Bu Oyunun Olayı Nedir?: Assassin's Creed'in Baştan Sona Orijin Hikayesi
assassin's creed... hikayesi, felsefesi serinin diğer oyunalrına kıyasla bambaşka bir seviyedeki, serinin en derin oyunudur. tabii oynanış olarak kabızdır ama hikaye olarak inanılmaz iyidir. üşenmedim oturdum sahne sahne izleyerek oyunun hikayesini yazdım.
günlük okumamı yapayım diyenler, çayınızı kahvenizi alın başlıyoruz
assassın’s creed
eylül 2012
abstergo enstitüleri gizli laboratuvarı
barmen desmond miles; kendini orta doğu'da koşuştururken ve de "çömel, kalk, yürü" gibi birtakım talimatlara uyarken gördüğü aşırı gerçekçi bir rüyadan uyanır. ancak gördüğü şey bir rüya değildir. abstergo adlı gizli bir organizasyon tarafından kaçırılmış ve animus denen bir makineye bağlanmıştır. gözünü açtığında karşısında duran iki kişi; profesör warren vidic ve asistanı lucy stillman durumu desmond’a açıklar. desmond bir suikastçı soyundan gelmektedir. animus adlı bu makine, desmond’ın dna’sını kullanarak atalarının yaşadığı anıları tekrar yaşayabilmesini sağlamaktadır. abstergo'nun onun zihninin derinliklerinde saklı olan bir bilgiye ihtiyacı vardır. desmond karşı çıksa da komaya sokulmakla tehdit edilir. animus’a tekrar bağlanmaktan başka şansı kalmaz. desmond 1191’e dönecek, atası altaïr ıbn-la'ahad'ın anılarını yaşayacak ve o sırrın ne olduğunu keşfedecektir.
1191 kudüs
desmond artık atası altaïr’dir. haçlı seferleri dönemindeki kudüs’te; yanındaki malik ve kadar adlı kardeşlerle süleyman tapınağı'nın derinliklerine sızmıştır. gizli bir hazinenin peşindedirler. altaïr yaşlı bir adamı gözünü kırpmadan öldürünce malik bunun gerekli olmadığını söyler. altaïr kibirlidir. kardeşlere suikastçıların düsturunu hatırlatır: "hiçbir şey mutlak değildir. her şey mübahtır. bu sözleri anlayın. görevimizi nasıl tamamladığımız önemli değil, nasıl yaptığımız önemli." der. malik, "düsturu da yanlış anlamışsın." diye itiraz etse de altaïr kendi yönteminin doğru olduğunu düşünmektedir.
tapınakta ilerleyen suikastçılar, komutan robert de sable ile karşılaşır. malik gizlice ilerlemeyi önerir. yeteneklerine fazlasıyla güvenen altaïr ise "bana bırakın." diyerek doğrudan robert’ın üzerine atlar. bileğindeki gizli bıçağıyla onu öldürmeye çalışır. ancak robert onu kolayca savurur ve "neye bulaştığının farkında değilsin." diyerek altaïr’i tapınağın dışına atar. altaïr, suikastçıların ana üssü olan masyaf kalesi'ne eli boş döner. onu en büyük rakibi abbas karşılar; ayaküstü altaïr’le kafa bulur. altaïr, üstatları al mualim’in huzuruna çıkar ve başarısızlığını itiraf eder. "malik ve kadar öldü." der ama "onların intikamını alacağım." diye yeminler ederken kanlar içindeki malik odaya girer. altaïr’in kibrinin kardeşi kadar’ın ölümüne yol açtığı için çok sinirlidir. ancak bir şekilde görevi tamamlamayı ve sır hazineyi ele geçirmeyi de başarmıştır. ancak kötü haber tez duyulur: robert de sable hazineyi geri almak için ordusuyla masyaf kalesi'ni kuşatmıştır.
