TARİH 27 Şubat 2026
3,6b OKUNMA     10 PAYLAŞIM

Avrupa’yı Değiştiren 116 Yıllık Fırtına: 100 Yıl Savaşları

İngiltere ile Fransa arasında 1337’den 1453’e dek süren 100 Yıl Savaşları, feodalizmin yerini modern devlet yapılarına bıraktığı Avrupa tarihinin en keskin dönüm noktalarından biri.


krizin kökeni: taht iddiası ve feodal gerilim (1337’ye giden süreç)

yüzyıl savaşları’nın başlangıcı çoğu anlatıda 1337 yılına tarihlendirilir; ancak bu tarih bir patlamadan ziyade uzun süredir biriken feodal ve hanedani gerilimlerin açık bir savaşa dönüşmesini işaret etmektedir. çatışmaların görünür nedeni, ingiltere kralı iii. edward’ın fransa tahtı üzerindeki hak iddiasıdır. ne var ki mesele salt bir miras tartışmasından çok daha fazlasıdır. krizin kökleri, capet hanedanı’nın erkek soyunun tükenmesiyle ortaya çıkan meşruiyet boşluğuna, feodal vasallık hukukunun karmaşık yapısına ve ingiliz krallarının fransa topraklarındaki statüsüne dayanmaktadır.

1328 yılında fransa kralı iv. charles erkek varis bırakmadan ölmüştür. bu durum, capet soyunun erkek hattının doğrudan sona erdiği anlamına gelmektedir. tahtın kime geçeceği sorusu, fransız aristokrasisini ve hukukçularını iki temel seçenekle karşı karşıya bırakmıştır: ya kadın soyundan gelen miras hattı kabul edilecek ya da yalnızca erkek soyunu esas alan bir yorum benimsenerek yeni bir hanedan seçilecektir. sonuçta valois hanedanı’ndan vi. philippe tahta çıkarılmıştır. bu tercih, daha sonra salik yasası şeklinde anılacak olan erkek-soy vurgusuna dayandırılacaktır; ancak söz konusu ilkenin o dönemde sistematik bir anayasal norm niteliği taşıyıp taşımadığı tartışmalıdır.

iii. edward’ın iddiası annesi ısabella üzerinden gelmektedir. ısabella, iv. philippe’in kızıdır; binaenaleyh edward da, fransa kralının torunudur. yani ingiliz kralı, kan bağı üzerinden meşru varis olduğunu ileri sürmektedir. fransız soyluları ise kadın soyundan intikali reddetmekte ve hanedanın erkek çizgide devam etmesi gerektiğini savunmaktadır. böylece egemenlik meselesi bir hukuk tartışması olmaktan çıkmakta, siyasi bir tercih haline dönüşmektedir.

yukarıda bahsini geçirdiğimiz gerilim yalnızca hanedan hukukuyla da sınırlı kalmamaktadır. zira ingiliz kralları, aquitaine (guyenne) bölgesini fransa kralına bağlı bir dükalık statüsünde elinde tutmakta ve bu durum, ingiltere kralını fransa kralının vasalı konumuna yerleştirmektedir. egemen bir hükümdarın başka bir hükümdara feodal bağlılık yemini etmesi, ortaçağ politik düzeninin çelişkili doğasını açıkça ortaya koymaktadır. edward, ingiltere’de tam egemen bir kraldır; fakat fransa topraklarında bir dük olarak bağlılık bildirmek zorundadır. bu ikili statü sürdürülebilir değildir ve diplomatik krizler, mezkur feodal yükümlülükler hasebiyle giderek tırmanacaktır.

