EDEBİYAT 12 Ocak 2026
1,9b OKUNMA     31 PAYLAŞIM

Harry Potter Serisinin Net Şekilde En Çok Haksızlığa Uğrayan Karakteri: Sirius Black

Ölümü bile maalesef kahramanca olamayan Sirius Black'e dair klişelerin dışında bir görüş bildirisi.

wizarding world'ün en asi sigması, en steampunk wizard'ı, marauders'in hatta belki serinin en çok haksızlığa uğramış ve yaşamı çalınmış karakteri sirius.

sadece filmi izleyenleri bir kenarda tutarak, okuyucunun en çok romantize ettiği iki karakterden biri olması biraz sinirime dokunuyor bu yüzden. sadık bir dost, bu dostlarının emanetine çılgınlar gibi sahip çıkmış bir vaftiz baba, safkan takıntıları olan ailesine karşı durmuş bir rebel… sirius bunlar değildi. yani sadece bunlardan ibaret değildi. sirius'un asıl meselesi, başına gelenler değil; bunlara rağmen değişmeyen tavrıydı. hayat ona sürekli geri çekilmesini, susmasını, görünmez olmasını söylerken o; durduğu yeri, hatta durduğu açıyı bile değiştirmemiş bir karakter. daha iyi bir son yazmak için değil üstelik, başka türlü yaşayamadığı için.

sirius'un hikâyesinde az fark edilen ama çok belirleyici bir ayrıntı vardır: o, hiçbir zaman merkeze ait olmadı

hogwarts'ta sevilen ama “sorunlu” olandı, yoldaşlık'ta cesur ama kontrolsüzdü, harry'nin hayatında en çok ihtiyaç duyulan kişidiydi, buna rağmen en kısa süre kalandı…hep gerekliydi ama hiçbir zaman kalıcı olamadı. bu yüzden sirius'un trajedisi yalnızlıktan değil, geçicilikten beslenir. kimsenin hayatında kök salamadan, hep bir parantez olarak yaşadı.

ilk gençliğinde, ailesinin safkan takıntılarına karşı sergilediği tavır ve akabinde gelen kopuş süreci bir zafer değil sirius için. bu yüzden black olmaktan vazgeçtiğinde yeni bir kimlik kazanmadı; sadece eskisini taşımayı bıraktı. bu durum onu özgür kılmadı yani. çünkü zaten özgürdü. asi ve kontrol edilemezdi. olduğu insan buydu, sadece kendisini zaptetmeye çalışan ince urganlardan kurtuldu ve hafifledi sirius. hafif olmaksa, nereden baksanız rüzgâra daha açık olmak demekti. sirius kendi karakterini tam olarak bunun üzerine inşa etmişti. azkaban'da hayatta kalmasının sebebi direnç değil, alışkanlıktı örneğin. hayatı boyunca dışarıda tutulmuş biri için duvarlar sadece duvarlardır; asıl tehlike, ait olduğunu sandığı yere geri dönmektir.


bu noktada sirius'u prometheus gibi bilinçli bir isyancıya ya da zincirlenmiş bir canavara benzetmek fazla zorlama oluyor. onun mitolojik referansı daha sessiz bir figürdür: balder. ışığın, iyiliğin, herkes tarafından sevilmenin ama yine de korunamamış tanrı olmanın tam karşılığı gibidir. balder de suç işlemez, yanlış tarafta durmaz; sadece varlığıyla bir düzeni rahatsız eder. ölümü bir savaşın sonucu değil; bir boşluğun eseridir. tıpkı sirius gibi. ikisi de kötülük yüzünden değil, kırılgan bir dengede fazlalık oldukları için kaybedilir. rowling sirius'u 5. kitapta öldürmemiş olsa, sirius yine de kahraman olamadan ölecekti muhtemelen. çok kanıma dokunuyor böyle olması.

sirius'un ölümü, kahramanca olmadığı gibi öğretici de değildir

bir anlık gevşeme, bir anlık hafiflik ve sonra yok oluş. balder'in dünyadan çekilmesi nasıl mitlerde bir dönemin sonuysa, sirius'un ölümü de harry'nin çocukluğunun kapanışıdır. o andan sonra dünya daha sert, daha yalnız ve daha nettir. sirius bu geçişin bedelidir. ikinci kez yetim kalır harry. ve bu ikinci dalga yetimliğin müsebbibi, zeus kılıklı dumbledore'dur. bu bunak ihtiyarın harry'e dair planlarıdır. adeta fifty cent gibi harcadı sirius'u... bak yine sinirlendim.

ama yine de sirius'u değerli kılan tam olarak bu aslında. sirius hiçbir şeyi “düzeltmez”, savaşı bitirmez, sistemi yıkmaz, düzen kurmaz. ama varlığıyla bir ihtimali canlı tutar; herkesin doğduğu yere ait olmak zorunda olmadığı ihtimalini. bu, yüksek sesle söylenen bir devrim değil; sessizce yaşanan bir reddiyedir. dumbledore'un o ünlü sözünün aksine (bkz: kim olduğumuzu belirleyen yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir) sirius'u sirius yapan şey şeçtikleri değil, reddettikleridir. safkanlık saçmalığını, yoldaşlık'ta pasif kalmayı, kreacher'ı, grimmauld meydanı'na dönmeyi, orada hapis kalmayı… reddetmiştir. bir kemerden, tülün ardına sessizce düşmüştür sonra, çok yorulmuş da artık dinlenmek istermiş gibi.

geriye kalan şey, harry'nin hayatındaki sessiz boşluktur

sirius'un mirası bir öğüt, bir zafer ya da bir öğreti değildir. onun bıraktığı şey, dünyada bazı doğruların bedelsiz savunulamayacağı bilgisi ve bazı yıldızların yalnızca zincirlenmek için var olduğu gerçeğidir. sirius black bu yüzden bir karakterden çok bir işarettir. gökyüzünde parlayan ama yere çakılı duran, ateşi taşıyan ama ısınamayan, kurtarıcı değil, bedel ödeyen bir figür.

ve mitler bize şunu söyler: böyle figürler asla yanlış çağda doğmaz. her çağ, kendi sirius'unu yaratır.