Duvardaki Saate Aniden Baktığımızda Neden Saniye İbresi Durmuş Gibi Görünür?
duvardaki saate aniden bakıp saniye ibresinin bir anlığına durduğunu, o ilk saniyenin bitmek bilmediğini hissettiyseniz, saat bozuk değildi. beyniniz, gözünüzü saate çevirdiğiniz sırada oluşan o ufacık belirsizliği size hiç fark ettirmeden yeni gördüğü görüntüyle dolduruyordu.
çoğumuzun hayatında defalarca başına gelmiştir bu. sessiz bir odada otururken, düşüncelere dalmışken veya boş boş etrafa bakınırken gözünüz bir anda duvardaki analog saate takılır. saniye ibresi olduğu yere çiviyle çakılmış gibi kalır. “acaba pili mi bitiyor?” diye düşünürsünüz. tam saatin gerçekten durduğuna ikna olacakken ibre yeniden hareket eder ve sonraki saniyeler tamamen normal ritminde akmaya devam eder.
yalnızca o ilk saniye, diğerlerinden belirgin biçimde daha uzun sürmüş gibi gelir.
yıllarca saatin mekanizmasına, zayıflayan bir pile veya kendi dikkat eksikliğimize yorduğumuz bu küçük zaman yanılsamasının nörolojik literatürdeki adı chronostasis, yani durmuş saat yanılsamasıdır.
bu olayın ardındaki mekanizmayı anlamak için önce insan gözünün dünyayı nasıl taradığına bakmak gerekiyor. biz çevremizi raylar üzerinde kayan bir sinema kamerası gibi pürüzsüz ve kesintisiz biçimde izlemeyiz. gözlerimiz bir nesneden diğerine, bir insanın yüzünden arkadaki duvara veya masadaki bardaktan saate geçerken sakkad adı verilen çok hızlı ve sıçramalı hareketler yapar.
bu hareketler öylesine hızlıdır ki, göz hareketi sırasında retinaya düşen görüntü sürekli yer değiştirir. normal şartlarda gözümüzü her çevirdiğimizde dünyayı sarsılan bir kamera görüntüsü gibi görmemiz, çevremizde belirgin bir hareket bulanıklığı fark etmemiz beklenir.
ama böyle olmaz.
gözümüzü odanın bir köşesinden diğerine çevirdiğimizde dünya parçalanmaz, görüntü sağa sola savrulmaz, nesnelerin yerini kaybetmeyiz. bunun sebeplerinden biri sakkadik baskılama adı verilen süreçtir. göz hareketinin hemen öncesinde, sırasında ve sonrasında görsel sistemin bazı uyaranlara duyarlılığı azalır. beyin bize gerçek anlamda karanlık bir boşluk göstermez; göz hareketinin yarattığı belirsizliği fark ettirmeden yönetir ve yeni baktığımız noktayı görsel olarak eski dünyamıza bağlar.
chronostasis işte bu düzenleme sırasında ortaya çıkan küçük bir yan etkidir.
en yaygın açıklamaya göre beyin, göz hareketi bittikten sonra gördüğü ilk net görüntüyü yalnızca o andan itibaren başlamış gibi kabul etmez. yeni görüntüyü, gözün hedefe doğru hareket etmeye başladığı ana kadar geriye doğru uzatır. bilincinize sanki o görüntüyü birkaç küçük an daha uzun süredir görüyormuşsunuz gibi bir zaman çizelgesi sunar.
bir saate aniden baktığınızda saniye ibresinin durmuş gibi görünmesinin en yaygın açıklaması budur. gözünüz saate doğru hareket ederken görsel sistemin yönetmek zorunda kaldığı kısa bir belirsizlik dönemi vardır. gözünüz saate ulaştığında beyin ibrenin o anki konumunu görür ve algılanan ilk görsel anı geriye doğru genişletir.
fiziksel zaman yavaşlamaz. dünya durmaz. saniye ibresi normal biçimde hareket etmeye devam eder.
yalnızca sizin algıladığınız ilk saniye, beynin geriye dönük olarak eklediği o kısa süre yüzünden normalden daha uzunmuş gibi hissedilir.
bunu normalde kitap okurken, duvara bakarken veya masadaki kahve fincanına uzanırken de fark etmeyiz. çünkü baktığımız nesnelerin çoğu sabittir. bir bardağın göz hareketinden hemen önceki haliyle hemen sonraki hali arasında büyük bir fark yoktur. beynin yeni görüntüyü kısa süreliğine geriye doğru uzatması, sabit bir nesnede yakalanabilecek belirgin bir hata yaratmaz.
ama saat öyle bir nesne değildir.
saat düzenli bir ritimle hareket eden, nasıl davranması gerektiğini çok iyi bildiğimiz acımasız bir referans noktasıdır. beynin görsel sürekliliği korumak için yaptığı bu küçük kurgu, saniye ibresi gibi düzenli aralıklarla yer değiştiren bir nesneye çarptığında yakayı ele verir.