1330’lu yıllar boyunca; aquitaine üzerindeki denetim, ticaret yolları ve bilhassa yün ihracatı gibi ekonomik meseleler iki ülke arasındaki çatışmayı gittikçe derinleştirecektir. keza ingiltere’nin flandre ile kurduğu ticari bağlar, fransız krallığı adına bir başka rahatsızlık konusu olarak öne çıkmaktadır. nihayetinde vi. philippe’in 1337’de aquitaine’i müsadere ettiğini ilan etmesi, fiili savaş sürecini başlatmıştır. bu karar, sadece toprak tasarrufu değil; aynı zamanda edward’ın dük statüsünün sorgulanması anlamına da gelmektedir. edward ise buna karşılık fransa tahtı üzerindeki hak iddiasını açık bir biçimde ifade etmiştir. artık kılıçlar çekilmiş durumdadır ve hukuki tartışma yerini askeri mücadeleye bırakacaktır ...

bu noktada dikkat çekici olan husus şudur: taraflar başlangıçta kendilerini “ulus-devlet” temsilcileri olarak değil, hanedan haklarını savunan hükümdarlar olarak görmektedir. yani savaşın ilk safhası feodal dünyanın mantığı içerisinde cereyan etmektedir. krallar, müttefiklerini soylular arasından devşirmekte; sadakat ilişkileri, şahsi bağlar üzerinden kurulmaktadır. ne var ki savaş uzadıkça bu yapı çözülmeye başlayacaktır.

krizin erken evresi, ortaçağ siyasal düzeninin sınırlarını görünür kılmıştır. egemenlik kavramı henüz soyut bir devlet fikrine dayanmamakta; kişisel miras ve feodal yükümlülükler bu noktada belirleyici bir rol oynamaktadır. ancak bu düzenin, uzun süreli bir savaş baskısı altında dönüşmesi kaçınılmazdır. nitekim taht iddiası, zamanla devlet kapasitesinin sınandığı bir mücadeleye evirilirken; hanedan krizi, siyasi örgütlenmenin yeniden tanımlanacağı bir süreci tetikleyecektir.

dolayısıyla 1337’de başlayan savaş, ani bir hırsın ürünü değildir; 1328’deki veraset kriziyle şekillenmiş, feodal hukuk ile egemenlik arasındaki gerilimin bir sonucudur. bu gerilim, ilerleyen yıllarda askeri yenilikler, mali reformlar ve kimlik söylemleriyle birlikte daha derin bir dönüşüm doğuracaktır. ilk aşamada hanedan kavgası gibi görünen çatışma, giderek avrupa politik düzeninin yapısal değişimini hazırlamaktadır.

ilk dönem: seferberlik, finansman ve “rıza” problemi (1337–1360)

yüzyıl savaşları’nın ilk safhası, ingiltere’nin askeri inisiyatifi ele aldığı ve fransa’nın hem sahada hem de siyasal yapısında ağır sarsıntılar yaşadığı bir dönem olarak şekillenmiştir. 1337’de başlayan çatışmalar ilk etapta, kısa süreli bir sınır mücadelesi gibi görünse de birkaç yıl içinde avrupa’nın en geniş ölçekli savaş düzenine dönüşecektir. bu evrede savaş yalnızca orduların çarpışmasıyla sınırlı kalmamış; vergi sistemleri genişlemiş, temsil kurumları zorlanmış ve krallıkların mali kapasitesi yeniden tanımlanmıştır.

ingiltere kralı iii. edward, savaşın ilk yıllarında fransa’ya doğrudan büyük bir kara istilası başlatmaktan ziyade deniz gücüne ve ittifak siyasetine yaslanmıştır. nitekim 1340 yılında gerçekleşen sluys deniz muharebesi, ingiltere’nin manş üzerindeki üstünlüğünü pekiştirmiştir. söz konusu zafer, salt askeri bir başarı değildir; ingilizlerin kıtaya asker ve ikmal taşıma imkanını güvence altına almıştır. böylece savaşın coğrafyası genişlemiş ve ingiltere’nin sefer kapasitesi artmıştır.

ancak asıl kırılma 1346 yılında yaşanacaktır. edward’ın normandiya’ya çıkışıyla başlayan sefer, crécy muharebesi ile sonuçlanmıştır. bilahare crécy, ortaçağ savaş kültürünün temel sembollerinden biri haline gelecektir; zira burada fransız şövalyeliği ağır bir yenilgi almıştır. ingiliz ordusunun uzun yay kullanan piyadeleri, konvansiyonel süvari hücumunu durdurmuş ve savaşın teknolojik dengesi değişmeye başlamıştır. şövalyelik miti giderek sarsılmaktadır ve artık savaş alanlarında disiplinli piyade düzeni belirleyici olacaktır.

