bombadil’e yalvarsak belki yüzüğü alır, ama gereğini anlamaz. ona yüzük verilse, kısa sürede unutur gider, hatta büyük ihtimalle atar bir köşeye. böyle şeyler onun zihninde yer tutmaz. yüzük onun aklında hiç iz bırakmaz. bu yüzden en güvensiz yüzük taşıyıcısı olurdu.”
gandalf’ın bu sözleri (özellikle “if he were given the ring, he would soon forget it, or most likely throw it away. such things have no hold on his mind” kısmı), tom bombadil’in tek yüzük karşısındaki tutumunu net bir şekilde ortaya koyuyor: yüzük onun aklını çelmeye güç yetiremez, çünkü bombadil’in ne iktidar hırsı var ne de korkusu... fakat aynı nedenle, onu yüzük taşıyıcısı yapmak da yanlış olacaktır; zira tom için yüzük öylesine önemsiz bir şeydir ki, kaybolmasına veya sauron’un eline geçmesine aldırmadan unutabilir. nitekim elrond da tartışmaya şöyle girer: “tom bu işin ne kadar vahim olduğunu anlamazdı; onun gücüne bel bağlayamayız. bize düşen yüzüğü ya sonsuza dek saklamak ya da yok etmek. saklamaya kalksak bile tom’un diyarı işgal edilene dek zaman kazanırız, sonrası malum...” diyerek bombadil seçeneğini elediklerini belirtir.
burada ilginç bir not daha düşmek gerekir: gandalf, sauron’un yenilgisinden sonra tom bombadil’i ziyaret ettiğini anlatır. yüzük savaşı sona erip frodo ve diğerleri shire’a dönerken, yol üzerinde gandalf onlardan ayrılır. “benim artık size katılmama gerek yok,” der ve şöyle ekler: “yaşlı orman’daki bombadil’i ziyaret edeceğim. uzun zamandır şöyle gönülden bir sohbet etmemiştim kendisiyle.” gandalf gerçekten de shire’a uğramaz; tom ve goldberry ile görüşmeye gider. bu buluşmanın detayları kitapta anlatılmaz, ama gandalf’ın “dünyada son sözü hiç kimse söylemez, bombadil dahi olsa” gibi bir cümle kurar. tolkien burada bombadil ile gandalf’ı hikâyenin dışında, iki bilge varlık olarak buluşturur ve ne konuştuklarını okurun hayal gücüne bırakır. kim bilir, belki de gandalf bombadil’e tüm olup biteni anlatıp ondan kadim bilgeliğine dair dersler almıştır. bu, bombadil’in hikâyedeki son görünmez varlığıdır…
tom bombadil aslında ilk olarak yüzüklerin efendisi kitabında ortaya çıkmamıştır. tolkien, bu karakteri ilk kez 1930’ların başında çocuklarına anlattığı hikâyelerde ve şiirlerinde yaratmıştır. 1934’te oxford’lu öğrencilerin çıkardığı bir dergide bombadil hakkında bir şiir bile yayınlamıştır. daha sonra, 1962’de tolkien the adventures of tom bombadil adlı bir şiir kitabı yayımlamıştır. bu kitap, çoğu shire şiirleri olmak üzere 16 şiir içerir; bunlardan ikisi doğrudan tom bombadil’i konu alır. bu şiirlerde tom’un goldberry ile tanışması, old man willow ve barrow-wight ile yaşadığı maceralar esprili bir dille anlatılır.
