İkinci Dünya Savaşı'nın Delilik Sınırında Gezen Enteresan Kahramanları
josef mencik
avrupa, 1938'de yavaş yavaş alman tankları ile dolmaya başlarken, bir adam zırhını kuşanıp onları durdurmaya çalışır: son şövalye josef mencík.
bazı yazarlara göre modern don kişot sayılan mencík, 1938'de naziler sudetenland'a ilerlerken zırhını giyer, atına biner ve alman askerlerinin karşısına çıkar. bu sahne abartılarak onu tanklara saldıran şövalye'ye dönüştürse de kayıtlar olayın tuhaf bir protestodan ibaret olduğunu gösterir. nitekim mencík atı ve şövalye zırhıyla tankların karşısında durmuştur ama almanlar onu deli zannedip ateş açmadan yanından geçmiştir.
gerçekte ise mencík ne bir şövalye ne de bir aristokrattır; 1911'de güney bohemya'daki dobrš castle'ı satın aldıktan sonra hayatını orta çağ şövalyeliğine adar. kaleyi restore eder, zırhlar ve kılıçlar toplar, ziyaretçilere şövalyelik erdemlerinden söz eder. modern dünyanın ortasında yaşayan bu adam için şövalyelik tarih merakından çok övünülecek bir kimliktir (bkz: narsisistik kişilik bozukluğu).
bu "delilik" payesiyle kazanılan ayrıcalık, birkaç yıl sonra normandiya çıkarmasında bill millin ile tekrarlanır
1944 yılında mermiler havada uçuşurken, kıyıya elinde tüfek yerine gayda ile çıkan millin, iskoç geleneğini sürdürmek için sahilde boydan boya yürüyerek gayda çalmaya başlar. arkasındaki askerler vurulurken millin'in sadece müziğine odaklanarak kıyı şeridinde volta atması, savaşın en sürreal sahnelerinden biri olur. alman keskin nişancıları ona ateş etmez. çünkü onlara göre bu adam mermi harcanmayacak kadar delidir (bkz: dissosiyatif kaçış).
tüm bu absürtlüğün belki de en bilinen sembolü ise mad jack churchill'dir
makineli tüfeklerin yüzyılında, iskoç kılıcı (scottish broadsword) ve uzun yayıyla (longbow) pek çok alman askerini öldürdüğü söylenir. savaş başladığında manchester alayı ile dunkirk'te savaşır. daha sonra komando birliklerine katılır ve norveç, sicilya ve yugoslavya'da görev yapar. defalarca yaralanır, esir düşer. ancak her seferinde kaçmayı başarır.
churchill'in en ünlü eylemlerinden biri, 1941'de norveç'teki vågsøy baskınıdır. elinde kılıcıyla saldırıya liderlik eder ve birçok alman askerini öldürür. "kılıçsız savaşa giden subay, düzgün giyinmemiş demektir" diyerek kurşun yağmurunun ortasında kendi şahsi şövalyelik mitosunu yaratır (bkz: counterphobia).
aslında tüm bu "deliler", savaşın yıkımına kendi şövalyelik oyunlarıyla cevap verir
düşünüldüğünde savaşın kaosunda, zırh, kılıç ve gayda ile savaşmak, yani geçmişe bağlılık bir nevi sembolik bir isyandır.
churchill ve diğerleri belki de savaşın anlamsızlığını görüp, kendi anlamlarını yaratmaya çalışırlar. tarihte tuhaf bir şövalye olarak ölümsüzleşmek, bir bakıma kazanılmış bir zaferdir. üstelik hayatta kalacak kadar şanslıysalar...