TARİH 30 Aralık 2025
3,5b OKUNMA     32 PAYLAŞIM

Hayatını Türk Birliği Kurmaya Adayan Eski Azerbaycan Cumhurbaşkanı: Ebulfez Elçibey

Aliyevlerin 1993'te Rus desteğiyle devirdiği bu güzel insanı hayat hikayesiyle analım.
Editörün notu: Yazı 22.08.2020 tarihlidir.

ebulfez elçibey... kendisinin 20. ölüm yıl dönümünde türk milletinin yetiştirdiği ama kıymetini yeteri kadar bilemediği bu büyük devlet adamını, hayat hikayesini yazarak anmak istedim bu gece.

elçibey 1938'de nahçıvan'da dünyaya geldi. babası ikinci dünya savaşı sırasında sovyet ordusunda savaşa katılıp geri gelmeyenlerden. nahçıvan yılları kendisi için zor şartlarda geçiyor ve lise eğitimini tamamladıktan sonra 1957'de azerbaycan devlet üniversitesi'nde arapça eğitimi alıyor. üniversite yıllarında azerbaycan tarihini anlatan çeşitli dernekler kuruyor.

mezun olduktan sonra bir süre mısır'da tercümanlık yapıyor, devamında ise 1970'lerde azerbaycan'ın bağımsızlığı için çalışmalarda bulunuyor. 1975'te sovyet hapishanelerinde milliyetçilik suçundan (suça bak) yatıyor.

onun düşüncesine göre azerbaycan, sovyetler içerisinde bir sömürge devlet olmaktan ileri gidemiyor ve bir gün mutlaka azerbaycan'ın bağımsız bir devlet olacağına inanıyor. burada da esinlendiği kişi hiç kuşkusuz mustafa kemal atatürk. kendisini her yerde mustafa kemal'in esgeri olarak tanımlıyor, atatürk'ün devrimlerine ve çizgisine inanıyor. güney azerbaycan (bkz: iran azerbaycanı) ve kuzeyin birleşmesi gerektiğine, ayrıca sovyetler tarafından gürcistan ve ermenistan'a verilen türk topraklarının bir bütün halinde toplanıp bağımsız bir devlet olmasını gerektiğine inanıyor.

tabii bu düşünceler yüzünden sovyet zindanlarında 1.5 yıl işkence görüyor, taş ocaklarında çalıştırılıyor. serbest kaldıktan sonra bi süre azerbaycan ulusal bilimler akademisinde çalışıyor. tabii asıl kopuş noktası sovyetlerin dağılma sürecine girdiği 80'lerin sonlarında başlıyor ve ebulfez elçibey ön plana çıkmaya başlıyor.

sovyetlerin dağılma sürecine girmesiyle birlikte, birlik içindeki tüm cumhuriyetlerde ayrılık hareketleri patlak veriyor. bu sırada azerbaycan ve ermenistan arasında da halen daha devam eden dağlık karabağ sorunu yeniden gündeme geliyor. bu sorun azerbaycan türkleri arasında tam bir kırmızı çizgi olduğundan çok büyük olaylar çıkıyor. zaten kendi derdiyle uğraşan moskova bir de bu ermeni-azeri husumetinin içinde adil bir taraf olamıyor. 1900'lerin başında çeşitli yerlerden gelen ermenilerin yerleştirildiği ve zamanla demografik yapının değişerek ermenilerin çoğunluğa sahip olduğu dağlık karabağ azerbaycan toprağı olmakla birlikte sovyetler burada özerk bir yapı kuruyor. ancak 1988'de ermeniler bu bölgenin tarihi dini olarak kendileri için kutsal olduğunu söyleyerek bir nevi isyan başlatıyorlar. ermenistan sınırları içinde yaşayan 170 bin azerbaycan türkü kovalandı, evleri ve arabaları yakıldı. moskova yönetimi de bunu fırsat bilerek yönetimi bakü'den alıp özel bir komiteye devrediyor.

tabii tüm bu olaylar, sovyetlerin çöküş aşaması, ekonomik kriz hepsi bir araya gelince azerbaycan türkleri kendi içlerinden yepyeni bir hareket doğuruyor. (bkz: azerbaycan halk cephesi.)


halk cephesinin amacı bağımsız bir azerbaycan

ancak o sırada yönetimde bulunan azerbaycan komünist partisi, moskova ile yakın ilişkide olduğundan karabağ meselesinde yeteri kadar ses çıkaramıyor ve halk gittikçe ahc'ye (bkz: azerbaycan halk cephesi) kayıyor. cephe, karabağ'ı ve ermenistan'ı ekonomik olarak ablukaya alıyor ve azeri petrolünün ermenistan'a geçişini ve gıda ve lojistik yardımlarıda durduruyor. ancak komünist parti moskova'nın sözünden çıkamayınca işler iyice çığrından çıkıyor ve yönetim de facto olarak ahc'ye geçiyor.

