Jean-Dominique Bauby'nin Kelebek ve Dalgıç Filmine İlham Veren Aşırı Hüzünlü Öyküsü
göz kapağıyla yazılan kitap: le scaphandre et le papillon
fransız gazeteci ve elle dergisinin eski editörü jean-dominique bauby, 1995 yılında beklenmedik bir felaketle karşı karşıya kaldı. aniden geçirdiği beyin felci sonucu "locked-in sendromu" olarak bilinen nadir bir duruma yakalandı. zihni tamamen açık ve bilinci yerindeydi, ancak başından ayaklarına kadar felç olmuştu. artık ne konuşabiliyor, ne hareket edebiliyor, ne de yardım isteyebiliyordu. sadece sol göz kapağını oynatabiliyordu.
bu trajik durum, onun hayata olan bağını koparmadı. bauby, sessizliğe gömülmeyi reddetti ve inanılmaz bir azimle bir kitap yazmaya karar verdi. ancak bunu ne elleriyle ne de sesiyle yapabiliyordu. karşısında bir editör, fransız alfabesindeki harfleri en sık kullanılan sıraya göre tek tek okuyordu. bauby, doğru harfi belirlemek için göz kapağını kırparak kelimeleri oluşturuyordu.
bu yöntemle, günde sadece birkaç kelime yazabiliyor, altı saatlik bir uğraş sonucunda ancak bir sayfanın yarısını tamamlayabiliyordu. ama o pes etmedi. aylar süren yoğun çabanın sonucunda, "le scaphandre et le papillon" (dalgıç ve kelebek) adlı kitabını tamamladı.
kitap, bauby'nin felç sonrası yaşamını, bedeninin bir dalgıç giysisi (scaphandre) gibi ağır ve hareketsiz olduğunu, ancak zihninin özgür bir kelebek (papillon) gibi uçabildiğini anlatıyordu. onun bu inanılmaz çabası, insan iradesinin gücünü ve iletişimin ne olursa olsun mümkün olabileceğini kanıtladı.
bauby, kitabın yayımlanmasından sadece iki gün sonra, 44 yaşında hayatını kaybetti. ancak bu eser, onun son sözü oldu. 2007 yılında julian schnabel tarafından beyaz perdeye uyarlanan film, büyük yankı uyandırdı ve cannes film festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü kazandı.
bauby’nin hikâyesi, en zor koşullarda bile insan ruhunun ve azminin ne kadar güçlü olabileceğini gösteren bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
le scaphandre et le papillon (dalgıç ve kelebek), jean-dominique bauby tarafından kaleme alınmış etkileyici bir otobiyografidir. bauby, 1995 yılında geçirdiği felç sonucu "locked-in sendromu" yaşamaya başladı; bedeni tamamen felçli olmasına rağmen zihni tamamen aktifti. sadece sol göz kapağını kullanarak, özel bir iletişim yöntemiyle bu eseri yazdı. kitap, onun iç dünyasını, hayallerini ve yaşadığı zorlukları derinlemesine anlatır. bauby'nin bu eseri, insan ruhunun dayanıklılığının ve umudunun güçlü bir sembolüdür.
Film uyarlaması hakkında bir yazıyı ekleyerek bitirelim
gülerken, ağlarken, severken, terk ederken, sevişirken, giderken, dönerken, ertelerken, acı çekerken, aldatırken, susarken, konuşurken... yaşarken... gözlerimizin aslında ne kadar kapalı olduğunu anlattı bana, bu film.
evet bunları yazıyorum ve gözlerim açık olmalı değil mi? ama değil.
evet bunları okuyorsun ve gözlerin açık olmalı değil mi? yine değil.
o kadar sıkı sıkı kapatmışız ki gözlerimizi; öyle görmezden gelmişiz ki etrafımızdakileri, hayallerimizi öyle unutmuşuz ki, geçmişin fotoğraflarını öyle silmişiz ki hafızamızdan, her yeni günü tıpkı dünün aynısıymış gibi yaşamaya öyle bir başlamışız ki, kendimize öyle acımışız ki, elimizde olmayanlara öyle odaklanmışız ki... olduğumuz yere hapsolup kalmışız, sonunda. ben bu odada, sen o odada, diğeri kendi odasında. hepimiz kendi dalgıç giysilerimiz içinde kilitli kalmışız, adeta. gözlerimiz kapalı alıp verdiğimiz nefesleri saymaktan, denizin dibini görmekten de, gözlerimizle ulaşabileceklerimizden de, kendimizi mahrum bırakmışız. oysa ne diyor bak;
“hayal gücüm ve hafızam dalgıç kıyafetimden kurtulmamın sadece iki yolu... her şeyi hayal edebiliyorum. herkesi ya da her yeri... dalgalarda okşanabiliyor, sevdiğim kadınları ziyaret edebiliyorum, dağların kralı önünde selam durabiliyorum, istediğim herşeyi hayal edebiliyorum. çocuk düşlerimde, yetişkin heyecanlarımda yaşayabiliyorum.”
gözlerini aç, aç da gör, sen kör gibi dolaşırken, neler neler ıskalamışsın hayatta; kimleri kırmışsın, hangi hatalarını "yarın telafi ederim nasılsa" diye savsaklamışsın, sevdiklerine "seni seviyorum" demeyi nasıl ertelemişsin, mutlu olduğun anların farkına nasıl varmamışsın. dün gibi yaşadığın bugün var ya, o bitti bak. bugün gibi yaşayacağın yarın var ya, o da bitecek bak. o yüzden, yarın sabah uyandığında gözlerini aç, aç ki, o dalgıç giysisinden sıyrılıp bir kelebek olabilmenin mümkün olabildiğini sen de gör, geç olmadan, ve daha da kör olmadan...
“bugün artık bütün varlığımın küçük ıskalamalardan oluştuğunu hissediyorum. sevmeyi bilemediğim kadınlar, hissedemediğim fırsatlar, kaçıp gitmesine izin verdiğim mutluluk anları, sonucunu önceden bildiğim ama kazananı seçemediğim bir yarış... kör ya da sağır mıyım yada gerçek doğamı bulmak için bir felaketin ışığı mı gerekiyordu?"