chronostasis üzerine yapılan en önemli çalışmalardan biri 2001 yılında kielan yarrow, patrick haggard, ron heal, peter brown ve john rothwell tarafından yayımlandı. araştırmacılar, sakkad sonrasında görülen ilk görüntünün algılanan süresinin geriye doğru uzatıldığı fikrini destekleyen güçlü kanıtlar sundular.
deneylerde katılımcıların göz hareketleri takip edildi ve hedefe baktıktan sonra ilk gördükleri görüntünün ne kadar sürdüğünü tahmin etmeleri istendi. sonuçlar, insanların sakkad sonrasında gördükleri ilk görüntüyü fiziksel süresinden daha uzun algıladığını gösterdi. bu uzama, gözün hareketi için geçen sürenin algısal olarak yeni görüntüye eklenmesiyle uyumluydu.
yani mesele yalnızca beynin görüntüyü geç işlemesi değildi. algılanan zaman, görsel sürekliliği korumak için geriye dönük biçimde düzenleniyordu.
yarrow ve arkadaşlarının 2004 yılında yayımladığı başka bir çalışma, chronostasis etkisini istemli ve refleksif farklı göz hareketlerinde karşılaştırdı. yanılsamanın farklı sakkad türlerinde benzer biçimde ortaya çıkması, mekanizmanın yalnızca bilinçli biçimde saate bakma kararına bağlı olmadığını düşündürdü.
başka araştırmalar, gözün daha büyük açılı bir sıçrama yaptığı durumlarda algılanan uzamanın artabildiğini de gösterdi. mesele saatin odanın öbür ucunda bulunması değil; gözün hedefe ulaşmak için görsel alan üzerinde ne kadar büyük bir hareket yaptığıdır.
chronostasis benzeri etkilerin yalnızca görmeye özgü olmayabileceğini gösteren çalışmalar da var. işitsel deneylerde dikkatin bir kulaktan diğerine kaydırılması, dokunsal deneylerde ise elin yeni bir nesneye uzanıp temas etmesi sonrasında benzer zaman uzamaları ölçüldü.
yine de bu fenomenin en bilinen ve günlük hayatta en kolay fark edilen hali, saniye ibresinin durmuş gibi göründüğü saat yanılsamasıdır. çünkü saat beynimizin küçük zaman düzenlemesini açıkça ele verecek kadar düzenli çalışan bir nesnedir.
chronostasis’i başka zaman yanılsamalarıyla karıştırmamak gerekir. bunun görelilik teorisiyle, ışık hızıyla veya büyük bir olay sırasında zamanın yavaş akıyormuş gibi hissedilmesiyle ilgisi yoktur. burada konuştuğumuz şey, göz hareketi çevresinde ortaya çıkan kısa süreli bir algısal zaman yanılsamasıdır.
ayrıca bu durum her insanda, saate her bakıldığında ve her koşulda aynı şiddette yaşanmaz. bazen saniye ibresi belirgin biçimde durmuş gibi görünür, bazen de hiçbir şey fark edilmez. chronostasis, beynin sürekli yaptığı bir düzenlemenin yalnızca uygun koşullarda görünür hale gelen küçük bir açığıdır.
bu yanılsama beynimizin zamanı ölçmekte ne kadar kötü olduğunu göstermez. tam tersine, görsel dünyamızın sürekli, tutarlı ve anlamlı görünmesi için ne kadar yoğun bir düzenleme yaptığını gösterir.
beynimiz dış dünyanın ham kaydını bize olduğu gibi sunmaz. göz hareketlerinin yarattığı belirsizliği azaltır, görüntüleri birbirine bağlar, bazı ayrıntıları bastırır ve yaşamımızı sürdürebilmemiz için kullanışlı bir görsel dünya oluşturur.
çoğu zaman bu sistem kusursuz çalışır. biz de çevremizdeki her şeyi anbean, kesintisiz ve doğrudan gördüğümüzü sanırız. ancak saniye ibresine aniden baktığımız o kısa anda, beynin arka planda yaptığı kurgu birkaç milisaniyeliğine görünür hale gelir.
algıladığımız dünyanın dış gerçekliğin ham bir kaydı değil, beynimizin sürekli düzenlediği kullanışlı bir yorum olduğunu gösteren küçük ama etkileyici örneklerden biridir bu.
saate aniden bakınca duran şey saniye ibresi değildir aslında; beynimizin bize kesintisiz ve tutarlı bir dünya gösterebilmek için hiç çaktırmadan yeniden yazıp yamadığı o birkaç küçük andır.
kaynaklar:
yarrow, k., haggard, p., heal, r., brown, p. & rothwell, j. c. (2001). illusory perceptions of space and time preserve cross-saccadic perceptual continuity. nature, 414, 302-305.
yarrow, k., johnson, h., haggard, p. & rothwell, j. c. (2004). consistent chronostasis effects across saccade categories imply a subcortical efferent trigger. journal of cognitive neuroscience, 16, 839-847.
hodinott-hill, i., thilo, k. v., cowey, a. & walsh, v. (2002). auditory chronostasis: hanging on the telephone. current biology, 12, 1779-1781.
yarrow, k. & rothwell, j. c. (2003). manual chronostasis: tactile perception precedes physical contact. current biology, 13, 1134-1139.