SİNEMA 8 Temmuz 2026
606 OKUNMA     8 PAYLAŞIM

Conan the Barbarian Filminden Muhtemelen Hiç Duymadığınız Komik Yapım Notları

Arnold Schwarzenegger'in yıldızlaştığı 1982 tarihli filme bakışınızı derinleştirecek detaylar.

conan the barbarian'ın yazarı robert ervin howard, intihar ettiğinde henüz otuz yaşındaydı. hayatının son dört yılında conan dünyası üzerinde çalışmaya başlamıştı. bana sorarsanız mozart'ın dört yaşında kralın önünde klavsen çalması neyse fantastik-kurgu edebiyatı için 26 yaşında bir yazarın bir asır önce bu kadar detaylı bir dünya yaratmış olması da o derece deha belirtisidir.

sanırım gerçek dahilerin yaş limiti 30 ile sınırlı. beyinleri kendilerine ağır mı geliyordur nedir ürettikleri ne varsa efsaneleşiyor ve bununla yetinerek hayata göz yumuyorlar. robert e. howard da istisna değil. kısacık hayatı boyunca 400 üzerinde kısa hikaye, 700'den fazla şiir yazmış. ayrıca fantastik kurgunun bir alt türü olan sword and sorcery'i icat etmiş, ardında solomon kane, conan gibi efsane karakterler bırakmıştır.

conan'ın benim için hikayelerinden çizgi romanlarına, filmlerine kadar hepsininin ayrı ayrı manevi değeri var ve hepsine hayvan gibi hakimim. conan hakkında sosyal medyada yazılan bilgileri insanların genelde bilmiyor oluşu garibime gidiyor. halbuki neredeyse bir asır önce yaratılmış bir karakter hakkında herkes nerd olmak zorunda değil ki. o vakit kendi conan geekliğime inceden bi şaşırdım.

mesela hikayeyi filmden bilenlerin aksine kitaplarında ve çizgi romanlarında conan hiçbir zaman köle olmamıştır. conan, birden fazla dil bilen, taktik dehası, hırsız ve korsan olması hasebiyle, pek prezentabl olmasa da nihayetinde kendi eliyle kral olmuş (king conan) bir karakterdir. ben de biraz bu üç dünya yani, hikayeler, çizgi romanlar ve filmler arasındaki farklardan bahseden bir yazı yazayım.

robert e. howard trajik bir şekilde genç yaşta intihar ettikten sonra conan karakteri bayağı bir süre çürümeye terk edilmişti. 1960'larda kitaplar yeniden basılırken kapakları efsanevi çizer frank frazetta çizdi. frazetta'yı bilenler anında hatırlayacaktır. abimiz o dönemin hiper-musküler, karanlık ve şehvetli çizimlerinin zirvesiydi. gerçi bana sorarsanız hala da öyle de neyse.

Frank Frazetta

adam sadece kapaklarını çizerek kitapları peynir ekmek gibi sattırdı. bugün gözünüzün önüne gelen uzun saçlı, kaslı barbar imajını howard'ın kelimelerinden ziyade frazetta reyize borçluyoruz. çünkü adam öyle bir çizdi ki konuyu hiç bilmeyen gençler bile bu neymiş lan diyerek alıp okumaya başladılar. internetin olmadığı, üzerine kritik yazılmayan bu kadar niş bir alanda tabi ki insanları ilk çeken görsellikti ki bu görsel iletişimin internet öncesi dönemde ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. bu arada çok sevdiğim ve günümüzde conan çizgi romanlarının bir kısmını çizmiş olan pek sevgili mahmud asrar ağabeyim de bu alandaki en büyük gururumuzdur. bir türk'ün conan the barbarian çizmiş olması benim için dünya kupası üçüncülüğünden çok daha önce gelir.

Mahmud A. Asrar

neyse, 1970'lerde marvel, conan'ın yayın haklarını alıp çizgi roman yapmaya başladığında ise comics code authority diye hala neden var olduğunu anlamadığım dalyarak kurumla tebelleş olmuş. bunlar çizgi roman dünyasının rtük'ü gibi bir şey. yazarın kitaplarda betimlediği şekilde geçen vahşeti, kafa koparma sahnelerini ve conan'ın sıradan geçirdiği manitaları standart çizgi romanda basamazsınız demişler.

demokrasilerde çareler tükenmez hesabı. çizgi romanın yazarı olan roy thomas abimiz ve ekibi ise muazzam bir kurnazlık yaparak conan'ı standart çizgi roman formatında değil de daha büyük boyutta, siyah-beyaz bir fanzin/magazin/dergi olarak basarak (savage sword of conan) olayı bypass etmişler. sansür heyetinin yetki alanı sadece renkli çizgi romanları kapsadığı için, bu dergi formatı sayesinde conan sansüre takılmadan tam da howard'ın istediği gibi bol bol vahşet ve kanla basılmış.

