İLİŞKİLER 26 Ocak 2026
1,7b OKUNMA     17 PAYLAŞIM

Günümüzde Çoğu Romantik İlişki Neden Daha Başlamadan Bitiyor?

Modern ilişkilerin neden daha başlamadan bittiğini ele alan bir yazı.

kimse kusura bakmasın ama ortada büyük bir kolpa dönüyor. herkes ne istediğimi biliyorum, netlik istiyorum diye racon kesiyor ama iş icraata gelince kimse kimseye iki dakika nefes aldırmıyor. mesajın on dakika geç gelmesiyle karalar bağlayan, duygusu iki günde şelale gibi akmayınca "bunda iş yok" diye fişi çeken, ilişki daha ikinci haftasında nikah masası ciddiyetine binmiyorsa soğuyan tiplerle doldu etraf. sonra da çıkıp buna kendini bilmek diyorlar. yahu bunun adı kendini bilmek falan değil; bunun adı düpedüz tahammülsüzlük, hatta şımarıklık. yavaş ilerleyen her şeyi kusurlu, kafası biraz karışık olanı sorunlu, karmaşık hisleri olanı da zaman hırsızı ilan edip giyotini indiriyoruz. bu kadar hızın, bu kadar hemen şimdiciliğin olduğu yerde ilişkilerin daha başlamadan mevta olmasına şaşırmamak lazım.

artık olay bireysel bir kapristen çıktı, toplumsal bir savunma mekanizmasına döndü. kimse karşısındakini tanınması gereken bir insan olarak görmüyor. herkes karşısındakine kısa sürede netlik üretmesi gereken bir proje muamelesi çekiyor. birlikte nereye evriliriz, yol bizi nereye götürür diyen yok. herkes "şu an, hemen, saniyesinde bana güven veriyor mu?" diye bakıyor. bu bakış açısı daha en baştan ilişkiyi sakatlıyor zaten. bir de dillerde sakız olmuş "akışına bırakalım" yalanı var. kulağa ne kadar havalı, ne kadar baskısız geliyor değil mi? ama yemezler. bu laf resmen sorumsuzluğun ve emeksizliğin en steril bahanesi haline geldi. akışına bırakalım denirken aslında "ben kürek çekmem, sorumluluk almam, sıkılırsam da kaçarım" deniyor. yön yok, çaba yok, geleceğe dair bir cümle kurmak bile neredeyse banal sayılıyor. sonra da herkes neden bu kadar yorgun, neden dikiş tutturamıyoruz diye ağlanıyoruz. e tutmaz tabii, sen daha kumaşı eline almadan makası vuruyorsun.

işin içine giren dijital şizofreniyi saymıyorum bile. elimizdeki telefonlar karakter analiz cihazı oldu mübarek. fbi profil uzmanı gibi story'i kaçıncı dakikada gördü, whatsapp'ta çevrimiçi oldu ama bana yazmadı, şu fotoyu beğendi demek ki şuna yürüyor diye diye kafayı yedik. daha karşımızdaki insanın ses tonunu, mimiklerini, kokusunu bilmeden dijital ayak izlerinden bir sabıka dosyası oluşturuyoruz. o dosya kafada bir kere kuruldu mu, geçmiş olsun. artık o insanın ağzıyla kuş tutsa yaranma şansı yok, çünkü sen onu kafanda çoktan yargılayıp infaz ettin. herkes hem özgürlüğüne toz kondurmak istemiyor hem de yalnızlığın o buz gibi ayazında titremekten korkuyor. ilişki istemiyorum ama yalnız da kalmak istemiyorum geyiği tam bir modern zaman ikiyüzlülüğü değil de ne? hem pastam dursun hem karnım doysun. yok öyle bir dünya. bağlanmadan o sıcaklığı arıyoruz, bulamayınca da duvara tosluyoruz.

belirsizlik, günümüz insanının en büyük fobisi. hislerin, gidişatın hemen hd kalitesinde netleşmesini bekliyoruz. beklemek eşittir güçsüzlük, duraksamak eşittir kararsızlık... en ufak bir pürüzde "soğudum" deyip kaçmak, o belirsizliğin vereceği anksiyeteyle yüzleşmekten daha kolay geliyor. soruyorum size; gerçekten soğuyor muyuz, yoksa beklemeyi, sabretmeyi, bir insanı katman katman tanımayı beceremediğimiz için next tuşuna mı basıyoruz? tutarlılık diye tutturduğumuz şey de aslında bir illüzyon. karşımızdakinin en ufak bir duygu değişimini, bir gününün bir gününe uymamasını red flag diye etiketleyip geçiyoruz. halbuki insan bu yahu, robot değil ki. herkesin tutarlılık dediği şey, aslında kendi konfor alanının bozulmaması, kafasındaki senaryonun tıkır tıkır işlemesi.

bütün bu drama istemiyorum, enerjimi koruyorum, hayatımda netlik önemli laflarının altında aslında koca bir korku yatıyor. önceki hayal kırıklıklarının sinir sistemimizde bıraktığı o travmatik izler, sezgi kılığına girip bizi kandırıyor. adam/kadın mesajına on dakika geç dönüyor, senin bilinçaltın hemen "aha tehlike, kaç" diye alarm veriyor. buna da sezgi diyorsun. halbuki o sezgi değil, o senin korkun. karşımızdaki insanın karmaşıklığına, çelişkilerine, yavaşlığına, yani insanlığına tahammülümüz yok. sonuç ne peki? herkes deli gibi iletişimde, herkesin elinde telefon, dm kutuları dolu ama herkes yapayalnız. çünkü bağ kurmak risk ister, zaman ister, hayal kırıklığı ihtimalini göze almayı ister. biz ise aman tadımız kaçmasın diye diye, yaşanmamış ihtimaller mezarlığına çevirdik ortalığı. kendi güvenlik duvarlarımızın arkasında, steril ama bomboş hayatlarımızla baş başayız.