Cüneyt Arkın'ın, Filmleriyle Türkiye'ye Vermek İstediği Esas Mesaj
cüneyt arkın’ı değerlendirirken mutlaka zamanın ruhunu hesaba katmak gerekiyor. bugünün internetli, sosyal medyalı, twitter’lı, like’lı dünyasının perspektifiyle bakınca ortaya çıkan yargılar ister istemez yavan ve haksız kalıyor. çünkü o sinemanın, o oyunculuğun ve o hikâye anlatımının işlevi bugünkünden bambaşkaydı.
evet, çokça avantür filmde oynadı.
ama “avantür”ün o zamanki karşılığı bugünkünden tamamen farklıydı. mesele sadece aksiyon, kavga, atlama-zıplama değildi. o filmlerin içinde hep bir örnek olma iddiası vardı. erkek nasıl olunur, erkek nasıl davranır, nasıl sever, güç eline geçince nasıl kullanır, doğruluk nedir, mertlik nedir, zor seçimler karşısında nasıl durulur, acıya ve çileye nasıl katlanılır… bunların hepsi cüneyt arkın tiplemelerinde açık açık önümüze konan şeylerdi.
aslında onun oynadığı karakterler, “doğru insan nasıl olunur?” sorusuna verilmiş dramatik cevaplar gibiydi
psikolojik derinliği olan bireyler olmaktan çok, ahlâkî prototiplerdi. bir yön, bir istikamet gösteriyorlardı. ve cüneyt arkın bunu sanatçının, oyuncunun vazifesi gibi görürdü: topluma sadece eğlence sunmak değil, aynı zamanda bir ahlâk sahnesi kurmak.
bugünden bakınca bu tavır didaktik, naif, hatta yer yer kitsch görünebilir. ama o dönemin toplumsal koşulları düşünüldüğünde bu filmlerin bir tür telafi işlevi vardı. yoksul, travmatik, adalete ve devlete güvenin zayıf olduğu bir toplumda sinema şunu diyordu: “bak, böyle bir adam mümkün. böyle bir duruş mümkün.”
o yüzden cüneyt arkın’ı bugünün ironik, mesafeli, ‘cool’ estetiğiyle tartmak büyük bir kategori hatası. bugün ahlak iddiası olan karaktere alerji var; herkes gri, çelişkili, kaypak olmayı daha ‘gerçekçi’ sayıyor. o ise utanmadan bir iddia koyuyordu ortaya: “ben doğruyum ve bunu sana da örnek olarak sunuyorum.”
bu yönüyle cüneyt arkın, iyi bir oyuncudan çok bir dönemin ahlâk arketipiydi.
kendi zamanında hayati bir figürdü. bugünden bakınca ise kolayca karikatürleştirilen bir nostalji nesnesine indirgeniyor.
ve asıl haksızlık da burada başlıyor.