örneğin ilk şiirde bombadil nehir kıyısında goldberry’yi görür, cıvıl cıvıl su perisi kızını hemen oracıkta yakalayıp evine götürmeye karar verir. goldberry başlangıçta kaçmaya çalışsa da sonunda tom’un eşi olur. bu anlatım, folklorik ve nükteli bir dille verilir: bombadil, su perisini adeta antik mitlerdeki tarzda “kapıp kaçan” bir figür gibidir. (şiirde geçen “he caught her, held her fast! ... ‘here’s my pretty maiden! you shall come home with me!’” dizeleri bu olayı tasvir eder.) yine aynı şiirde tom’un yaşlı söğüt’le mücadele etmesi de vardır ama bu sefer roller biraz tersine döner: söğüt, tom’u bir an büyüleyip gövdesine sıkıştırır; tom zor kurtulur ama bir daha ağaca kanmadığı gibi ona güzel bir ders verir. ayrıca tom’un bir “barrow-wight” tarafından yakalanıp sonra şarkısıyla kurtulduğu bölüm de vardır ki bunun yüzük kardeşliği’ndeki olayın esin kaynağı olduğu çok açıktır. the adventures of tom bombadil şiirleri, yüzüklerin efendisi’nden farklı olarak daha neşeli ve çocuk masalı tonundadır. tolkien bu şiirleri aslında “shire halkının uydurduğu masallar” olarak bizlere sunar. yani orta dünya’da gerçekten olmuş olaylar mı yoksa değil mi belirsiz bırakılmıştır. ancak yüzüklerin efendisi romanında bombadil bölümleri yazılırken, tolkien bu eski şiirlerinden bazı detayları da romana uyarlamıştır. örneğin goldberry’nin tom’a gelişi, romanda açıklanmaz ama şiirde anlatıldığı şekliyle olduğunu düşünebiliriz.
bunların yanında, tolkien’in oğlu christopher tolkien’in derlediği the history of middle earth serisinde, tom bombadil’in roman taslaklarında nasıl yer aldığına dair çok ilginç bilgiler bulmaktadır. the return of the shadow (home cilt 6), yüzüklerin efendisi’nin ilk taslaklarını inceler. burada görülüyor ki tolkien, bombadil karakterini en baştan beri planlamış ve hikâyeye erkenden dahil etmiştir. hatta frodo (ilk taslakta adı bingo olarak geçmektedir) shire’dan ayrılırken tom bombadil ile bir macera yaşayacağı, tolkien’in aklındaki ilk olaylardandır. zaten tolkien bombadil’i bağımsız bir şiir karakteri olarak daha önce yarattığı için, bu “merry fellow”u yeni hikâyesine küçük bir cameo olarak eklemek istemesi de normaldir. ilk taslaklarda bombadil, hobbitleri kurtardığında kendini “aborigine” olarak tanımlar. bir notta “tom bu diyarın aborjinidir” yazmaktadır. yine ilk versiyonlarda tom’un ağzından şu cümleyi duyuyoruz: “güneşin batıdan doğup ayın ardından yükseldiğini gördüm.” christopher tolkien, return of the shadow’da bu sözü yorumlayarak bunun daha sonra metinden çıkarıldığını, ama “ilk yağmur damlası ve palamudu hatırlarım” gibi kısımların korunduğunu belirtiyor.
christopher tolkien bu erken dönem notlarını değerlendirirken şu soruları sormaktadır: “tom gerçekten valar arda’ya gelmeden önce var olduğunu mu ima ediyor? morgoth’un outside kelimesiyle kastedilen şey nedir? eğer tolkien’in o dönem yazdığı silmarillion taslağı incelenirse, morgoth evrenin dışına hiç çıkarılmamıştı; ta ki sauron’un yenilgisinden sonra nihai olarak çıkartılacağı zamana dek. oysa bombadil’in sözü, sanki melkor’un boşluk’a sürülüp geri dönmesini (ağaçların zehirlenmesinden önce) ima ediyor. acaba tolkien, yüzüklerin efendisi’ni yazarken silmarillion’un o bölümünü değiştirmeyi planlamış mıydı?”. görüleceği üzere bombadil’in iddiaları, tolkien’in mitolojisiyle her zaman mükemmel bir şekilde örtüşmez; bu da tolkien’in onu biraz bilmece olarak bırakmasının bir sonucudur aslında.
