EDEBİYAT 13 Ocak 2026
5,5b OKUNMA     43 PAYLAŞIM

Homeros'u Kafanızda Bir Yere Oturtmanızı Sağlayacak Bir Tanıtım Yazısı

Homeros kimdir? Homeros ismini biliyor ancak bu isme fazla da hakim değilseniz işinize çok yarayacak bir yazı.

homeros, yalnızca destan yazmış bir ozan değil; insanı anlamaya çalışan ilk büyük anlatıcılardan biridir

hakkında kesin olan çok az şey vardır. yaşayıp yaşamadığı, tek bir kişi mi yoksa sözlü geleneğin simgesi mi olduğu bile tartışmalıdır. smyrna, sakız ve çevresinde sıkça anılır. kör olduğu söylenir ama bu bilgi tarihsel bir kanıta değil, kültürel bir fikre dayanır. kör ozan figürü, dış dünyadan çok insanın iç dünyasını gören anlatıcıyı simgeler.

çağdaş homeros araştırmacılarının çoğu, ilyada ve odysseia'nın okuma yazma bilmeyen bir ozan tarafından sözlü olarak oluşturulup dikte ettirildiğini düşünür. özellikle ilyada, okunmak için değil, ezberlenerek söylenmek üzere düzenlenmiş gibidir. antik ilyada nüshalarının birbirine çok benzemesi de, tek bir özgün metnin sözlü gelenek içinde korunmuş olabileceğine işaret eder.

iö 7. yüzyılın ortalarından itibaren ilyada ve odysseia yunan dünyasında yaygınlaşır. homerik ilahilerden birinde şairin kendisini kör olarak anması, antik yunanların bu şiirleri homeros'a bağlamasına ve homeros'un da kör olduğuna inanmasına yol açar. iö 6. yüzyılın sonlarında sakız adası'nda, homerosidai adı verilen ve halk ozanlarının yetiştirildiği bir loncanın varlığı bilinir. bu dönemde destanlar, yunan öğrencilerin eğitiminde temel metinler hâline gelir.

ilyada ve odysseia, troya savaşı ile yazıya geçirildikleri dönem arasında yaklaşık 400 yıldan fazla bir zaman farkı olmasına rağmen, yazı olmadan varlığını sürdürebilmiş metinlerdir. bu durum başlı başına dikkat çekicidir. arkeologlar, homeros'un verdiği ayrıntıların büyük bir bölümünü doğrulamıştır.

homeros'un metinleri sözlü gelenekten doğmuştur

rapsode denilen halk ozanları tarafından lir eşliğinde söylenir, ezberlenerek aktarılır. bu yüzden tekrarlar vardır. kalıp ifadeler, yinelenen betimlemeler. bunlar sözlü kültürün tekniğidir. dinleyicinin hafızasını destekler.

iö 6. yüzyıldan itibaren atina'da homeros metinleri ezberletilir.
yunan gençleri ilyada ve odysseia ile yetişir. bu destanlar, yazılı yasaların yerini tutar. cesaret, sadakat, onur, konukseverlik ve sorumluluk gibi değerler bu öykülerle öğretilir. ilyada ve odysseia, yunanistan'ın kahraman geçmişini canlı tutmakla kalmaz, aynı zamanda ahlaki bir boşluğu doldurur. halk ozanlarının hikâyeleri günlük yaşam için yol gösterir.

iö 4. yüzyılda atina'da kitapların yaygınlaşmasıyla birlikte destanları okuma imkânı artar. ilk yazılı nüshalar, papirüsün yanı sıra deri rulolara ve ağaç tabletlere de kaydedilir. bu nedenle destanların pek çok parçası günümüze ulaşabilmiştir.

bu yüzden homeros, yalnızca bir ozan değil, aynı zamanda bir öğretici figür olarak görülür.

Homeros'un yaşadığı tahmin edilen dönemlerde Ege.

platon'a göre homeros, yunan dünyasının öğretmenidir

1870'te, bir alman tüccar olan heinrich schliemann, amatörce de olsa arkeolog olmaya karar verir. elinde sevdiği bir ilyada nüshasıyla, kendisini yıllarca homeros'un dünyasına bırakır. on dört yıl boyunca, destanı rehber edinerek kazılar yapar. önce troya'yı, sonra ondan daha eski troya katmanlarını, ardından miken ve tiryns kalıntılarını ortaya çıkarır.