öncelikle ermeni ablukasının kaldırılması karşılığında komünist partiyle anlaşılarak özgürlük yasası çıkarılıyor. bu yasaya göre azerbaycan topraklarının altında ve üstünde çıkacak her türlü kaynağın nasıl kullanılacağı ve sovyetler birliğinden ayrılma inisiyatifi azerbaycan meclisine geçiyor. halk cephesi adeta bu özgürlük ve bağımsızlık hareketini komünist partiye tek tek dikte ettiriyor. dağlık karabağ sorunu üzerine inşaa edilen milliyetçi ve ulusçu hareket azerbaycan da devasa topluluklara ulaşıyor.

halk cephesinin bakü'deki merkezi artık günde 100 lerce insanı ağırlıyor. insanlar sorunlarının çözümü için komünist partiye değil cepheye başvuruyor ve cephe bu yolla yönetimi bir nevi ele geçiriyor. halk cephesinin 17 kişilik liderler grubu insanları dinliyor, sorunlarına çare arıyor, moskova ile görüşmeler yapıyor. tabii bu 17 kişilik liderler grubunun en güçlüsü ve yıldızı da hiç şüphesiz ebulfez elçibey oluyor.

1989'da mehmet ali birand'a verdiği röportajda arkasında küçücük de olsa bir türk bayrağıyla; biz bağımsız, birleşmiş (kuzey ve güney) bir azerbaycan'ın peşindeyiz. demokratik ve hukuki bir devlet istiyoruz. bizim için en yahşi misal türkiye'dir, atatürk'ün sistemini getirmeliyiz." diyor.

işte bu elçibey 1991'de sovyetlerin yıkılışıyla birlikte halk cephesiyle birlikte iktidara geliyor ve hayalindeki, laik, demokratik, atatürk ilkelerini uygulayan, moskova sömürüsünden kurtulmuş birleşik azerbaycan'ı inşaa etme savaşına başlıyor. 7 haziran 1992'de azerbaycan cumhurbaşkanı olarak seçiliyor.

göreve gelir gelmez ilk icraatı rus askerlerini ülkeden çıkarmak oluyor. ayrıca sovyetlerin yerine kurulan rus güdümlü bağımsız devletler topluluğu'na katılmayı reddediyor. rus rublesini değil kendi para birimini kullanıyor ve en son icraat olarak petrol işine el atıyor.

hazar denizinde bulunan zengin petrol yataklarının işletilmesi için batılı şirketlerle anlaşıp bir konsorsiyum oluşturuyor ve bu oluşuma mutlaka türkiye'nin de dahil edilmesini ve türkiye'ye yüzde 2.5 pay verilmesini ön şart olarak koşuyor. daha da ilginci kazakistan üzerinden gelecek olan yakıtın azeri petrolüyle birleşip türkiye üzerinde kurulacak boru hattıyla akdeniz'e ulaştırılmasını istiyor. zamanının parasıyla 15 milyar dolarlık bu proje türkiye için çok büyük bir güç sebebi olacaktı. ancak moskova elbette buna karşı çıktı ve petrolün türkiye üzerinden değil karadeniz üzerinden avrupa'ya ulaştırılmasını savundu, petrolü elinde tutanın gücü de elinde tutacağını bildiğinden artık azerbaycan'a haddi bildirmek lazımdı.

elçibey henüz 1 yıllık iktidarında ruslarla köprüleri atmış, arkasındaki halk desteğini de yavaştan yitirir olmuştu. yanında kaliteli kadroları olmadığından istediği değişimi ve kurmak istediği devlet yapısını bir türlü gerçekleştiremiyordu. ayrıca kendisini iktidara getiren savaşta devam ediyor ve toprak kayıpları da yaşanıyordu. son olarak halk cephesi içinde yolsuzluklar ortaya çıkınca işler artık iyice içinden çıkılmaz hale geldi.

