EDEBİYAT 13 Ekim 2026
597 OKUNMA     12 PAYLAŞIM

Karısını Bıçaklayan Pulitzer Ödüllü Yazar Norman Mailer'ın Aykırılıklarla Dolu Hayatı

1923-2007 arası yaşayan Mailer, 20. yüzyıl ABD edebiyatının en aykırı tiplerinden biriydi.

norman mailer, amerikan edebiyatının yalnızca en ünlü yazarlarından biridir

yeni gazetecilik akımın öncülerinden biri olmasının yanında eserleri, politik duruşu ve abd toplumunun karanlık yönlerini sertçe eleştiren kişiliğiyle dönemin ruhuna damga vurmuştur. ikinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkan “hipster” akımı üzerinden yazdığı “beyaz zenci” beat kuşağının ve hippi hareketinin manifestosu sayılabilir. kitapları ona iki pulitzer ödülü kazandırdı (the executioner's song 1979 - the armies of the night 1968). ama onun hayatında öyle bir gece vardı ki, edebî dehası, şöhreti ve bütün o büyük iddiaları bir anda korkunç bir gerçekliğin karşısında kaldı.

o gece karısını bıçakladı, üstelik öldürmeye çok yaklaşacak kadar ağır biçimde.

ona göre 1960'ların amerika'sında yazar artık yalnızca masasının başında oturan biri değildi

sokakta olmalı, siyasetin, savaşın, cinselliğin, şiddetin ve toplumun içine girmeliydi. çünkü kendisi de hayatını neredeyse bir edebî performans gibi yaşıyordu. alkol, uyuşturucu, kadınlar, kavgalar, politika, erkeklik ve şiddet onun dünyasında birbirinden çok uzak kavramlar değildi. kurallara uymayan, korkusuz, saldırgan, toplumun sınırlarını zorlayan bir yazar. ve sonra hayatına adele morales girdi. 1951'de tanıştılar. üç yıl sonra evlendiler.
adele, new york sanat çevrelerinde tanınmış bir ressam ve oyuncuydu.

ilişkileri başından itibaren fırtınalıydı. ağır içki kullanımı, karşılıklı sadakatsizlikler ve sürekli gerilim, evliliklerinin bir parçası haline gelmişti. 1960'a gelindiğinde mailer'ın hayatında başka bir büyük fikir daha vardı. new york belediye başkanlığına aday olmayı düşünüyordu.
bu, sıradan bir siyasi kampanya olmayacaktı. mailer kendisini toplumun dışına itilmiş insanların temsilcisi olarak görüyordu. bir yanda evsizler, suçlular, serseriler ve toplumun marjinal kesimleri; diğer yanda new york'un zenginleri ve iktidar sahipleri olacaktı. onları aynı siyasi hareketin içinde buluşturmayı hayal ediyordu. 19 kasım 1960 gecesi, bu kampanyanın başlangıcı olarak evinde büyük bir parti düzenledi.

davetliler gerçekten tuhaftı. mailer sokaktan tanımadığı insanları bile çağırmıştı. davet edilen zengin ve önemli insanların çoğu gelmemişti ama dönemin sanat ve edebiyat dünyasının önemli isimleri oradaydı. parti ilerledikçe alkol de ilerledi. ve gecenin havası giderek bozuldu.
mailer konuklarla tartışmaya başladı. üzerinde fırfırlı bir matador gömleği vardı ve giderek daha saldırgan davranıyordu. gecenin ilerleyen saatlerinde, artık kontrolünü büyük ölçüde kaybetmişti. sonra adele'yle tartışmaya başladı.

adele de sarhoştu. kocasının davranışlarına öfkelenmişti ve onu kışkırtmaya başladı. erkekliğine ve cinsel gücüne hakaret etti; metresi hakkında ağır sözler söyledi. fakat geceye ilişkin anlatıların en meşhur ayrıntısı başka bir cümleydi. adele, mailer'a onun dostoyevski kadar iyi bir yazar olmadığını söyledi.

o anda mailer’in gözlerinde sadece öfke vardı. tartışma sırasında gömleğini yırtacak kadar yükselmişti zaten.

elindeki küçük çakıyla adele'ye saldırdı. bir kez değil, iki kez. bıçak darbelerinden biri karnına, diğeri sırtına isabet etti. darbelerden biri kalbin etrafındaki perikardiyal keseyi deldi. adele ağır yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. ilk anda adele doktorlara camların üzerine düştüğünü söyledi. fakat yoğun bakımda polise gerçeği anlattı: onu kocası bıçaklamıştı.