1982 yapımı arnold'lı film ise aslında orijinal bir conan hikayesi değil. bayağı kitap çizgi roman, yönetmenin fantezileri derken garip bir alaşım. filmin ana kötüsü thulsa doom, aslında howard'ın conan'dan çok daha önce yarattığı atlantisli karakteri kull the conqueror'ın baş düşmanı. hollywood, çekilemeyen bir kull senaryosunu alıp makaslayarak conan filmine yedirmiş. hatta filmdeki meşhur yılan kültü mevzusu da tamamen kull evrenine ait.

filmin başında conan'a sorulan hayattaki en güzel şey nedir? sorusuna verdiği meşhur cevap yani, düşmanlarını ezmek, kadınlarının ağıtlarını duymak vs. yanıtı, robert e. howard’ın kitaplarında yok. onu da senarist john milius, cengiz han'ın tarihi kayıtlarda geçen bir sözünden araklamış.


yine de ben bu filmi çok severim. müzikleri, karakterleri, hikayesi vs. hepsinin gönlümde ayrı bir yeri vardır. müzik demişken aslında ucundan kıyısından b-type olan bir filme böyle mükemmel bir soundtrack yazılmış olmasına hep şaşırmışımdır.


film hakkında da bir sürü şehir efsanesi var

mesela en meşhuru, arnold o kadar kaslıydı ki kılıç çekemiyordu, kollar kavuşmuyordu geyiği. aslında mevzu kılıç sallayamaması değil aşırı plastik durmasıydı. arnold, filmin çekimlerinden hemen önce bilmem kaçıncı kez mr. olympia yarışmasını kazanmıştı. yani adam vücut geliştirmenin zirvesindeydi, damarları dışarı fırlamış, yağ oranı yüzde sıfırlara yaklaşmıştı. yönetmen arnold'u görünce, bu ne amk? lan bize antik çağda çiğ et yiyen barbar lazım. sen spor salonunda pt olmuşun, kardeşim o hareketi yanlış yapıyorsun diyen daly*raklara dönmüşsün demiş. aşırı hatlı kaslar, kupkuru kas görüntüsü barbar konseptine uymaz diyerek diyeti bıraktırmış.

çekimler başlamadan ne bulursa yemesini emretmiş ama adam iki günde yağ bağlayacak değil ya. o yüzden çekimler başladıktan sonra bile arnold'ın yağ oranını yüzde 12 civarına çekmesi beklenmiş. kasları daha düz, daha hantal ve vahşi dursun istemişler. yani olay kılıç sallayamadığı için değil de fazla yakışıklı ve fit, herkül gibi durduğu için vücudunun biraz doğallaşmasını beklemeleriymiş.


bir de arnold devasa ve benzersiz bir ayı olduğu için, o dönem ona benzeyen, onun ölçülerinde bir tane bile dublör bulamamışlar. o yüzden filmdeki tehlikeli sahnelerin neredeyse hepsini arnold bizzat kendisi oynamak zorunda kalmış. ona keza aynı mevzu kadın başrol, valeria rolündeki sandahl bergman için de geçerli. kadın hem dansçı hemde at gibi iri ve çok uzun. neticesinde arnold filmde kayalıklardan düşüp kafayı yarmış, sahneler boyu gerçekten yara bere sakatlıkla uğraşmış. ablamızın da başına olmadık işler gelmiş, bazı bazı ayranı dökülmüş.

çekimler esnasında o kadar saçma durumlar yaşamışlar ki bazen filmin kendisinden bile daha ilgi çekici geliyor bana. mesela bu filmin büyük kısmı ispanya'nın dağlık ve aşırı soğuk bölgelerinde çekilmiş. ispanya'da ne soğuğu amk demeyin. çöl ikimi olan bölgeleri de var. gündüz cayır cayırken geceleri göt kesen bir bölgede çekmişler filmi. hatta çekimlerin bir kısmı kışın yapılmış. o sene kadar sert bir kış yaşanmış ki, prodüksiyonun kullandığı tonlarca yapay kan sahneler arasında donmaya başlamış.

ekip de yapay kan tanklarının içine donmasın diye litrelerce votka basmış. sorun bir şekilde çözülmüş ama bu sefer de ağzından kan püskürtmesi gereken sahnelerde arnold dahil tüm oyuncular yanlışlıkla kanı yutup sette hafif çakırkeyif gezmeye başlamışlar. hatta bazı yan oyuncular bile isteye gece 1-2 bardak bundan atıyorlarmış. sabah çekime geç kalanların ağızları kırmızı boyalı oluyormuş. bununla da çok taşak geçmişler.