christopher tolkien, babasının mektuplarından birine (przemyslaw mroczkowski’ye 1960’larda yazdığı) atfen şunu da belirtmekte: tolkien, bombadil gibi “açıklaması uzun sürecek unsurların” varlığından bahsederken “her zaman açıklanamayıp arta kalan bir şeyler olacaktır, bunları açıklamak için daha farklı veya uzun bir yapıya ihtiyaç duyulur” demiştir. yani, bombadil doğası gereği mevcut hikâyenin sınırlarının dışında kalır; tam anlamıyla açıklanması için belki hikâye çerçevesinin genişletilmesi gerekirdi. fakat tolkien bunu bilerek yapmıştır. 1954’te, yüzüklerin efendisi yayımlandıktan sonra bir okuyucusuna yazdığı mektupta (letters, mektup 153), bombadil’i hikâyeye nasıl dahil ettiğini şöyle anlatıyor:
“bence tom bombadil üzerine felsefe yapmak gerekmez, öyle yapmak onu daha iyi yapmaz. birçok kişi onun varlığını garip ve uyumsuz buldu, farkındayım. tarihsel olarak söyleyeyim: onu hikâyeye koydum çünkü onu bağımsız olarak zaten ‘icat etmiştim’ ve yol üstü bir macera olsun istedim.”
tolkien burada dürüstçe, bombadil’in önceden yazılmış bir şiir karakteri olduğu ve yüzüklerin efendisi’nde bir çeşit “yol üstü macerası” olarak eklediğini söylüyor. yani bombadil baştan planlanmış ana hikâye örgüsünün bir parçası değildi; sonradan eklenmiş bir ayrıntıydı sadece. ancak tolkien yine de bombadil’i eserinden çıkarmaya kıyamamıştır. taslakları gözden geçirirken hikâye ton olarak ciddi ve epik hale gelmiş olsa da bombadil bölümlerini çıkarmak yerine bırakmayı tercih etmiştir. bunun nedenini de şöyle açıklıyor (naomi mitchison’a mektubunda):
“bence bir hikâyede birçok şey açıklanmadan kalmalı (özellikle de gerçekte bir açıklaması varsa). belki ben bazen fazla açıklama yapıp fazla geçmiş tarih verdim, bu açıdan hata yaptım. mesela birçok okur elrond divanı’nda takıldı kaldı. mitos niteliğinde bir çağ’da bile, her zaman birtakım bilinmezler olmalı; gerçek dünyada olduğu gibi… tom bombadil de bunlardan biri, özellikle böyle tasarladım.”
tolkien, bombadil’i özellikle “çözümsüz bir bilmece” olarak bıraktığını açıkça belirtmektedir. hikâyede onun varlığı belki bazı okurları şaşırtıp “yahu bu da neyin nesi şimdi?” dedirtiyor, fakat tolkien bundan gayet memnun: dünyanın genişliğini hissettirmek, her şeyin tek bir öykünün parçası olmadığını göstermek için bombadil gibi hikayeye uyumsuz görünen bir parçaya ihtiyaç duyduğunu düşünmüş. nitekim bir başka mektubunda (letters, 153. mektup) şöyle yazmış: “yüzük’ün herkese, büyücüler veya diğer güçlere bile hükmü gerçek, evet, ama dünya ondan ibaret değil. bombadil’in öyküye dahil edilmesi, o dönemin evrenine bu gerçeği katmak içindir.” tolkien’e göre tom’un hikâyede yer alması, orta dünya’nın ne kadar engin ve gizemli olduğunu gösterip dünyayı içeriden genişletmiştir.
yukarıdaki tüm bilgileri derlediğimizde, tom bombadil’in kim veya ne olduğuna dair kesin bir tanım hala yapılamamaktadır. bu da tolkien’in bilinçli tercihidir. yine de hem kitap içi bilgiler hem de tolkien’in dış metinlerdeki ipuçlarıyla şu sonuçlar çıkarabiliriz:
bombadil açıkça iluvatar’ın çocukları’ndan biri olamaz. insan olmadığı çok aşikâr (insanların ortaya çıkışından da eski), elf de değil (elflerden önce orta dünya’da olduğunu söylüyor, üstelik görünüş ve tavır olarak hobbitlere daha yakın).