altaïr’in hatalarını telafi etmek için bir şansı daha vardır. altaïr kalenin en tepesine tırmanır. bir platformun üzerine çıkar ve düşmanı arkadan gafil avlamak için daha sonra binlerce kez tekrarlayacağı bir şeyi, "inanç atlayışı"nı hayatında ilk kez yapar. üzerlerine kütük düşürerek düşmanı dağıtmayı başarır.
altaïr düşmanı dağıtmayı başarsa da tüm suikastçıların önünde yargılanmaktan da kaçamaz. geleneklere, assassin’lerin öğretisine karşı çıkmanın bir bedeli olacaktır. al mualim; suikastçıların en kutsal üç kuralını tek bir görevde çiğnediği için onu hain ilan eder. "selamun aleyküm altaïr." der ve hançerini altaïr’in böğrüne saplar. altaïr, "aleyküm selam." diyemeden bilincini kaybeder.
altaïr bıçaklanınca animus’la desmond’un bağlantısı kopar. öldüğünü sanan desmond bitkin hâlde doğrulur. laboratuvarda biraz turlar. lucy ile konuşur ve ona hayatından bahseder. desmond da atası altaïr gibi bir suikastçı gibi yetiştirilmiştir. ıssız bir yerdeki bir yerleşkede 30 kadar kişiyle birlikte yaşamış ancak çocukken oradan kaçmıştır. lucy; desmond’a abstergo’nun ne kadar tehlikeli ve her yerde gözü olan bir organizasyon olduğundan bahsederken tereddüt eder. desmond sonunda böğrüne hançer yediği bu uzun günü sonlandırmak için odasına gider ve yatağına uzanır. gözünü kapattığında; üzerinde parlayan semboller ve yazılar bulunan bir duvarın kısa görüntüleri zihnini daha da bulandıracaktır.
ertesi sabah profesör vidic, desmond’ı uyandırır. kaldığı yerden devam etmek için animus’a tekrar bağlanır. altaïr ölmemiştir; al mualim onun canını bağışlamış ancak rütbesini düşürmüştür. altaïr onuru da dahil her şeyini kaybetmiştir. ancak al mualim ona bir kurtuluş yolu sunar: kutsal topraklar'da barışı tehdit eden, huzur bozucu dokuz önemli ismi suikastla ortadan kaldırırsa onurunu ve rütbesini geri kazanabilecektir. "altaïr’in hayatına karşı dokuz can..." kefareti kabul eder. ilk hedefi olan karaborsacı tamir'i öldürmek üzere yola çıkacaktır; kadim bir kent olan şam’a doğru.
öğle namazını müteakiben altaïr şam’a varır. bir caminin minaresine tırmanmıştır. amacı ezan okumak değil, şehri tepeden görmektir. "hmmm, yine basmışlar sarı orta doğu filtresini şehre." diye aklından geçirerek karaborsacı tamir’i aramaya koyulur. esnafa sorar, fakir mahallelerde halkın arasına karışır, sessizce durup gizlice konuşmaları dinler. aceleci olmanın değil, bilgi sahibi olmanın değerini yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştır. tamir’in çarşı bölgesinde olduğunu öğrenir. altaïr çarşıya gider; tamir oradadır. görünüşe bakılırsa zalim biridir; halkın gözleri önünde hiç acımadan bir adamı defalarca bıçaklayarak öldürmüştür. altaïr bu gaddar adamı öldürmek için harekete geçer. gizlice arkasından yaklaşır, "hidden blade"ini tamir’e saplar. ilk hedef tamir ölürken, "ben sadece bir çark parçasıyım. biz yeni bir dünya düzeni kuruyoruz." der. altaïr bu sözlere anlam veremez; onun için tamir sadece öldürülmesi gereken bir hedeftir. ancak bu, suikastçının zihninde ilk soru işaretini oluşturur.