crécy’nin hemen ardından ingilizler calais kuşatmasını başlatmış ve 1347’de calais’nin düşmesi, ingiltere’ye kıta üzerinde stratejik bir üs kazandırmıştır. bu üs, sonraki on yıllar boyunca ingiliz varlığının taşıyıcı kolonu olacaktır. bu doğrultuda savaş artık geçici akınlardan çıkmakta, kalıcı işgal ve tahkimat mantığına oturmaktadır.

mezkur askeri başarıların yanında savaşın yıkıcı bir başka boyutu da ortaya çıkmıştır: 1348’de kara veba avrupa’yı kasıp kavurmuştur. nüfusun büyük kısmı hayatını kaybetmiş, tarımsal üretim daralmış ve toplumsal yapı sarsılmıştır. bu felaket, aynı zamanda savaş ekonomisinin de daha da ağırlaşması anlamına gelmektedir. bu bağlamda devletler hem savaş finansmanını sürdürmekte hem de demografik çöküşle baş etmeye çalışmaktadır. binaenaleyh kriz, sadece askeri değil; toplumsal bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir.

1356 yılına gelindiğinde ingilizler ikinci büyük darbeyi vurmuştur: poitiers muharebesi. burada edward’ın oğlu, kara prens olarak bilinen edward of woodstock, fransız ordusunu yenmiş ve fransa kralı ii. jean’ı esir almıştır. bir kralın savaş alanında tutsak düşmesi, feodal düzen açısından olağanüstü bir şok anlamına gelmektedir. sonuçta valois hanedanının egemenliği giderek zedelenmekte ve krallığın kutsallığı sorgulanmaktadır.

jean’ın esareti, fransa’yı yalnızca askeri değil, mali bir felakete de sürükleyecektir. zira kralın fidyesi astronomik bir düzeyde belirlenmiş ve devlet gelirleri bu yükü taşımakta zorlanmıştır. bu dönemde fransa’da vergi baskısı artmış, paris’te huzursuzluk yükselmiştir. nitekim 1358’de patlayan jacquerie köylü ayaklanması, savaşın toplumsal maliyetinin açık bir göstergesi olmuştur. köylüler, soyluların koruyamadığı bir düzenin yükünü taşımak istememekte ve sınıfsal gerilimler gittikçe keskinleştirmektedir.

aynı yıllarda paris’te étienne marcel önderliğinde burjuva muhalefeti güçlenmiştir. şehir elitleri, krallığın mali yönetimini sorgulamakta ve temsil mekanizmalarının genişlemesini talep etmektedir. bu durum, savaşın devlet kapasitesini büyütürken aynı zamanda siyasal pazarlık alanlarını da açtığını göstermektedir. artık vergi, zorla alınmaktan ziyade; rıza üretmek zorundadır.

tüm bu krizler sonunda 1360 yılında brétigny antlaşması imzalanmıştır. antlaşma, ingiltere’ye aquitaine’de geniş topraklar kazandırırken, fransa’yı ağır bir fidye yükü altına sokmuştur. bu barış, kalıcı bir çözüm getirmese de; ilk evrenin kapanışını temsil etmektedir. ingiltere askeri üstünlüğünü göstermiş; fransa ise hem politik hem de toplumsal bir çöküntü yaşamıştır.

yüzyıl savaşları'nın ilk yılları, savaşın yalnızca meydan muharebeleriyle değil; devletlerin mali ve kurumsal yapılarıyla da yürütüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. crécy ve poitiers’de kazanılan zaferler, feodal şövalyeliğin sınırlarını açığa çıkarmıştır. fidye ekonomisi, vergi sistemlerini zorlamıştır. ayaklanmalar ise savaşın toplum üzerinde yarattığı baskıyı görünür kılmıştır. velhasıl yüzyıl savaşları, daha ilk safhasında devletlerin seferberlik kapasitesini arttırmış ve avrupa’nın siyasal dönüşümünü hızlandırmıştır.

