TELEVİZYON 20 Nisan 2026
4b OKUNMA     14 PAYLAŞIM

İlk 3 Sezonuyla Efsaneleşen Avrupa Yakası, Son 3 Sezonuyla Neden Yokuş Aşağı Düştü?

Avrupa Yakası sonlara doğru neden ilk sezonlardaki kaliteyi yakalayamadı? İşte bunun detaylı bir röntgeni.

avrupa yakası... zannımca ilk üç sezonu türk komedi kulvarının zirvesinde yer alır, fakat son üç sezonu da bir o kadar koftidir ki bunu pek çok kimse içten içe bilse de pek itiraf edemez.
gülse birsel'in sezonlar ilerledikçe diziyi ve oturduğu zemini evirdiği su götürmez bir gerçek, dizinin ilk üç sezonu ab grubuna hitap edecek şekilde kurgulanmışken sonraki üç sezonu hedef kitleyi totale endekslemiştir. haliyle dizinin yavan hali de iyiden iyiye ayyuka çıkmıştır.

şimdi burada benim gözlemlediğim iki farklı evriliş var, birincisi şesu, volkan ve selin'in ayrıldığı üçüncü sezon sonu. bana hatta pek çoklarına kalırsa dizi iki evrenden oluşuyordu, birisi sütçüoğlu apartmanı diğeri de avrupa yakası dergisi. her ikisinde de kurgu benzerdi; orta oyunu vari bir şekilde birkaç karakterin kavuklu ile pişekar edasında çatışmasına dayanıyordu. zaten bu döneme dek ülkemizde tutmuş bir çok komedinin formülü de bu idi (hababam sınıfı, tosun paşa, çiçek abbas)...

şimdi bu iki farklı evrenin kavuklu ve pişekar'ları da kendi içinde değişiyordu elbet, ev için bir volkan'a, dergi için de bir şesu'ya ihtiyaç var idi, bunların karşısına da bölümden bölüme değişecek şekilde başka karakterler serpiştirilmişti, yani aslında dizinin sabitleri ilk etapta volkan ve şesu idi, karşılarında bazen aslı, bazen cem, bazen ofis elemanları bazen de üçüncü sezon itibariyle burhan altıntop oluyordu.

şimdi volkan ve şesu diziden ayrılınca, gülse birsel önce güvenli alanın içinde kalmayı tercih etti ve bu karakterleri diziden çıkarıp birebir benzer özelliklere sahip iki yeni karakter dahil eti (sacit ve tanrıverdi), bana kalırsa mantıklı da bir hareketti ki bu hamle yerine aynı karakterleri farklı oyuncularla devam ettirme hatasına da düşebilirdi, ben daha bu formülün tuttuğunu görmedim ki gülse birsel o dönem için zannımca doğru olanı yaptı.

hal böyle olunca dördüncü sezon itibarıyla dizi çıkış noktasından pek de bir şey kaybetmeden devam edebildi, benzer çatışmalar yaşanıyordu, benzer bir kurgu vardı hala, dolayısıyla aslında son derece iki ağır karakterin diziden ayrılışının yaratacağı o muhtemel keskinliği izleyici fark etmedi.


fakat gülse birsel'in fark ettiği bir şey vardı, o da burhan altıntop ve yakaladığı popülarite

dizinin ilk üç sezonunda kendi içinde manyaklıkları olsa da hep bir makul sınır içerisinde kalmayı başarabilmiş karakterler gördük, bu döngüyü ilk kıran burhan altıntop oldu, daha ötesi bana kalırsa bundan sonraki gülse birsel projelerini şekillendiren ve başarısız olmasına yol açan fitilin ilk ateşi de bu idi. burhan karakteri; dahil olduğu ilk sezon olan üçüncü sezonda diğer karakterlerle benzer bir formüle sahipti, yer yer aşırılıkları olan ama yolda görseniz dikkatinizi çekmeyecek, dönüp gideceğiniz bir karakter. izleyiciden tepki gelmesi bir yana, karakter giderek popülerleşince gülse birsel yavaş yavaş gaza basmaya başladı, bana kalırsa bu noktada sacit ve tanrıverdi yerleşimlerinin neler getireceğini kestiremediği için kolaya kaçmak istedi, burhan altıntop'u sivriltti ve hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceği bir senaryoda bile tutunabilecek bir spin-off yarattı.

yarattı yaratmasına ama bunu yaptığı gibi; cem, aslı, iffet, tahsin gibi tiplemeler yavaştan irtifa kaybetmeye başladı, dolayısıyla bu organik olmayan büyüme usul usul yanındakileri yutmaya başladı, üzerine de gaffur karakteri eklenince, geçmiş olsun; dizi tümden bu yola girmiş oldu, zira artık total izleyicisini avucunun içine almıştı, bu noktadan geri dönemezdi zira ab izleyicisi de yavaş yavaş kopuşa geçmişti, dolayısıyla buradan gidebildiğince gitmek dışında bir şans kalmadı. dizi yavaştan o karikatürize zehrin tesiri altına girmişti.