altaïr ilk hedefini ortadan kaldırdıktan sonra diğer hedefleri için yola koyulur. önce hastanesinde hastalara işkence yaptığı ve onları "iyileştirmek" yerine zihinlerini köleleştirdiği iddia edilen hospitalier şövalyeleri'nin büyük üstadı garnier de naplouse’u öldürmek için akka’ya gider. tarikatın hastanesinde naplouse’u bulur ve öldürür. garnier son sözlerinde; "zihinlerini temizlediği" hastaların aslında toplumun dışladığı deliler olduğunu, onlara bir amaç verdiğini ve düzene hizmet ettiğini söyler.
altaïr tekrar yola koyulur. daha sonra diğer hedefi için tekrar kudüs’e döner. kudüs'te insan kaçakçılığı yapan ve insanları köle olarak satan talal’ın izini sürmeye başlar. sorar soruşturur, talal’ın yerini tespit eder. talal; altaïr’e insanları köleleştirmediğini, onların hayatını kurtardığını ve bunun bir "düzen" olduğunu söylese de altaïr ona da suikast eyler.
altaïr bir hedefi daha ortadan kaldırmıştır ancak kafasında soru işaretleri belirmeye başlar. al mualim’in "mutlak kötü" dediği bu insanların da kendi düzenleri ve barış anlayışları vardır; tıpkı suikastçılar gibi.
desmond animus'tan çıktığında vidic ve lucy tartışma hâlindedir. vidic’ten hiç hoşlanmayan lucy sadece kullanılan bir araçtır. daha sonra desmond yeniden animus’a bağlanır. al mualim’den yeni hedefleri için bilgi alır. ancak altaïr’in zihninde ve kalbinde bazı değişiklikler başlamıştır; yaptıklarını ve görevini sorgulamaya başlar. ancak görevine devam eder. birer birer tüm hedeflerini öldürür ve her seferinde kucağında ölen bu insanların son sözlerini dinler. şam’ın zengin valisi ebu’l nukud, kudüs’ün zalim yargıcı majd addin ve akka’nın komutanı william of montferrat... hepsi altaïr’in keskin adaletinin tadına bakar.
her öldürdüğü kişi altaïr’in zihninde ve kalbinde değişime neden olur
masyaf’a geri döndüğünde aklını kurcalayan tüm soruları al mualim’e sorar: "bu adamları birbirine bağlayan şey nedir? bu düzen ne anlama gelmektedir?" al mualim sorulardan öyle kaçmak ister ki altaïr’e bıçak çeker; "deyyus, sen kim köpekçisin!" diye altaïr’e yükselir. ancak altaïr geri adım atmaz ve aradığı cevaba ulaşır. bu insanlar tapınak şövalyeleri'dir. onlar ne selahaddin eyyubi’ye ne de kral richard’a sadıktır; onlar sadece "kardeşlik" dedikleri tapınak şövalyeleri’ne hizmet etmektedirler. ne richard’ın ne de selahaddin eyyübi’nin tapınakçıların karşısında duracak gücü yoktur. kutsal toprakları allah adına değil, kendi çıkarları için fethetmek isteyen tapınak şövalyeleri durdurulmalıdır. al mualim, tapınakçıların peşinde olduğu o hazineyle ilgili sır vermez. görev değişmemiştir; kalan tapınakçıları kuytuda düşürüp bıçaklamak için altaïr bir kez daha harekete geçer.
altaïr'in sıradaki hedefi majd addin için kudüs’e gider
majd addin, selahaddin’in yokluğunda şehri korku ve yıldırmayla yöneten kişidir. altaïr, kudüs naibi majd addin’i halka açık bir infaz için gittiği bir köyde bulur. "göklerden gelen bir karar" şeklinde majd addin’in üzerine çöker. majd addin ölürken öyle "ben aslında haklıydım." falan demez; katıksız bir o.e. olduğunu itiraf eder. "öldürmekten zevk alıyorum." der. "başka insanların kaderini belirlemenin nasıl bir his olduğunu sen de bilirsin. benden duydukları o korku... sanki bir tanrı gibiydim. eğer yapabilseydin sen de aynısını yapardın." diyerek hayata gözlerini yumar.