ikinci dönem: fransız karşı-hamlesi ve kurumsal toparlanma (1369–1389)

yüzyıl savaşları’nın ikinci safhası, fransa’nın ilk dönemde yaşadığı askeri felaketlerden sonra yeniden toparlanmaya başladığı ve çatışmanın niteliğinin belirgin biçimde değiştiği bir evreyi temsil etmektedir. 1360 brétigny antlaşması, ingiltere’ye geniş topraklar kazandırmış olsa da bu barış kalıcı olmayacaktır. fransa, ağır fidye yükü ve iç karışıklıklar altında ezilmiş görünmektedir; ancak tam da bu kriz ortamı, krallığın politik ve kurumsal yeniden yapılanmasını hızlandıracaktır. mezkur dönemde savaş, açık meydan muharebelerinden ziyade yıpratma stratejileriyle yürütülmekte; devlet kapasitesi ise sessiz biçimde derinleşmektedir.

1364 yılında tahta çıkan v. charles (bkz: charles le sage), fransa’nın toparlanmasında belirleyici bir figür haline gelecektir. charles, selefi ii. jean’ın esaretinin yarattığı meşruiyet boşluğunu kapatmaya çalışmış, ve krallık otoritesini yeniden inşa etmiştir. onun yönetim anlayışı, şövalyelik kültürünün romantik hücumlarına değil; uzun vadeli devlet aklına dayanmaktadır. bu nedenle charles, ingilizlerle büyük meydan savaşlarına girmekten kaçınmış; bunun yerine sistemli bir geri kazanım stratejisi benimsemiştir.

bu stratejinin sahadaki en önemli uygulayıcısı, fransız komutanı bertrand du guesclin olacaktır. du guesclin, savaşın karakterini değiştiren isimlerden biri sayılmaktadır. crécy ve poitiers gibi felaketlerde görüldüğü üzere fransız şövalyeliğinin doğrudan saldırıları ingiliz uzun yayları karşısında ağır kayıplar vermiştir. bu bağlamda fransızlar artık açık alanda “şerefli çarpışma” anlayışını terk edecektir. du guesclin, kuşatma, ani baskın ve ikmal hatlarını kesme yöntemleriyle ingiliz kuvvetlerini yıpratacak ve savaş, daha uzun süreli ve daha pragmatik bir forma bürünecektir.

1369’da çatışmalar yeniden başladığında ingiltere’nin üstünlüğü eskisi kadar belirgin değildir. ingilizler geniş topraklar elde etmişlerdir; fakat bu toprakları elde tutmak giderek zorlaşmaktadır. çünkü savaş artık sadece bir kralın seferi olmaktan çıkmıştır. fransa’da yerel direniş ağları kurulmakta, krallık taşrayı daha sıkı biçimde denetlemektedir. sonuç olarak ingiliz hakimiyeti, geniş ama kırılgan bir yapı haline evirilmektedir.

bu dönemde fransa’nın başarısı yalnızca askeri stratejiyle açıklanamaz. v. charles yönetimi, mali ve idari kapasiteyi de genişletmektedir. krallık bürokrasisi büyümekte, vergi tahsilatı daha düzenli hale gelmektedir. yani devlet, savaşın sürekliliğini taşıyacak kurumsal araçlar geliştirmektedir. söz konusu gelişmeler, feodal dünyanın dağınık sadakat yapılarından daha merkezi bir yönetime doğru kayışı hızlandırmıştır.

ingiltere cephesinde ise durum farklı bir seyir izlemektedir. ııı. edward yaşlanmış, “kara prens” hastalanmış ve bu durumun sonucunda ingiliz yönetimi iç sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. öte yandan savaşın mali yükü ingiltere’de de artık iyiden iyiye hissedilmektedir. parlamentonun vergi onayları giderek daha kritik hale gelmekte ve krallık, savaş için sürekli rıza üretmek zorunda kalmaktadır. binaenaleyh savaş, ingiliz siyasi yapısında da temsil mekanizmalarını güçlendiren bir baskı unsuru haline gelmektedir.