cüce olmadığı ortada (cücelerin yaratılışı yavanna’nın ağaçlarından bile sonradır, halbuki tom ağaçlardan da önce olduğunu iddia etmekte). ent de değil, çünkü entler yavanna’nın duasıyla ağaç ruhlarından oluşmuşlardır ve orta dünya’nın ikinci çağlarından itibaren varlar. zaten entler somut ağaç formundadır; bombadil ise insansı bir varlıktır.
bazı kişiler tom bombadil’i maiar sınıfına sokmayı denemiştir. maiar, valar’ın maiyetindeki daha küçük güçlerdir (gandalf, saruman ve radagast gibi istari aslında maiar’dandır; sauron da bir maia’dır). bombadil, doğa ile iç içe biri gibi göründüğü için bir çeşit maia olabilir mi diye düşünenler elbette olabilir. özellikle radagast’ın ormana dalıp hayvanlarla yaşamayı seçmesi örneği, tom’un da orta dünya’ya gönderilmiş fakat görevi umursamayıp tamamen unutan bir maia olabileceği fikrini savunanlar vardır. ancak bu teori şu sorunlar barındırıyor: güç yüzüğü, gandalf veya saruman gibi güçlü maiar’ı bile etkileyip cezbedebilirken tom’a hiç etki etmiyor. bu, onun maia’dan da farklı bir seviyede varlık olduğunu düşündürüyor. ayrıca tom’un dünyadaki “zamanın başlangıcından” beri var olduğuna dair iddiası, maiar’ın valar ile birlikte dünyaya geldiği bilgisini aşar (gerçi tolkien’in daha sonra geliştirdiği bir fikir, melkor’un ilk savaştan sonra evrenden bir süre dışarı kaçıp tekrar döndüğünü söyler; belki bombadil bunu kastediyor da olabilir. kim bilir?). yine de elimizde maiar olduğunu destekleyecek bir veri yok.
peki bir vala olabilir mi? bazı kişiler bombadil’in aslında valar’dan biri olabileceğini öne sürer. örneğin aule veya tulkas gibi figürlerle benzeştirilmeye çalışılmıştır. hatta kimileri daha uçuk bir yorumla, bombadileru iluvatar iddiasını bile ortaya atmıştır. ancak tolkien bu tür yakıştırmalara hiçbir zaman prim vermemiştir. özellikle iluvatar’ın cisimlenmiş hali fikri, tolkien’in mitolojisinde hiç yeri olmayan bir şeydir; eru’nun arda içinde vücut bulmadığını da zaten biliyoruz. tolkien, bir mektubunda “hikâyede ‘tanrı’ karşılığı bir karakter yok, iluvatar doğrudan dâhil olmuyor” diyerek bombadil=eru teorisini dolaylı biçimde reddetmiştir. zaten tom bombadil hiçbir zaman bir yaratıcı veya her şeye gücü yeten biri gibi gösterilmez; tam tersine, gücü yereldir ve dünyanın gidişatına karışmaz. valar’dan biri olması da zor, çünkü valar valinor’da hüküm sürerler ve orta dünya’da ancak vekilleri vasıtasıyla işlerler. bombadil ise apaçık orta dünya’nın içinde yaşayan bir figürdür.