conan'ın çarmıha gerildiği ve kendisine saldıran bir akbabayı boynundan ısırarak öldürdüğü meşhur sahnede de gerçek akbaba kullanmışlar. yönetmen mekanik akbaba getirilince bu ne lan hiç gerçekçi değil demiş. o yüzden set ekibine gerçek bir ölü akbaba bulun getirin demiş. bunlar da şaka maka nasıl buldularsa harbiden gerçek bir akbaba ölüsü getirmişler. arnold da sahnede gerçekten ölü bir akbabayı dişlemiş. sahne biter bitmez de koştur koştur arnold'ın ağzını alkolle yıkayıp dezenfekte etmişler. gerçi votkalı kandan verseler de aynı işi görürmüş de neyse.

bu arada film, evet, bugün izleyecek seyirci için öyle aman aman değil, bazı efektler çok yavan, hikaye yer yer sıkıyor normal izleyiciyi ama tek başına arnold'a saygı duymamak elde değil. mesela filmde nasılsa arnold hayvanı taşıyor diye saf çelikten, 4-5 kiloluk gerçek iki adet devasa orijinal kılıç üretmişler. sırf bu iki kılıcın o dönemki üretim maliyeti 200 bin dolardan fazla demişler ama bu bilgi bana pek gerçekçi gelmedi. hele 1982'de ben o paraya şeker fabrikası kurarım p*zevenk dersiniz.

arnold ise bu filmin dövüş koreografilerini çalışabilmek için çekimler başlamadan bir kaç sene önce kılıç ustası kiyoshi yamazaki ile bayağı bir antrenman yapmış. filmdeki hantal gözüken ama ölümcül vuruş hissi tamamen kılıçların gerçekten ağır olmasından kaynaklanıyormuş.

bi de tabii böyle güzel, eğlenceli hatıralarının yanında bir de kötü kısımları da yok değil

bu filmi izleyen benim gibi her ergen dimağın anında dikkatini çeken bir güzellik olan conan'ın annesi rolündeki nadiuska karakterini oynayan ablamızın çok acı bir hayat hikayesi var. abla o dönem ispanya'da erotik filmlerle meşhur olsa da güzelliği ve yeteneğiyle hızla yükselmiş. öyle veya böyle ikon olmuş bir karaktermiş.

Roswithka Bertasha Smid Honczar: 1970'lerde Nadiuska sahne adıyla İspanya'da tanınmış bir ünlü haline gelen eski bir Alman model ve oyuncu.

sonrasında fırsat ayağına gelmiş. ispanya'da hollywood filmi çekilecek, başrolde arnold var deyince o da seçmelere katılmış. anında bir rol vermişler. beş dakika da gözükse nihayetinde kariyerinin yeni bir dönemini açabileceği bir fırsat yakalamış. hatta o dönem amerika'ya da gitmiş ve çeşitli seçmelere katılmış. sonrasında ne olduysa olmamış işte. bizim yeşilçam'ın erotik film furyaları gibi ispanya'nın da bir destape dönemi var. o işler bitince abla işsiz kalmış. biraz da kafada maraz olduğu hep biliniyor. evlendiği zengin adam terk etmiş, kendisi alkole düşmüş, elde olanı da satmış savurmuş.


sonrası çok büyük dram. yeşilçam yıldızı yardım bekliyor hesabı sokaklara düşmüş, çöpten yemek toplar hale gelmiş. hayatının son yıllarında birileri el uzatmış bir bakımevine alınmış ama hiçbir zaman akıl sağlığı eskisi gibi olmamış. şizofreni vs. bin türlü tanıyla bakıma muhtaç olarak hala orada kalıyormuş. kendisi hakkında bir belgesel de yapılmış ama henüz izleme fırsatı bulamadım. böyle acı hayat hikayeleri beni çok yorsa da müptelasıyımdır.

lan o değil de iki bilgi vereyim derken yine bin türlü başka hikaye anlatmışım. ben, howard kitaplarından evvel çizgi romanıyla tanışmıştım conan'ın. yazarın kendi başlığında da etraflıca bahsettim. hem yazara hem de yarattığı dünya'ya ayrı bir düşkünlüğüm var. insanlar bilmese de conan dünyası aslında gayet bizi, yani türkleri anlatan bir hikaye. filminde senaristin cengiz han'dan alıntı yapması da, yazarın kitaplarda turan'dan bahsetmesi de tesadüf değil.

modern insanın basma kalıp klişelerle doğuyu barbar ilan ederken aslında hiç anlamadıkları bir dünyayı çok hafife aldıklarını anlatan çok az eserden birisidir conan the barbarian. maalesef bu kadar hikaye kıtlığının çekildiği bir dönemde dahi bu tarihten bir şeyler üretilmiyor olması ise en başta bizim ayıbımız. hatta yüz yıl önce yaşamış teksaslı bir çocuğun bizi bizden daha iyi anlatabilmesinin mükemmelliğini anlayamamış olmamız hep içimde bir yara olarak kalacak.