Çağının Çok Ötesinde Yaşamış Bilim İnsanı: İbn-i Sina
ibn-i sina, batıda anılan ismi ile avicenna çağının çok ötesinde yaşamış bir bilim insanıdır.
sadece tıbbın babası olarak anılsa da aslında felsefe, fizik, astronomi ve jeoloji gibi pek çok alanda çağının çok ötesinde çalışmalara imza atmış bir dehadır.
bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için hastaların 40 gün boyunca izole edilmesi gerektiğini savundu ve bu yönteme "el-erbainiyye" (kırkıncı) adını verdi. yüzyıllar sonra venedikliler bu uygulamayı benimseyip italyanca "kırk" anlamına gelen quaranta kelimesinden bugün kullandığımız "karantina" terimini türettiler.
newton'dan 600 yıl önce eylemsizlik ve momentum yasalarının temellerini attı. antik yunan felsefesindeki hareket kuramlarını eleştiren ibn-i sina, bir cisme dışarıdan bir kuvvet etki etmedikçe o cismin hareketine devam edeceğini öne sürdü. "meyl" (eğilim/ivme) adını verdiği bu kavramla, newton'un birinci hareket yasası olan eylemsizlik prensibinin ve momentumun temellerini yüzyıllar öncesinden atmış oldu.
o dönemde yaygın olan "gözden çıkan ışınların eşyalara çarparak görmeyi sağladığı" şeklindeki yunan inancını reddetti. görme eyleminin, tam tersine, dışarıdaki nesnelerden yansıyan ışığın göze ulaşmasıyla gerçekleştiğini savundu. ışığın sonlu bir hızının olduğunu da öngörmüştü.
şifa" adlı ansiklopedik eserinde jeolojik süreçleri inceledi. dağların temel olarak iki şekilde oluştuğunu belirtti: ya şiddetli depremler sonucunda yerkabuğunun kırılıp yükselmesiyle ya da suların ve rüzgarın yumuşak kayaları yüzyıllar boyunca aşındırmasıyla. bu, modern jeolojinin temel prensipleriyle tamamen örtüşmektedir.
hayatı boyunca siyasi çalkantıların ortasında kaldı. defalarca vezirlik yaptı, kaçak yaşadı ve hapse atıldı. buna rağmen inanılmaz bir çalışma disiplinine sahipti. en önemli felsefi eserlerinden bazılarını zindandayken ezberden yazmış, bazı tıbbi notlarını ise askeri seferler sırasında at sırtında kaleme almıştır.
ruh ve beden sağlığının birbirinden ayrılamayacağını savundu. hastaların nabzını dinleyerek onların duygusal durumlarını, korkularını veya sakladıkları sırları (örneğin aşk acısını) teşhis edebiliyordu. zihinsel durumun fiziksel hastalıklar yaratabileceğini söyleyerek modern psikolojinin ve psikosomatik tıbbın ilk adımlarını attı.
ibn-i sina kendi dehasının son derece farkındaydı. henüz 16 yaşındayken dönemin en ünlü hekimlerini geride bıraktığını ve tıbbın "öğrenilmesi çok da zor bir bilim olmadığını" söyleyecek kadar kendine güveniyordu. çoğu zaman çağdaşlarının zekasını küçümsemiş ve ilmi tartışmalarda rakiplerine karşı oldukça sert, tavizsiz bir tutum sergilemiştir.
hocalarından alabileceği her şeyi çok hızlı bir şekilde tüketip, yoluna tek başına devam etmeyi seçti. anlamadığı konuların üzerine inatla giderdi. aristoteles'in "metafizik" adlı eserini kırk kez okuyup kelimesi kelimesine ezberlediğini, ancak farabi'nin açıklamasını okuyana kadar tam olarak kavrayamadığını itiraf edecek kadar da dürüsttü.
ibn-i sina, köşesine çekilmiş bir derviş veya sadece kitaplara gömülmüş bir alim değildi. hayatı yaşamayı, iyi yemekleri, müziği, eğlenceyi ve kadınları sevdiği bilinir. gündüzleri devlet işleriyle ve hastalarla uğraşır, geceleri ise öğrencileriyle hem ilmi tartışmalar yapar hem de geç saatlere kadar eğlenirdi. bedeni hastalanıp zayıf düştüğünde bile dostlarının "kendine dikkat et" uyarılarına aldırış etmemiş, "kısa ve geniş bir hayatı, uzun ve dar bir hayata tercih ederim" diyerek bu yoğun yaşam tarzından vazgeçmemiştir.
ibn-i sina hem zihniyle evrenin sınırlarını zorlayan bir dahi hem de bedeniyle hayatın tüm yönlerini sonuna kadar deneyimlemek isteyen tutkulu bir insandı.