dördüncü günün akşamında animus’tan ayrılan desmond, lucy ile ayaküstü muhabbete tutuşur. lucy’nin desmond’a söyleyeceği şeyler hiç de öyle "ayaküstü laklak malzemesi" olacak şeyler değildir. çünkü desmond burada kimler tarafından tutulduğunu öğrenir. lucy: "atalarınızın üçüncü haçlı seferi sırasında başlattığı o küçük kavga hiç bitmedi." der. yani abstergo adlı gizli örgüt, aslında tapınak şövalyelerinin modern uzantısıdır. lucy tam daha fazla bilgi verecekken telefonu çalar ve gider. desmond ise kafasında büyük soru işaretleriyle yatağına uzanır. gözünü kapattığında yine o tuhaf sembolleri görecektir.
ertesi gün desmond yeniden animus’a bağlanır
altaïr, al mualim’den sonunda o gizemli hazinenin aslında ne olduğunu öğrenir. hazinenin adı "cennet parçası"dır. bu gümüş parçası; adem ve havva'yı cennetten kovan şeydir, asayı yılana çeviren, kızıldeniz'i ikiye ayıran şeydir. eris’in truva savaşı'nı başlatmak için kullandığı altın elmadır ve bu cennet parçası, o fakir marangozun suyu şaraba dönüştürmesini sağlayan şeydir. onu elinde tutan, ona bakan herkesin kalbine ve zihnine hükmeden sınırsız bir güçtür.
tapınak şövalyeleri, cennet parçası'nın gücüyle bir savaş başlatmak istemektedir. akka’daki sibrand ve şam'daki cübeyr... bu iki tapınak şövalyesi, cennet parçası'na ulaşamadan durdurulmalıdır.
ilk olarak şam’a giden altaïr, cübeyr’in peşine düşer. cübeyr şehrin tüm kitaplarını yakmaktadır. ona göre insanlığı geçmişin "yalanlarından" kurtarmanın tek yolu bilgiyi yok etmektir. altaïr, bu adamların dünyayı kurtarmak ve kendi düzenlerini kurmak için ne kadar ileri gidebileceklerini dehşetle görür. altaïr, "mına koduğumun gericisi!" diyerek cübeyr’in üstüne çullanır. cübeyr ölmeden önce şöyle der: "haçlılara ilham veren, selahaddin ve adamlarını haklı bir öfkeyle dolduran o eski yazıtlar değil mi? metinler başkalarını tehlikeye atıyor, ardından ölüm getiriyor. ben sadece küçük bir fedakarlık yaptım." diyerek oldukça ilginç tespitler yapar, bizi düşüncelere gark ederek vefat eder.
altaïr her ölümle daha da bilgeleşir
al mualim, altaïr’in dönüştüğü kişiden memnundur. sonunda suikastçıların inancının felsefesini anlamaya başlamıştır: yasaların ilahiyattan değil, akıldan kaynaklandığını anlamaya; hiçbir şeyin mutlak olmadığını ve her şeyin mübah olduğunu kabul etmeye başlamıştır. inancın ona özgür olmayı değil, bilge olmayı emrettiğini de... suikastçıların inancı yanılsamayı ortadan kaldırmakken, tapınakçılar ona hükmetmek istemektedir. tabii ki altaïr onları durduramazsa…
altaïr, bir sonraki hedefi sibrand için akka’ya ulaşır. sibrand’ın bir din adamını suikastçı olmakla suçladığına şahit olur. altaïr’in suikastları şehirde duyulmuştur. sibrand paranoyaklaşmış ve gaddarlaşmıştır. insanların gözleri önünde suçsuz bir din adamını öldürür. ve altaïr de sibrand'ı. sibrand ölürken çok korktuğunu söyler. altaïr "korkmamalısın, tanrın orada seni bekliyor." der ancak sibrand’ın sözleri çarpıcıdır: "beni hiçbir şey beklemiyor, korktuğum da bu." sibrand inançsızdır, ölümden sonraki hiçlikten korkmaktadır. "bildikleri ve gördüklerinden sonra nasıl inançlı olabilirdi ki? bir hazinemiz var, o da sadece tek bir kere sahip olduğumuz işte bu hayat." der ve o da ardında ne olduğunu hiçbir ölümlünün bilmediği sır dolu kapıdan geçer.
