İLGİNÇ 26 Ocak 2026
4,4b OKUNMA     16 PAYLAŞIM

Bir Sözlük Yazarının, NBC'nin Uzak Filmindeki Aspiratörü Babasının Yaptığını Keşfetme Öyküsü

Eğlenceli hikayeleriyle tanıdığımız Sözlük yazarı sonerbastiat'ın gününüzü keyiflendirecek yeni öyküsü.

nuri bilge ceylan'ın uzak filmindeki aspiratör

babamla işlek bi caddede bulunan büfelerden birinde döner yiyorduk. epey araba geçiyor yanımızdan. baktık ki birisi yolda kalmış, yol biraz dar ve korkunç bir trafik oluşuyor bu yüzden. yoğun bir saat, herkesin canı burnunda, uzaklardan gelen bir ambulans sesi falan var, gelen geçen araca bakıyor, bazen 2-3 kişi arkadan itmeye çalışıyor falan filan ama araçta tık yok. babam elinde dönerle bi anda kalktı çıktı gitti dükkandan, ben de nereye gidiyo diye bakıyorum. önce adama bir şeyler sordu, sonra ön kaputu açtırdı, döneri koyacak yer bulamadı adama verdi. adam ayakta, elinde biraz yenmiş dönerle, ben kendi dönerimle babamı izliyorum. fakat babam arabadan ne anlar yani ne alaka diyorum. babam eliyle bir şeyler söktü, bir şeyler taktı, bazı kabloları birleştirdi vs... bir süre sonra babam adama arabaya geçmesini ve aracı çalıştırmasını istedi.

adam bi elinde dönerle arabaya geçti, diğer eliyle kontağı çevirdi ve araç vor vor vor vor diye sesler çıkararak çalıştı. ben şok içinde izliyorum olanları, müthiş bir mutluluk var sokakta. adam babamın ellerini öpmeye çalışıyor, sarılıyor, teşekkür ediyor, babam dönerini almaya çalışıyo adamdan falan...

adam daha sonra bu dönerin artık soğuduğunu ve yenisini almak istediğini söyledi. babam hayır gerek yok yavv ben yerim bunu soğumadı falan diyor ama adam hayır abi soğudu diye ısrar ediyor..beraber tartışa tartışa büfeye girdiler, babam hala "yok yahu gerek yok kardeşim sen git yolunaa" falan diyor ama adam dinlemiyor.

neyse adam bi döner söyledi, sonra abi dedi ne içersin yanında ayran mı dedi, babam artık pes etti evet ayran olur dedi. vay efendim açık ayran mı kapalı ayran mı falan, kasanın önünde böyle iş gittikçe saçma sapan bi hal alıyor, ben de uzaktan bu ikili mücadeleyi izliyorum. sonunda adam bi ödeme yaptı gitti, babam yanıma geldi oturdu, yeni dönerini bekliyoruz. sen dedim demin ne yaptın? noldu dedi? sen arabayı nasıl tamir ettin ya dedim. biz kitabını yazdık oğlum bu işin dedi. tabii öyledir öyledir falan diyorum. yok gerçekten kitabını yazdım dedi. o sırada yeni döneri geldi.

babam iddiasına göre 80'lerin başında bir anda araç tamir etme kitabı yazmış. zamanında bir arkadaşı araba almış, babam da ona araçta dikkat edilmesi gereken şeyleri şöyle bi 10 maddede özetleyeyim derken maddeler biraz uzamış, işler çığrından çıkmış ve arkadaşı "abi bu ne ya çok uzun, bari az daha uzat da kitap olsun" demiş. kitap 80'lerde birçok sürücü kursunda satılmış vs... ben bu bilgilerle yeni tanışıyorum.

internete yazdım. gerçekten de bir sahafta böyle bir kitap görünüyor ama alma tuşu falan yok. sadece fotoğrafı var. adı: tamircim yanımda. babamın ismi var kapakta falan. kapak çok tuhaf renklerde ya da üzerinden 45 sene geçtiği için renkler bu hale gelmiş artık bilemiyoruz.


zaman geçince ben bu kitaba bir şekilde ulaştım. kitabı incelerken arka kapağı ilgimi çekti. normalde yazar ve kitap hakkında bilgi olur ya. bu kitabın arkasında güllü bir aspiratör vardı. buyurun şöyle göstereyim:


babam o yıllarda almanya'da gezerken hayatında ilk kez ocaküstü bir aspiratör görüyor ve meraklı biri olduğu için ilgisini çekiyor. bir de ayı gibi bir motosiklet beğeniyor. sonra bi kolunda aspiratör, bi kolunda motosiklet, berlin sokaklarında yürümeye başlıyor. belki dikkatinizi çekmiştir, aslında motosikletin üstüne binmesi lazım dimi? binemiyor çünkü binmeyi bilmiyor. sadece motosikleti çok beğeniyor ve aspiratörü de çok beğendiği için bunlar artık üçü berlin'de birlikte gezmeye başlıyorlar. ertesi gün de beraber dönüş trenine biniyorlar (evet o yıllarda almanya'dan istanbul'a direkt tren seferleri var).