ama homeros, olayları kronolojik bir tarih gibi anlatmaz. ne yıl söyler, ne mevsim. troya'nın surlarını bile ayrıntılı betimlemez. onu ilgilendiren şey mekân değil, insandır. öyküdeki her ayrıntı, yalnızca bir bireyin betimlenmesini güçlendirdiği ölçüde yer alır.

bu yaklaşım, homerik benzetmelerde görülür. homeros, bir karakterin duygusunu anlatmak için onu doğadaki bir şeye benzetir. bir aslana, bir kuşa, bir fırtınaya, bir orman yangınına. bazen bir çiftçiye benzetir; amaç, karakterin ne hissettiğini derinleştirmektir. korku, öfke, sevinç ve keder böylece doğrudan hissettirilir.

bu yüzden birçok araştırmacı, homeros'un insan davranışlarına özel bir ilgisinin olduğunu söyler. troya savaşını geleneksel bir kahramanlık anlatısı olarak tekrarlamaz. gerçek insanlar gibi düşünen, karar veren, hata yapan kahramanlar yaratır. ilyada'da birçok iyi insan, kontrol edemediği koşullar yüzünden başka iyi insanları öldürmek zorunda kalır. onur ve saygınlık kazanırlar ama bedeli acı, kayıp ve ölümdür.

homeros, bu nedenle bir tarihçi olarak değil, insanı anlatan bir anlatıcı olarak okunur

zaman ve mekân ayrıntılarından çok, insanın korkusunu, öfkesini, yasını, kararsızlığını ve dayanma gücünü anlatır. aradan geçen yüzyıllara rağmen, ilyada ve odysseia'nın okunmasının nedeni de budur. çünkü anlattıkları insan hâlidir.

schliemann'ın bulduğu troya kalıntıları, homeros'un anlattığı troya'dan daha geç bir döneme aittir. yani homeros'un ilyum'u ya da troya'sı, schliemann'ın bulduğu katmanın altındadır. bu da homeros'un anlattığı troya'nın gerçekten var olmuş olabileceği ihtimalini güçlendirir.

1930'larda ohio cincinnati üniversitesi'nden arkeolog carl blegen, troya vı'yı keşfeder. tarihleme, ilyada'daki anlatıyla büyük ölçüde örtüşür. surlarla çevrili, etkileyici bir şehir ortaya çıkar. ancak bulunan kalıntılar, homeros'un betimlediği büyük ve görkemli priamos kentinin yanında yine de sınırlı görünür.

1980'lerin sonlarında, uluslararası bir arkeolog ekibi hisarlık'ta yeniden kazılara başlar. bu kez daha gelişmiş bilimsel yöntemler kullanılır. 1992'de yapılan incelemeler, yerleşimi çevreleyen kalın dış duvarların varlığını gösterir. bu duvarların, daha önce bilinen troya surlarından çok daha kalın olduğu anlaşılır.

bu yüzden homeros, bir şairden çok, sözü kuşaktan kuşağa taşıyan ve hala konuşan büyük bir ozandır.

ekleme: ekşi sözlük'ten gelen schliemann'e yönelik, haklı eleştiri üzerine ilave etmek isterim. schliemann kazılarda gerçekten büyük zarar vermiş. hazine arayışıyla troya'yı, daha eski troya katmanlarını, ardından miken ve tiryns kalıntılarını ortaya çıkardı ama üst katmanları hızlıca kaldırdığı için bugün bilinebilecek birçok şey de kayboldu. bulduğu kalıntılar homeros'un ilyum'u ya da troya vi denilen yerleşimle aynı alandaydı ve bu yüzden efsanedeki kenti bulduğunu düşündü.

ama bu biraz da dönemin sorunu. o yıllarda katmanlı kazı yöntemi bugünkü gibi bilinmiyordu. şehirlerin depremler ve yangınlar yüzünden düzensiz biçimde üst üste biriktiği tam anlaşılmamıştı. schliemann katmanların düzenli olacağını sandı ve yanıldı.

1930'larda carl blegen, troya vi'yı daha düzenli biçimde kazdı; dönem ilyada'yla uyuşuyordu ama ortaya çıkan şehir, anlatılan priamos kentinden daha küçüktü. asıl bilgi, 1980'lerin sonlarında hisarlık'ta yapılan çalışmalarla netleşti. iyi planlanmış sokaklar, yapılar, miken çanak çömlekleri ve büyük bir yangın izleri bulundu. bu bulgular, iö 13. yüzyıla ait bir troya'nın gerçekten var olduğunu gösterirken, schliemann'a yöneltilen eleştirilerin de biraz dönemin bilgi ve yöntem eksikliğinden kaynaklandığını düşündürüyor.