desmond beşinci günün akşamında animus’tan çıkar. lucy tedirgindir. "son anıya ulaşmadan onları durdurmalıyız. diğer cennet parçalarının yerini bulmanı sağlayacaklar; çünkü masyaf’tan gelen o cennet parçası, denver’daki gizli bir tesiste yaşanan kazada tamamen yok oldu." der.
desmond odasına döner ve uzanır. gözlerini kapattığında yine o sembolleri görür. altıncı güne uyandığında bir kez daha animus’a bağlanır.
altaïr, masyaf kalesi'de al mualim’in huzurundadır. artık zafere ulaşmanın önünde son bir kişi kalmıştır: tapınakçıların lideri robert de sable. cennet parçası'na bir kere sahip olan sable, onun esiri olmuştur. onu tekrar ele geçirmek için her şeyi yapacaktır. altaïr onu durdurmak için son kez kudüs’e doğru yola çıkar. kudüs'e gittiğinde de sable’ın bir cenazede olduğunu öğrenir. kalabalığa karışır; doğru zamanı bulduğunda bir atmaca gibi avının üzerine atlar. ikili arasında tatsızlık çıkar ancak altaïr, robert de sable’ı alt etmeyi başarır. robert’ın kaskını çıkarır ancak hiç beklemediği bir şey olur: kaskın ardındaki yüz robert’a değil, başka bir tapınakçı olan maria’nındır. maria; altaïr’in ardında bıraktığı hem eyyübi hem de haçlılar cephesindeki 8 cesedin, iki zıt kutbun da suikastçılara karşı birleşmesine neden olduğunu söyler. bu, robert’ın asıl planıdır. altaïr "dokuz değil, sekiz ceset." der ve maria’nın hayatını bağışlar. al mualim’den izin almadan kral richard’ın huzuruna çıkmak ve durumu anlatmak için haçlı ordugahına doğru yola koyulur. tüm kudüs’ü koşarak geçerek arsuf’a girer, haçlı ordugahına varır.
robert de sable de oradadır. "size çelik değil, sözler getiriyorum; davranmayın pusatlarınıza ha!" diye trt osmanlı dizisi tadında bir replik fırlatır. robert, "güç peşindeki bir hain, ona inanmayın efendim." der. kral suikastçıların cinayetlerinden memnun değildir ancak acele karar vermez ve yargılamayı tanrı'ya bırakır: ikili düello yapacaktır. büyük mücadeleyi kazanan altaïr olur. robert’ın son sözleriyse hayrete düşüren gerçeği açığa çıkaracaktır: "tapınakçılar dokuz değil on kişiydi ve o onuncu kişiyi de çok iyi tanıyorsun: al mualim... evet, o da bir tapınakçıydı altaïr. cennet elması'nı paylaşmak istemediği için aramızdan ayrıldı. seni, diğer sekiz ortağını öldürmek için kullandı ki hazine sadece ona kalsın! ikimiz de onun büyük oyununun piyonlarıydık ve en büyük düşmanın olan ben, seni aslında korudum." diyerek ölür.