gaffur da patlama yaptı haliyle, gülse birsel baktı ki ne verse millete tutuyor, fenomen haline geliyor, tamam dedi buradan devam hatta düpedüz devam etmek de hata olur, vitesi de arttırmak gerek, hem bu kadar karikatürize ve aykırı karakterin olduğu bir ortamda diziyi doldurmak da zor değildi. ilk sezonlar her bölüm 2 ya da 3 farklı olayı anlatır, dolayısıyla karakterler arasında mutlaka bir geçiş ve buluşma noktası olurdu, aksi takdirde açılan kapı kapanmaz, konu da havada kalırdı, bu da teknik olarak bölüm yazmayı daha zor hale getiriyordu muhtemelen.

ama şimdi öyle değildi; şahika, dursun, osman, izzet gibi neme lazım olduğu belli olmayan yeni tiplemelerle bölümü doldurmak çok kolaydı, üstelik diğer karakterlerin yavaş yavaş düşmüş olduğu o çapın da bir önemi yoktu zira tüm saz burhan altıntop'un elindeydi, gülse birsel dördüncü sezon itibariyle yakalandığı hastalığa kendini teslim etmişti artık, demiştim ya buradan dönüş yoktu, yoktu ama geri dönen bir karakterin zayıflayan tesiri de bundan nasibini almıştı. volkan sütçüoğlu dönmüş, sacit çıkmıştı; volkan dönmüştü dönmesine ama ilk üç sezondaki ışıltısından da eser yoktu, seyirciyi heyecanlandırmıyordu dahi, yoksa volkan aynı volkan ata demirer de aynı ata demirer idi, üstelik karaktere de aşina olduğumuza benzer sahneler yazılıyordu.

bu kez heyecan yaratmadı zira dizi artık volkan'ın bıraktığı gibi değildi, bu şartlar altında diziye devam eden cem, aslı, iffet, tahsin, sertaç, fatoş gibi karakterlerin süreç içerisinde yaşadığı o değersizleşme hissi volkan karakteri için aniden vuku bulmuştu, diziye döndüğü gibi dizinin içinde pek de olayı olmayan bir karakter olarak çıktı karşımıza; sonra zaten o karakterden de bir karikatürize yan karakter peydah oldu.

hasılı geldiği bu noktada avrupa yakası, bir durum komedisi olmaktan çıkıp bir varyete şovuna, bir skeçler bütününe evrildi

ilk sezonlarda selin’in absürtlükleri yada volkan'ın hıyarlıkları ve eril davranışları, hikayenin içinde birer baharattı; ana yemek ise karakterlerin arasındaki o sahici sınıfsal ve kültürel çatışmaydı. ancak son üç sezonda baharatlar ana yemeğin yerine geçti. artık sahneler, hikayenin akışı için değil; burhan’ın yeni bir nidası, şahika’nın bir başka absürt kostümü ya da dilber hala’nın o an patlayan repliği için kurulur hale geldi.

asıl dramatik olan ise şudur ki gülse birsel, total izleyiciyi yakalayan bu "karikatürize başarıyı" bir formül sanıp sonraki tüm işlerine (yalan dünya, jet sosyete) bu şablonu kopyaladı. oysa avrupa yakası’nı avrupa yakası yapan şey, burhan altıntop’un bağırış çağırışları değil; aslı ve cem’in ofis flörtlerindeki o naif beyaz yakalı sancıları, sertaç ve tacettin’in bitmek bilmeyen vizyonsuz planları ve aslında hepimizin bir parça aşina olduğu o gerçek istanbul panoramasıydı.

dizi, altıncı sezonun sonunda kepenkleri indirdiğinde arkasında iki farklı enkaz bıraktı

bir yanda ilk üç sezonun o zekice kurgulanmış, nişantaşı entelijansiyasını tiye alan kült mirası; diğer yanda ise son sezonların bağıra çağıra güldürmeye çalışan, yorulmuş ve derinliğini kaybetmiş popüler kültür yığını. avrupa yakası, kendi yarattığı canavara kurban giden bir devdi kanımca. bugün geriye dönüp baktığımızda izlediğimiz şey artık bir dizi değil, bir dönemin sosyolojik değişiminin ekrana yansıyan o hüzünlü ve gürültülü hikayesidir. belki de bu yüzden pek çoğumuz ilk sezonları birer nostalji sığınağı olarak görürken, son sezonları hatırlanmasa da olur birer gürültü olarak zihnimizin tozlu raflarına kaldırıyoruz, en azından ben öyle yapıyorum.