tolkien, bombadil’i ilk tasarlarken onu “oxford ve berkshire kırlarının ruhu” olarak nitelendirmiştir. 1937 tarihli bir mektubunda bir arkadaşına, “tom bombadil (yok olan oxford ve berkshire kırlarının ruhu) hakkında bir hikâye yazmalı mı yoksa enclosed şiirlerde kaldığı yerde mi bırakmalı?” diye sorar. bu cümle çok önemlidir çünkü tolkien, daha yüzüklerin efendisi ortada yokken bile bombadil’i yaşadığı coğrafyanın ruhu, o bölgenin “cin peri”si gibi bir varlık olarak gördüğünü gösterir. bu bağlamda bombadil, evrenin büyük kozmik güçlerinden ziyade lokal bir tabiat varlığı olarak düşünülebilir. nitekim eşi goldberry de bir su perisi, dere kızı, bir su ruhu’dur. tom da belki bir orman cini gibidir. hatta tolkien’in silmarillion taslaklarında bahsettiği “sınıflandırılmamış ruhlar” vardır: valar ve maiar dışında, daha ufak doğa ruhları da dünyanın her yanında bulunabilir; bazısı ağaçların, nehirlerin içine nüfuz etmiş, bazısı rüzgâr olmuş vs. tom bombadil belki de bu sınıflandırılmamış ruhlardan biri olabilir. orman ruhu, toprak ve suyun kendi şuuru gibi… ancak bu teori de “bombadil tam olarak nedir?” sorusuna tam yanıt vermez, çünkü tolkien eserlerinde bu tür ruhlara dair net tanımlar yoktur.
sonuçta tolkien, bombadil’i tanımlamaya yönelik tüm girişimlerin ötesinde, onu gizemli bırakmaktan yanadır. okurlar yıllardır “bombadil aslında kimdi?” diye tartışır, ama tolkien bize gülümseyerek “bir muamma, o kadar” der gibidir. bir mektubunda (mektup 144), “ve hatta mitik bir çağda bile bazı bilmeceler olmalıdır… tom bombadil bunlardan biridir (bilerek böyle yaptım)” diye yazmış olması bunu bize açıkça gösterir. bir başka mektupta (mektup 153, taslak halinde kalan bir cevap mektubu), bir okurun bombadil’in kimliğine dair ısrarına karşı tolkien hafif sitemkâr bir espri yapar: “winston churchill için de ‘o’dur’ diyebilirim, tom bombadil için dediğim gibi, değil mi?”. burada tolkien, goldberry’nin “he is” (“o, işte o”) cevabına atıfta bulunarak, “yani biri için sadece ‘o’dur’ demek sizi tatmin etmiyorsa churchill için de edemez, bombadil için de” demek istemiştir. kısacası tolkien bombadil konusunda ipuçları verse de asla tam olarak açıklama yapmamıştır.
tolkien’in vefatından sonra yayınlanan bazı notlarda, bombadil’in ainulindalë (dünyanın müziği) ile bir bağlantısı olabileceği gibi akademik tartışmalar bile ortaya atılmıştır. bir tanesinde “ainur’un müziği’nin vücut bulmuş hali” olabileceği öne sürülür. çünkü tom müzikle konuşur, kötülüğe karşı kayıtsız kalır vs. bu tarz teoriler edebi spekülasyon boyutundadır ve kesin kanıtlanamaz; yine de bombadil’in “dünyanın kendisi” veya “arda’nın kalbi” gibi metaforik bir anlam taşıdığı fikri ilgi çekicidir.
özet geçecek olursam; tom bombadil orta dünya’nın çözülmemiş en büyük gizemlerinden birisi. tolkien’in niyeti de aslında bu gizemi korumaktı. belki de bombadil hakkında önemli olan “kim olduğu” değil, “ne anlama geldiği”dir. o, güce tamah etmemenin, tabiata duyulan saf sevginin ve savaşın ortasında kalmış bir dünyada barışçıl bir sığınağın sembolü gibidir. goldberry’nin dediği gibi: “o, sadece o’dur.” her şeyin geçiciliğini bilen, sadece an’da var olan bir mutluluk hali. gerçekten de bombadil, tek yüzük gibi büyük bir belanın ortasında gülüp şarkılar söyleyebilen tek karakterdir.