Fotoğrafın Doğasını Değiştiren Polaroid Fotoğraf Makinesinin Ortaya Çıkış Hikayesi
anın hikayesi, 1943 yılında basit ama sarsıcı bir soruyla başladı diyebilirim. amerikalı mucit edwin land, tatilde kızıyla dolaşırken onun fotoğrafını çekiyordu. sonra şu soruyla karşılaştı: “baba, fotoğrafları neden hemen göremiyoruz?”. bu soru karşısında o an harvard'da fizik bölümünü terk bir babanın konuyu açıklarken teklediğini düşünmüyorum.
sonrasında bu soru edwin land'a bir şimşek çaktırdı fakat dönemin fotoğraf teknolojisinin temel sınırlarına takılıyordu. çünkü bilen bilir; fotoğraf, çekimden sonra uzun ve karmaşık bir banyo süreci gerektirir. bu da görüntüyü görüp üzerine gıybet yapma işini erteleniyordu*. land için bu soru, fotoğrafın yalnızca kaydedilen bir an değil, hemen deneyimlenmesi gereken bir olay olması gerektiği fikrini doğurdu.
hemen işe koyulan edwin, yeni bir kamera ve film türü üretmesini gerektiğini biliyordu. bunun için kafasında geleneksel bir karanlık odanın tüm bileşenlerini tek bir film ünitesine sıkıştıracak ve kameradan çıkarıldıktan sonra bir dakikadan kısa sürede işlenecek bir sistem planladı.
önceliği filme verdi ve kullanışlı polarizörler olan doğal kristalleri taklit edebilen bir yöntem geliştirerek sentetik kristaller üretti. yaptığı mikroskobik kristallerden oluşan bir kütle düzenlemeye çalıştı ve ince polarize edici kristaller oluşturdu, bunları sıvı vernikte askıya aldı ardından bir elektromıknatıs kullanarak kristalleri hizaladı. daha sonra, sürekli bir kristal tabakası oluşturmak için bu çözeltiden bir selüloit tabakası (ince, şeffaf bir plastik) geçirdi. vernik kurudukça, kristaller yönelimlerini korudu ve sonuç olarak ince, şeffaf ve bükülebilir bir polarize edici tabaka elde etmeyi başardı.
işin zor kısmını geride kalmıştı şimdi sıra kameraya gelmişti. kameranın ağzındaki bir çift silindir kapsül tasarladı, bu silindirler filmin yüzeyini yırtıyor ve reaktifin film boyunca eşit şekilde yayılmasını, tüm görüntü alanını kaplamasını sağlıyordu. reaktif yayıldıkça, çeşitli kimyasallar negatiften pozlanmamış gümüş halojenürü uzaklaştırıyordu ve geri kalan kısım indirgenerek nihai görüntü oluşuyordu.
bu karmaşık çalışmalardan sonra bu düşüncenin ürünü olarak, 1948 yılında polaroid land camera model 95 piyasaya sürüldü. bu makine, tarihte ilk kez fotoğrafın çekildikten birkaç dakika sonra fiziksel olarak elde edilebilmesini sağladı. sonra mı ay burada kötü çıkmışım, bir daha çek pampa lügatı hayatımıza girdi diyebilirim.
bu devrim hayatımızda hızla yükselmeye başladı. 1960’lar ve 70’lere gelindiğinde polaroid, teknik bir cihaz olmanın ötesine geçerek popüler kültürün güçlü bir sembolüne dönüştü. özellikle andy warhol gibi sanatçılar, polaroid’i seri üretim, kimlik ve geçicilik temalarıyla ilişkilendirerek sanatsal bir araç olarak kullandılar. bu kişilikler sayesinde polaroid sanat dünyasında, hem taslak hem nihai eser, hem belge hem yorum olarak kabul gördü.
sonuç olarak küçük bir kızın hayali bir gerçeğe dönüşerek, fotoğrafın doğasını değiştirmiş; zamanı, kimyayı ve anıyı tek bir yüzeyde buluşturmuştur. onun için bazı anlar yalnızca kaydedilmez, yaşanır ve beklenerek değer kazanır.
peynirrrrr....