norman mailer tutuklandı ve psikiyatrik gözlem için bellevue hastanesi'ne gönderildi. adele'yi tedavi eden doktorlardan biri, mailer'ın "paranoid bir çöküş" içinde olduğunu, gerçeklik algısının bozulduğunu ve hem cinayet hem intihar açısından tehlike oluşturduğunu rapor etti. mailer ise bunu kabul etmiyordu. mahkemede, akli dengesinin bozulmadığını savunuyordu. bir akıl hastanesine gönderilmek istemiyordu. çünkü böyle bir kararın gelecekte yazdığı her şeyi etkileyeceğini düşünüyordu. bir "deli" olarak etiketlenmek istemiyordu. hakim ise onun sözlerini ikna edici bulmadı. mailer'ın yakın geçmişinin, kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırı ayırt etmekte zorlandığını gösterdiğini söyledi.

mailer bellevue'de 17 gün kaldı. daha sonra ağır suçlama düşürüldü; üçüncü derece saldırı suçunu kabul etti ve ertelenmiş bir ceza aldı. adele suçlamayı sürdürmedi. bir süre daha devam eden evlilik ise 1962'de sona erdi.


fakat hikâyenin en tuhaf taraflarından biri henüz başlamıştı

çünkü bu olay norman mailer'ın edebî kariyerini bitirmedi. tam tersine, mailer yıllar boyunca yaşadığı bu korkunç geceyi de edebiyatının malzemesine dönüştürdü.

an american dream romanında bir entelektüelin karısını öldürmesi gibi bir olay yer aldı. başka bir şiirinde ise bıçakla karısı arasındaki ilişkiye göndermede bulundu. gerçek hayat ile kurmaca arasındaki sınırı yine ortadan kaldırıyordu.

yıllar sonra 1979'da bu olayı anlatırken çok daha soğuk bir cümle kurdu: "on yıllık öfke beni bunu yapmaya itti. sonrasında kendimi daha iyi hissettim."

mailer zaman zaman kendi yarattığı "tehlikeli erkek", "isyankâr sanatçı", "şiddetin ve karanlığın kaşifi" imgesinin içine fazlasıyla girdi. altı kez evlendi, dokuz çocuğu oldu, kadınlarla ilişkileri ve davranışları sık sık tartışma konusu oldu. başka yazarlara hakaret etmekten, kavgacılıktan ve provokatif açıklamalardan çekinmedi.

belki de en büyük ironiyse, adele'nin kendi hayatının da zamanla kocasının gölgesinde kalmasıydı. o da ressamdı. oyuncuydu. kendi sanat dünyası vardı. mailer'ın eserlerinin tiyatro uyarlamalarında oynadı, onun filmlerinden birinde rol aldı, soyut dışavurumcu resimler yaptı ve daha sonraki yıllarda joseph cornell'i andıran kutu çalışmalar üretti. ama kamuoyunun hafızasında çoğu zaman "norman mailer tarafından bıçaklanan kadın" olarak kaldı.

2015'te 90 yaşında öldüğünde gazeteler onun ressam ve oyuncu olduğunu yazdı; ama ölüm haberlerinin başlıklarında bile mailer vardı. kızı danielle, annesinin aslında yetenekli bir ressam ve oyuncu, ayrıca iki kızına son derece bağlı bir anne olarak hatırlanmak istediğini söyledi.

norman mailer 2007'de öldüğünde adele'nin söyleyebildiği tek şey: "o bir canavardı."

çünkü bir insan aynı anda hem büyük bir yazar hem de korkunç bir suçun faili olabilir. birincisi ikincisini ortadan kaldırmaz. mailer'ın amerikan edebiyatındaki etkisini inkâr etmek, edebiyat tarihini eksiltmek olur. ama edebî büyüklük ahlaki bir bağışıklık sağlamaz. üstelik mailer'ın çevresinde oluşan kültür, bu olaydan sonra bile onun yaptığından çok onun başına ne geleceğini konuşmaya eğilimliydi. bazı arkadaşları bunun kariyerinin sonu olacağını düşünmüştü. fakat sonunda öyle olmadı. kısa süre sonra yeniden davetlere çağrıldı. kendi anlatımına göre insanlar ona eskisinden yalnızca "beş derece daha az sıcaklıkla" davranıyordu. sanki bir adamın karısını neredeyse öldürmesi, büyük bir yazarın hayatındaki büyük edebî maceralarından sadece biriymiş gibi.

işte norman mailer'ın hikâyesini rahatsız edici yapan şey de budur.