EDEBİYAT 15 Haziran 2026
1,6b OKUNMA     32 PAYLAŞIM

Kötü Biri Olduğunu Hiç Saklamayan Aykırı Yazar Jean Genet'nin Hayat Hikayesi

Kötü biri demesek de pek çok kötülük yapan biri diyelim: Fransız yazar Jean Genet'in hayat hikayesi evli-mutlu-çocuklu hikayelere hiç benzemiyor...

jean genet sevdiğim bir yazar. sevdiğimiz herhangi bir yazar literatüre “p*ç” ve “*r*spu çocuğu” gibi sıfatlarla girmiş olabilir ama hiçbir yazar resmi olarak bu iki sıfatı bir arada taşımamıştır. jean genet hariç.

1910 yılında kimsesizler yurduna yeni doğmuş bir bebek bırakılır

adını klasik, geleneksel ve zamansız bir erkek ismi olan “jean” koyarlar. jean, yedi yaşına geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirilir. bu bilginin doğruluğundan hareket edersek, onun neredeyse aynı yıllarda hırsızlığa başladığını varsayabiliriz. 13 yaşında bir zanaat okuluna kaydolması, onu ilk mesleğinden soğutmadığını söyleyebiliriz. ancak orada da çok kalmaz. tarihler 1926’ya geldiğinde üç ay süren ilk hapishane deneyimini yaşar. serbest kalır da uslanmaz, bu kez reşit olana kadar kalmak üzere ıslahevini boylar. sertliği ile ünlü bu ıslahevi genet’yi gerçek bir suçlu haline getirecektir. rivayete göre bu sert ıslahevinin nadide üyesi jean genet, gerçek suçlu kimliğine burada bürünmüş ve belki de hiç farkında olmadan tüm edebi hünerinin hamurunu burada yoğurmuştur.


cehenneme benzeyen bu ıslahevinden kurtulabilmek için önce askere yazılır. ardından askerlikten de firar eder ve çareyi fransa'dan tüymekte bulur. pek çok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret eder. bu seyahatin sonucunda 1937'de fransa'ya geri döner ve yeniden suç dünyasına balıklama dalar. beş yıl boyunca ya hırsızlık yapar, ya para karşılığı seks. “alışmış kudurmuştan beterdir” sözünün gereğini yerine getirerek 1942'de bir kez daha mapushane damına düşer. hayatını bilinçli olarak kötülüğe adadığı bir dönemdir ve en büyük alçaklığın kötü şeyler yapmak değil kötülüğü ortaya dökmek olduğunu düşündüğü için hapishanede kötülüğü öven kitaplar yazar ve yasaların pençesine düşer. aynı nedenle alçaklıktan, sefaletten ve hapishaneden kurtulur. kitapları sayesinde tanıştığı andre gide, jean cocteau ve jean-paul sartre'ın cumhurbaşkanına verdikleri dilekçe sonucu özgürlüğüne kavuşur. bu af sonrası, tekrar yeraltı dünyasına dönmemiş, kendisini tamamıyla edebiyata vermiştir. ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı duyarsız kalmaz. 1968 mayıs'ında öğrencilerin, vietnam savaşı sırasında amerikan solunun, ırkçılığa karşı kara panterler'in ve israil'e karşı da filistinliler'in yanında yer almıştır. “quatre heures a chatila”da (şatila’da dört saat), filistinliler ve orada bulunuşu için şunları söyler: “filistinliler uğradıkları adaletsizlikler yüzünden göçebe bir halk durumuna düşmeselerdi, ben onları bu kadar sever miydim?” genet, hayata hep bu şekilde, yani kendinden bakıyordu, her şeyi sömürüp değiştiriyordu. gerisi hikaye.


kitapları birer birer basılmaya ve okunmaya başlar

ilk şiirini yazar, ilk kitabı "notre-dame-des-fleurs" (çiçeklerin meryem anası) yayımlanır. ardından "miracle de la rose" (gülün mucizesi) gelir. 1948 yılında otobiyografisi mahiyetindeki "journal du voleur" (hırsızın günlüğü) yayımlanır. "le balcon" (balkon) oyunu yayımlanır, tüm eserleri içinde en çarpıcı olanıdır kanaatimce. "balkon" oyununda yeryüzü egemenlerini alaycı ve acımasız bir dille eleştirir. hatta bu oyunu türkiye'de de sahnelenmiştir, tiyatro stüdyosu tarafından. ölümünden kısa süre önce, "l'atelier d'alberto giacometti" (giacometti'nin atölyesi) adlı röportaj ve sanat içerikli kitabı, genet'nin son yapıtıdır.

yazdıklarına büyük hayranlık duyan faslı yazar tahar ben jelloun’un bir sorusuna "ben hapisten çıkmak için yazdım, toplumu kurtarmak için değil; iyi bir ilkokul öğrencisi gibi uğraşarak paçamı kurtardım, hepsi bu" şeklinde verdiği cevap ne kadar dürüst biri olduğunu kanıtlar niteliktedir. sıkı bir yazar olduğu kadar iflah olmaz bir piç ve maharetli hırsız olmasaydı, fraksiyonu ne olursa olsun kimsenin inandığı bir genet çıkamayabilirdi ortaya. onu sahip olduğu konuma getiren sokakların ve bizlerin asla yaşayamayacağı yüzü olmuştur. siyasiya bend’den dede murat’ın dediği gibi: “sokakta yatmayan bir adam için taş sadece bir taştır, ama ne zamanki gece uyumak için kafanı kaldırıma yaslarsın o zaman anlarsın taşın ne demek olduğunu.”

bbc’nin hazırladığı “aziz genet” adlı belgeselde yer alan mülakatta "günleriniz nasıl geçiyor?" sorusuna “ölmeyi bekliyorum” cevabını vermişti ve bu onun yaptığı son röportaj oldu. 15 nisan 1986’da, jack’s hotel’de, o dönem derin bir ilişki içinde olduğu genç otomobil yarışçısı jack maglia, kahvaltısında jean genet’in kendisine katılmasını beklerken, genet odasının tuvalete çıkan basamaklarında kayıp kafasını çarptığından dolayı o esnada ölmekle meşguldü.