ve o sırada ortaya çok garip bir adam çıktı. (bkz: suret huseynov)

gence bölge komutanı olan ve o yıllarda 30'lu yaşlarının başında olan suret huseynov cumhurbaşkanı elçibey'in istifasını istedi ve tanklarını bakü'ye yönlendirdi ve tam bu aşamada eski bir kgb subayı ve nahçıvan meclisi başkanı olan haydar aliyev sahneye çıktı. elçibey orta yolu bulması amacıyla aliyev'i bakü'ye davet etti ancak bu sırada suret hüseynov'un tankları da bakü kapılarına dayanmıştı. elçibey, kendisine karşı kurulan aliyev - hüseynov ittifakına iç savaş çıkmaması amacıyla çok fazla direnmedi ve doğduğu topraklara, nahçıvan'a sürgüne gitmeyi tercih etti.

iktidar vefasız kadın gibidir, bekletmeye gelmez diye bir laf vardır. elçibey bakü'den çıkınca, meclis önce aliyev'i başkan seçti sonra da elçibey'in yetkilerini alıp haydar aliyev'e verdi. ancak bakü kapılarında hala tanklarıyla bekleyen suret hüseynov sorunu devam ediyordu ve aliyev de çözümü bu genç adamı başbakan yapmakta buluyor ve iktidarın bir bölümünü onunla paylaşıyordu. 34 yasındaki, donuk bakışlı, az konuşan rus subayı tipli bu adam 1000 civarı asker ve sovyetlerden kalan 30 civarı tankla ülkede rejimi değiştiriyordu.

Huseynov

sonuç olarak azerbaycan'da kısa sürede olsa iktidarda kalan milliyetçi ve türkçü halk cephesi yıkılıyor, yerine ise eski kgb subayının cumhurbaşkanı olduğu, başbakanının ise ruslarla ilişkilere sıcak bakan ve özünde ruslara hizmet eden suret hüseynov oluyordu. halk cephesi ve elçibey türklük ve bağımsızlık için mücadeleye girmiş ancak kaybetmişti.

yeni seçilen eski kgb subayı haydar aliyev şöyle diyordu; "200 senedir ruslarla iç içe, 70 senedir de sovyetlerin içinde olan ilişkileri bir yılda yıkmak olur mu? bunları yıkarsak ekonomik olarak da yıkılırız."

yani yeni cumhurbaşkanı kurtuluşu da çareyi de yine moskova kapılarında arıyordu.

elçibey ise nahçıvan'da devrik de olsa halen resmi olarak cumhurbaşkanı olarak, hayatına okuyarak ve halk desteğini neden kaybettiğini düşünerek devam ediyordu.

röportajında şöyle diyor: "beni devirsinler önemli değil. ben hakimiyet aşığı değilim. ben ne yapıyorsam özgürlüğümüz için demokrasi için yapıyorum. bana hakimiyet bir şey anlam ifade etmiyor.

bakü'den ayrılmakla çok doğru yaptım çünkü iç savaş çıkacaktı. suret hüseynov'un kuvvetleri bakü'ye geldi ancak benim olduğum yere gelselerdi bana bağlı birliklerle arasında çatışma çıkacaktı. hakimiyet kayıp da olur tekrar da gelir ama milleti iç savaşa sokmak yılları kaybettirir. "

peki asıl soru şu: o sıralarda türkiye ne yapıyordu?

o sırada iktidarda bulunan süleyman demirel hükümeti elçibey'e gerekli desteği sizin iç içlerinizdir biz karışmayız diye vermedi. oysa türkiye'yi ve türklüğü savunan, türkiye'ye petrol yollarında söz sahibi yapacak, türkiye yanlısı bu azeri hükümeti devrilip yerine rus yanlısı hükümet gelirken ankara neden sessiz kalıyordu?

bunun cevabı çok büyük ihtimalle ankara'nın rus baskısından ve gücünden korkması denilebilir. ruslar önlerindeki eti vahşice parçalayan bir köpek gibi elçibey hükümetini devirirken onu korumaya çalışan türkiye'ye de hırlayarak köpek dişlerini gösterip geri çekilmeye mecbur bırakmıştı büyük ihtimalle.

devamında elçibey'e ne yapacaksınız sorusu sorulunca acı şekilde şunları söyledi: "demokratik yollardan çabama devam edeceğim. türkiye'den hiçbir şey beklemiyor ve hiçbir şey ümit etmiyorum. neyi ümit ettimse onlar yoktu. artık susulur.

türkiye bana hiçbir şey vadetmedi ama dünyanın gözü önünde demokratik bir devlet silah zoruyla çevrilmiş ve teslim alınmış, demokrasi hakimiyeti rafa kaldırılmış. buna karşı ne yapılmalı onlar daha iyi bilir. "

haydar aliyev ise o günlerde şöyle diyor türkiye ve süleyman demirel hakkında; "tabii ki bize çok destek verdi. nahçıvan'a 100 milyon dolar kredi verdiler."