alman görevliler, dünyanın bu en saçma alışverişi karşısında biraz afallasa da kendilerine çabuk gelip aspiratörü kabul edebileceklerini ama motosikleti asla kabul edemeyeceklerini söylüyorlar babama. babam tamam falan diyor ama sonra motosikleti gizlice trene tekrar sokmayı başarıyor. ancak bu sırada hem aspiratör hem de motosikletle uğraştığı için aspiratörü bi ara yere düşürüyor. koliyi açıp bakacak vakti yok, baksa bile aspiratöre bir şey olmuşsa yapacak bir şey yok. her neyse böyle böyle üçü birbirlerinden ayrılmadan nihayet istanbul'a gelmeyi başarıyorlar.

babam eve gelince anneme hediye aspiratör aldığını söylüyor, motosikleti söylemiyor. annem anlamıyor tabii aspiratör ne falan diyor. dediğim gibi gerçekten türkiye'de kimsede yok o yıllarda. ben daha dünyaya henüz çok uzak olduğum için olayları sonradan annemden öğreniyorum. babam o gece yol yorgunluğu falan dinlemeden aspiratörü kuruyor. ancak trende düşürmesinden kaynaklı olacak ki, bir tuşunda arıza olduğunu fark ediyor. annem aspiratör çalışmayınca iyice uyuz oluyo, sök şunu başımdan gecenin dördünde ne bu ya falan diyor ama babam aspiratörün aslında çok güzel bir şey olduğunu, bi çalışsa göstereceğini söylüyor.

babam ertesi gün almanya'daki firmaya telefon ediyo, telefonlarına doğru düzgün yanıt alamıyor, oturuyor mektup yazıyor. ilginçtir almanya'da hala işler mektupla dönüyor ama bunun konumuzla bir ilgisi yok. mektubunda yedek parça olarak düğme talep ediyor. almanlar da bir mektup kaleme alıp, türkiye'ye servislerinin olmadığını, düğmeyi yollasalar bile kimsenin kafasına göre düğme değiştiremeyeceği şeklinde bürokratik bir yanıt veriyorlar. evet almanların bu control freakliği de halen devam etmekte. babam aşırı sinirlenip almanca küfürlü bir mektup daha yolluyor. yanıt gelmiyor.

günler geçiyor ama babamın dellenmesi geçmiyor. geceleri yeminler ediliyor, intikam şerbetleri içiliyor, kafasında kuruyor, kuruyor, kuruyor ve nihayetinde çok üst perdeden oldukça manasız bir tepki geliştiren babam, yanına bazı ortaklar bulduktan sonra bunlar komple aspiratör işine girmeye karar veriyorlar! (wtf???)

fakat o kadar know how yok ki, iyi kötü bir aspiratör yapmaları 3 yıl falan alıyor. ulan ben yazarken yıldım, sen nasıl yılmadın. her neyse işte bu kitabın arkasındaki aspiratör o aspiratör. türkiye'nin ilk aspiratörü böyle manyakça bir şekilde yapılıyor. peki o yıllarda photoshop yok bir şey yok, aspiratörün kenarına nasıl gül koydunuz dedim?? ulan koca hikayede bu mu ilginç olan dedi. hatırlamıyor. sadece bir süre sessiz sessiz düşünüp çay içtikten sonra sessizliği bozup "gülü matbaacı kendi koymuştur" dedi.

her neyse, babam bu aspiratör işine kafayı takıyor, birçok ortak projeden zamanla vazgeçip hissesini satmasına rağmen o vazgeçmiyor ve gerçekten de türkiye'nin ilk aspiratör fabrikasını kuruyor.

yazımızın başlığına doğru gelecek olursak

geçtiğimiz günlerde nuri bilge ceylan'ın uzak filmini izlerken 74. dakikadaki mutfak sahnesindeki aspiratörün de işte babamın o dellenmeyle ürettiği, hatta üretirken gerçek ceviz ağacı kullandığı ilk aspiratörlerden birisi olduğunu fark ettim... evet ben uzun yıllardır bir mutfağa girdiğim zaman ilk olarak aspiratöre bakarım, tik gibi bir şey.


bu arada gördüğünüz gibi, tamirci kitabının arka kapağında da zaten "ceviz (dekoratif)" şeklinde model çeşitlerinin olduğunu belirtmeden geçmemiş. yani oldu ki birisi arabasını kendi kendine tamir ederken bi anda canı aspiratör falan çekerse, ille beyaz renk almasına gerek yok kardeşim, alternatifinin olduğunu bilip rahatlasınlar istemiş anladığım kadarıyla.


şimdi yazarken bir yandan aklıma şu geldi

bugün kimse ertesi gün döneceği bir avrupa şehrinde gezerken bir elinde aspiratör, diğer elinde binmeyi bilmediği bir motosiklet ile yürümez. yani mesela ben yürümem. nesneleri değiştirebilirsiniz önemli değil. çevremdeki birçok insan aşırı rasyonel ve planlı. hayatın nasıl yaşanması gerektiği ile ilgili sürekli kendilerini geliştirmeye, farkındalıklarını sürekli artırmaya çalışıyorlar. babamın hayatının herhangi bir anında hiç böyle şeyler düşündüğünü sanmıyorum. gelişigüzel bir şekilde kendi destanını yazmış. bence biraz böyle olmak lazım. yoksa gerçekten kiyarüstemi'nin yazdığı gibi "nasıl yaşanacağını öğrendiğinde yaşanacak hayat kalmayabilir".

tüm bunları bir kenara bırakırsak, yani sonuçta artık uzak filmini izlerken gözünüz anlamsızca mutfaktaki aspiratöre falan ilişirse, hikayesi böyledir işte.