Hayatınızı Kolaylaştıracak ve Ruhunuza İyi Gelecek Felsefe Akımları
hayatı kolaylaştıran felsefeler: (bkz: stoacılık), (bkz: epikürizm), (bkz: absürdizm), (bkz: taoizm), (bkz: ubuntu), (bkz: pragmatizm), (bkz: kinik felsefe), (bkz: varoluşculuk), (bkz: golden mean), (bkz: radical acceptance)
şimdi nedir bunlar ve bize ne faydası var, kısa kısa açıklayalım
stoacılıkta temel prensip "sadece kontrol edebildiklerine odaklan"maktır. herhangi bir olayda kendinize şunu sorun; ben bu durumu değiştirebilir miyim? cevabınız hayırsa enerjinizi, üzerinde muktedir olmadığınız bir konuya harcamak ve üzülmek, endişelenmek yerine olay karşısındaki tepkinizi yönetmek için kullanın.
epikürizm ise kısaca basit hazların peşinden gitmeyi öğütler diyebiliriz. küçük şeylerden mutlu olmak aslında. çok büyük hayallerimiz ve isteklerimiz de olabilir ama bunları seyreltip, zihinsel sükuneti yakaladığımız kısa anlardan; ne bileyim güzel, güneşli bir günde ayaklarını uzatıp türk kahveni içmek, amaçsız ve tasasız şekilde kanepede dizi-film seyredip tembellik etmekten keyif almak diye örneklendirebiliriz.
absürdizm hayatın aslında anlamsız olduğunu söyler. (albert camus) ancak bu varoluşsal bir kriz yaşamak yerine bunun özgürleşmenin kaynağı olduğunu idrak edin der. madem hayatın bir anlamı yok öyleyse herkes kendi amacını ve anlamını yaratmakta özgür. hata mı yaptın, başarısız mı oldun? kocaaaa evrende yalnızca toz zerresisin. o kadar da önemli değil, o kadar da önemli değilsin, değiliz. hafifle...
taoizmin merkezinde wu wei kavramı vardır; akışa bırakmak. doğanın bir ritmi var. akıntıya karşı kürek çekmek yerine akıntının gücünden faydalan der. esnek olanın hayatta kalacağını söyler taoizm; sert olan her şey kırılır, esneklik hayatta tutar.
pragmatizm kabaca faydacılıktır. asıl soru "doğru nedir?" değil, "işe yarıyor mu?"dur. bir düşünce, inanç, eylem hayatınızda olumlu bir sonuç yaratıyorsa o şey iyidir.
kinikler toplumun dayattığı kurallardan, unvanlardan, mülkiyet hırsından arınmayı öğütler. el alem hapisanesinden çıkın, toplumun kurallarını, dayattığı gelenekleri ve normları sorgulayın. gerçekten ihtiyacınız olan şeylerin ne kadar az olduğunu fark edin. bu üzerinizdeki sosyal baskıyı azaltacaktır. (bkz: diyojen)
varoluşculuk dediğimizde ise jean paul sartre'ın söylediklerine bakacağız. ne der kendisi? "varlık özden önce gelir." yani dünyaya bir görevle veya etiketle gelmediniz. kendinizi her an yeniden inşa ediyorsunuz. geçmişteki hatalarınızın veya ailenizin size biçtiği rollerin sizi tanımlamasına izin vermeyin. her sabah kim olacağınıza dair yeni bir seçim yapma gücüne sahipsiniz. bu aslında bir sorumluluk ama aynı zamanda bir özgürlük.
ubuntu bir afrika felsefesi; "ben, biz olduğumuz için ben'im" prensibine dayanır. insanın ancak diğer insanlar aracılığıyla insan olabileceğini savunur. bireysel hırslar yerine toplumsal faydaya ve bağ kurmaya odaklanın der. bir sorunu çözerken sadece kendinizi değil, çevrenizdeki ekosistemi de düşünmek, uzun vadede daha huzurlu ve destekleyici bir yaşam alanı sağlar der.
şimdi hem bireyselliğin hem de komün olmanın önemini vurguladık. e diyeceksiniz ki hangisi? işte burada denge sahneye çıkıyor; golden mean'in yaşam pratiklerine yansıması.
yukarıda sayılan tutumların hangisini ne zaman takınacağınıza karar vermek asıl olay. aristoteles , "yeri geldiğinde" olayının babasıdır. her türlü erdemin, iki uç noktanın (eksiklik ve aşırılık) tam ortasında olduğunu savunur (altın orta).
örneğin cesaret, korkaklık ile cahilce atılganlığın ortasıdır. cömertlik, cimrilik ile müsrifliğin ortasıdır. hayatımızdaki bir çatışmada veya kararda şunu sormalıyız: "şu an hangi aşırı uçtayım ve denge noktası neresi?"
ve son olarak radikal kabul. modern psikolojide de kullanılan bu felsefi duruş, olanı, acı verici olsa bile olduğu gibi kabul etmeyi öğütler. kabul etmek, onaylamak demek değildir, sadece gerçekle savaşmayı bırakmaktır. bir olay yaşandığında "bu neden benim başıma geldi?" diye savaşmak yerine "şu an durum bu," diyerek kabul etmektir radical acceptance. savaşmayı bıraktığımız an, o enerjiyi çözüme yönlendirebiliriz. aslında bir nevi stoacılıka geri dönmüş olduk (bgv).
teoride hepimiz biliyoruz, bunları pratikte uygulayarak dengeyi bulabildiğimiz bir yaşam sanırım herkesin dileği...