15 dakikalık azerbaycan'da iktidar savaşı adlı bu belgeseli izlerseniz, suret hüseynov'u , ebulfez elçibey'i ve pişmiş kelle endamında sürekli sırıtarak açıkça darbeyle gelen ve hüseynov'un silahlarının gölgesinde iktidarını sürdüren haydar aliyev'i görebilirsiniz.

türkiye'den 4 helikopter istedim vermediler

neyse devam edelim: ağustos 93'te referandumla yeni cumhurbaşkanı seçilir ve resmi olarak da elçibey devrilmiş olur.

kasım 1993'te ankara'yı ziyaret eden elçibey, anıtkabir şeref defterine şu satırları yazar;

"ey böyük türk'ün böyük komutanı! seni ziyaret etmekle özüm ve milletim adına şeref duydum.

senin asgerin"

daha sonra elçibey yaklaşık 4 buçuk yıl sonra bakü'ye döner ve tekrar muhalefete katılır. bütün azerbaycan birliği adlı hareketi kurarak kuzey ve güney azerbaycan'ın birleşmesini amaçlar.

1995'te ise enteresan bir olay ve özellikle bazı türk vatandaşlarının (mhp kökenli mit mensupları olduğu iddia edilir) da içine karıştığı bir darbe girişimi gerçekleşir. özel harekat komutanı rovsan cavadov liderliğinde bir grup ayaklanarak aliyev'i yıkmayı ve yerine tekrar elçibey'i getirmeyi düşünür. ancak cumhurbaşkanı süleyman demirel darbe girişiminden önce türkiye'de darbeyi destekleyen unsurlardan haberdar olduğundan aliyev'i telefonla arayarak bilgi vermiştir. 17 mart 1995 tarihinde azerbaycan silahlı kuvvetleri cuntacıların askeri kampını kuşatmış çıkan çatışmada cavadov ve 400 civarı milisi ölü olarak elde geçirilmiştir. susurluk kazasından sonra ortaya çıkan bilgilere göre bu girişimi çiller'in onayıyla emniyet genel müdürü mehmet ağar, akraba toplulukları ile koordinasyondan sorumlu devlet bakanı ayvaz gökdemir, ergenekon'da da ismi geçen özel harekat eski daire başkanı ibrahim şahin ve özel harp dairesi eski başkanlarından ve mit'e de çalışan korkut eken'in planladığı söylenmesine rağmen türkiye devleti bu iddiaları reddetmiştir.

sonuçta elçibey'in ömrü daha fazla vefa etmez ve 2000 yılının 22 ağustos'unda hayata gözlerini yumar bu büyük adam

tabii ondan sonra gelenler oligarklara ruslara peşkeş çekerler ülkeyi ve kaynaklarını. şu an bile bir ay evvel generali ermenistan tarafından öldürülen azerbaycan çıkıp da bir şey yapamıyor rus korkusundan. bunun en büyük sebebi aliyev ve hanedanı ise bir sebebi de türkiye ve zamanında elçibey'i desteklemeyen hükümetleridir.

kendisinin ne kadar duygulu bir adam olduğunu görmek için 1996'da yemen türküsü'nü söylerken ağladığı bu videoyu izlemek enterasan olacaktır. türk, türkiye, atatürk deyince gözleri ışıldayan adam o türkiye tarafından yalnız bırakılmış ve artık uğradığı haksızlıklar yüzünden gözleri dolmaktadır.

o ünlü lafıyla bitirelim bu uzun yazıyı;

"çok işkence gördüm, çok çektirdiler hiçbirisine yanmam da, bir atatürk rozetim vardı yakamda onu aldılar ya elimden hala içim yanar.”

ebulfez elçibey (1938 - 2000) büyük kahraman ve azerbaycan'ın gerçek cumhurbaşkanı. ruhu şâd olsun.