öğrendikleri karşısında şok olan altaïr, kral richard ile ayaküstü nasihat dinledikten sonra üstadıyla hesaplaşmak için masyaf kalesi'ne gidecektir.
altıncı günün akşamında animus’tan çıkış yapan desmond’ı bir kargaşa beklemektedir. modern zaman assassin’leri gizli laboratuvarı bulmuş ve baskın yapmıştır. ancak tapınakçılar tüm suikastçıları temizlemiştir. desmond çaresiz durumdadır ama lucy "biraz olsun inanmaya çalış." diyerek desmond’ı teselli eder; elini göğsüne götürür, yüzük parmağını geriye büker. evet, lucy de bir "assassino"dur. desmond odasına gider, yatağına uzanır, gözlerini kapatır. yine garip simgeler görerek uykuya dalar.
yedinci güne uyanır ve vakit kaybetmeden animus’a bağlanır
altaïr, masyaf kalesi'ne doğru hızla ilerler. ancak tuhaf bir şey vardır: tüm köylüler "efendimize şükürler olsun, çünkü o bizi aydınlığa kavuşturdu!" diyerek bir şeyin tesiri altındaymış gibi kaleye doğru yürüyordur. altaïr kalenin avlusuna girer ancak güçlü bir kuvvet onun kontrolünü ele geçirir.
al mualim, elinde tuttuğu o parlayan küreyle, cennet elması ile altaïr’i karşılar. al mualim, cennet elması'nın gerçek gücünü açıklar: bu bir silah değildir, bir illüzyon makinesidir. dinlerin ve mucizelerin aslında bu elmanın yarattığı birer illüzyon olduğunu iddia eder. "tanrılar gitti ve insanlar hâlâ onlar için, bir illüzyon için savaşmaya devam ediyor. ben sadece onlara başka bir yanılsama vereceğim." al mualim’in arzuladığı işte bu illüzyonun, yanılsamanın hikmeti ve hikmetin getireceği güçtür. hmmm, düşündürücü...
efenim altaïr, zihnini kontrol etmeye çalışan al mualim ile destansı bir savaşa girer. al mualim, elmanın gücüyle kopyalarını yaratır; altaïr’in daha önce öldürdüğü dokuz ismi illüzyon olarak karşısına çıkarır. ancak altaïr’in sarsılmaz iradesi ve "hiçbir şey mutlak değildir." felsefesini nihayet anlamış olması, illüzyonları parçalamasını sağlar. altaïr, ustasını yere serer. al mualim ölürken şaşkındır: "nasıl olur da bir insan bu güce direnebilir?" altaïr’in cevabı nettir: "hiçbir şey mutlak değildir, her şey mübahtır..." altaïr, al mualim’in ellerinden yuvarlanan elmaya doğru ilerler. elmayı yok edecektir ama elma aniden aktifleşir ve havada tüm dünyanın bir haritasını, üzerinde işaretlenmiş "diğer parçaların" konumlarını gösteren bir projeksiyon yansıtır. altaïr onu yok etmeyi arzulasa da bunu bir türlü yapamaz; cennet elması'nın önünde sessizce durur… al mualim’in sözleri altaïr’in kulaklarında çınlar: "çok bilgelikte çok keder vardır. ve bilgiyi artıran, kederi de artırır."
vidic sonunda arzu ettiği bilgiyi elde etmiştir: diğer cennet parçalarının yerini öğrenmiştir. en az yarım düzine cennet parçası dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. yani ubisoft bu serinin ekmeğini daha çoook yiyecektir.
vidic ve lucy odadan çıkınca desmond, animus’un kendisinde bıraktığı kalıcı bir yan etkiyi fark eder: "kartal gözü" (eagle vision) yeteneği ona da geçmiştir. görüşünü aktif ettiğinde; laboratuvarın her yerinde kanla yazılmış semboller, antik dillerde yazılar ve kıyamet kehanetleri görür. lucy’nin aslında bir dost (mavi ışık) olduğunu, vidic’in ise mutlak bir düşman (kırmızı ışık) olduğunu bu özel görüşle anlar. kendi odasına girdiğinde; yatağının üzerindeki duvarda devasa bir kan lekesi ve "subject 16"dan kalan yazı belirir: "giriş yaptım ama çıkış yok."
desmond artık sadece bir barmen değil, bu kadim savaşın yaşayan bir parçası olduğunu anlayarak duvardaki kanlı sembollere bakarken uzun yıllar sürecek bir efsaneyi başlatan ilk oyun böylece sona erer...