SAĞLIK 31 Mart 2026
578 OKUNMA     8 PAYLAŞIM

Cevabı Ancak 300 Yıl Sonra Çözülebilen Görme Deneyinin Düşündürücü Sonuçları

1668'de, İrlandalı bilimci William Molyneux'ün, meşhur John Locke'a gönderdiği sorunun cevabı ancak verilebildi. Cevaplar ise biraz düşündürücü.

tam bugün 300 seneden uzun süre cevabı bulunamayan bir sorunun cevabını veren bir makale yayınlandı. açıkçası soruyu biliyordum, cevabı da "bırakın b'olm bu işleri ilkokul bebesi buna cevap verir" eminliğinde biliyordum, nah biliyormuşum.

anlatayım.

1668 yılında irlandalı bir bilimci, william molyneux, meşhur john locke'a gönderdiği mektupta bir soru sorar. bu aslında tekerleme bilmecedir ama türkçe çeviri denemelerim göze ve kulağa hoş gelmedi, bu yüzden düz şekliyle yazacağım: "doğuştan görme engelli biri dokunarak algılayabildiği geometrik şekilleri daha sonra gözü açıldığında, sadece görme yoluyla tanıyabilir mi?"

o mektuptan taşıp felsefe ve bilim camiasında yayılan bu soruya devrin, ve sonraki 3 yüzyıl boyuncaki devrin büyük isimleri farklı cevaplar verirler. örneğin sorunun ilk muhatabı locke "olur mu olm öyle şey? her duyu ayrı bir dildir" der. yani dokunma ayrı bir dil, görme ayrı bir dildir. bu yüzden görme lisanını hiç tanımayan biri doğal olarak şekilleri, yani alegoride harfleri, göremez.

öte yandan gottfried wilhelm leibniz gibi isimler de "ne dili ne diyaneti amk? geometri geometridir. üçgen işte ismi üstünde, adam sayamayacak mı olm köşeleri" der. leibniz zaten bilen bilir felsefenin polyanna'sı bir matematikçidir. bizim mahallede bi alican vardı aynı leibniz'di amk. deprem (17 ağustos 1999) olduğunda bile "bişii olmaz kankaaa" demişti. o sabah demişti. mahalle yıkılmış falan yani.

bu arada bir es verelim. siz de bi düşünün. sizin cevabınız ne olurdu?

verdiyseniz devam edelim

neyse efendime söyleyeyim bu tartışma böyle 300 sene gidiyor. ta ki bu seneye kadar. bu sene bu soruya cevabı, bilim veriyor. bakın bu çok denk gelmez. felsefi bir sorunun cevabı bilim tarafından verilemez. bilime "düşünüyorum öyleyse varım" desen "çok konuşma istasyon yaptın döndür amk" der. ama bu sefer değil.

bu sefer mit'den bir nöro-bilimci, dr. pawan sinha "prakash projesi" adını verdiği bir çalışmayla bunu sınıyor. prakash sansktritçe'de hem "ışık" hem de "aydınlanma" anlamına gelen bir kelime. e buradan da anlayacağınız üzere proje (aslında hayır işi / deney karışık bir iş) doğuştan görme engelli kişilere görme duyularını geri kazandırıyor. böyle 5 kişi seçiyorlar ve daha önce dokunarak algıladıkları geometrik cisimleri görerek tanımalarını istiyorlar.

sonuç: %0 başarı.

hastaların hiçbiri sadece görerek şekilleri ayırt edemiyor. locke haklı çıkarken, leibniz dayım ve ben g*t oluyoruz.

tabii hikaye bitiyor mu, yok

işin asıl civcivli kısmı şimdi başlıyor.

hastalar 48 saatten sonra "görme dilini" öğrenmeye başlıyorlar. 1 haftada hemen hemen tamamen normale dönüyorlar. ve bu bize şunu gösteriyor:

gözlerimiz bir mercek ya da kamera gibi organlar değiller. daha doğrusu görme işlemi mekanik bir işlem değil. daha çok dijital bir işleme benziyor. çünkü içinde çok fazla data ayırma, işleme ve birleştirme var. yani biz evreni "olduğu şekliyle" değil, görme dilini öğrendiğimiz lehçeyle algılıyoruz. hastaların süreci izlendiğinde bu bize söylüyor ki; biz görmüyoruz. ışık ve gölgelerle gördüğümüze inandığımız şeyi en baştan bina ediyoruz. tekraren; öğrendiğimiz biçimiyle.

hadi bu da bonus olsun bunu ben tartışmayayım, siz düşünün. bunun manipülasyonu, bir güzellik standardı oturtmaktan basit giyim zevkine kadar bir başkası ya da başkaları tarafından inşa edilmiş olsa, bunu anlayabilir miydiniz?

(yoksa fanatiğine mi dönüşürdünüz?)

kaynak: https://theverifiedpost.com/…t-restored-1688-riddle

Final notu

"Denekler görebiliyordu ancak henüz ne gördüklerini anlayamıyorlardı. Deneyim olmadan görmek, anlamsız bir algılamadır."

- Dr. Pawan Sinha, MIT, Prakash Projesi sonuçları üzerine