1370’ler boyunca fransızlar adım adım kaybettikleri bölgeleri geri almaktadır. poitou, saintonge ve normandiya çevresindeki birçok stratejik nokta yeniden fransa’nın kontrolüne geçmiştir. bu süreç yukarıda da bahsini geçirdiğimiz üzere, çarpıcı bir meydan zaferiyle değil; uzun süreli bir aşındırma stratejisi ile yürütülmüştür. ingilizler geri çekilmekte, fransız krallığı ise yavaş fakat kararlı bir biçimde güç toplamaktadır.

1380 yılında v. charles’ın ölümüyle birlikte fransa yeniden bir belirsizlik dönemine girmiştir. tahta çıkan vi. charles henüz çocuk yaşta olduğundan yönetim naiplerin eline geçmiştir. bu durum, aristokrasinin kendi içindeki çekişmelerini de arttıracaktır. yine de 1389’da sağlanan geçici barış, fransa’nın ilk döneme kıyasla çok daha güçlü bir konuma ulaştığını göstermektedir. ingiltere’nin genişleme hamlesi durdurulmuştur; fransa ise devlet kapasitesini büyütmüştür.

bu ikinci evre, yüzyıl savaşları’nın salt askeri değil, kurumsal bir dönüşüm süreci olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. fransa, yenilgiyle sarsılmıştır; fakat bu sarsıntı onu daha disiplinli bir devlet aklına yöneltmiştir. du guesclin’in stratejileri, şövalyelik çağının sona ermekte olduğunu göstermiş; v. charles’ın idari hamleleri ise modern devletin erken biçimlerini güçlendirmiştir. sonuç itibarıyla savaş, anlık bir çatışma olmaktan çıkmış ve politik düzenin yeniden inşa edildiği yapısal bir dönüşüm süreci şeklinde ilerlemiştir.

lancastrian şoku: agincourt, normandiya’nın kaybı ve troyes antlaşması (1415–1420)

yüzyıl savaşları’nın dördüncü evresi, ingiltere’nin uzun bir durgunluk döneminden sonra sahaya yeniden güçlü biçimde döndüğü ve fransa’nın siyasi yapısının derin bir kriz içine sürüklendiği safhayı temsil etmektedir. 1389’daki geçici barış ortamı, çatışmaları sona erdirmemiş; yalnızca savaşın yeni bir patlama için yeniden hazırlanmasına imkan tanımıştır. 15. yüzyılın başında fransa, sadece ingiltere karşısında değil, kendi içinde de çözülmektedir. bu koşullar altında ingiltere kralı v. henry, savaşın seyrini değiştirecek bir hamle başlatacaktır.

bu dönemi anlamak adına fransa’daki siyasi parçalanmışlığı göz önünde bulundurmak gerekir. evvela, vi. charles’ın zihinsel rahatsızlığı, krallığın yönetim kapasitesini zayıflatmış ve bu duruma mukabil saray çevresinde burgonya dükleri ile orléans/armagnac hizbi arasında sert bir iktidar mücadelesi hasıl olmuştur. binaenaleyh söz konusu iç savaş ortamı, fransa’nın dış tehditlere karşı birleşik bir cephe kurmasını engelleyecektir. devlet otoritesi dağılmış, aristokrasinin kendi içinde yaşadığı rekabet ülkeyi paralize etmiştir. artık ingiltere'nin müdahalesi kaçınılmaz gözükmektedir.

1413’te tahta çıkan v. henry, ingiltere’nin savaş hedeflerini yeniden canlandıracaktır. henry, yalnızca askeri bir maceracı değildir; o, krallığın meşruiyetini savaş üzerinden güçlendirmeyi amaçlayan disiplinli bir hükümdardır. lancastrian, henüz sağlam temellere sahip olmayan bir hanedan konumundadır ve henry, dış zaferlerle bu durumu tersine çevirmek istemektedir. bu nedenle fransa seferi, hem ingiliz devleti hem de yeni monarkı adına büyük bir önem arz etmektedir.

1415 yılında henry büyük bir orduyla normandiya’ya çıkmış ve hemen akabinde harfleur kuşatması’nı başlatmıştır. kuşatma ingilizlere pahalıya mal olmuş; salgın hastalıklar orduda önemli kayıpların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. buna rağmen henry geri çekilmek yerine iç bölgelere ilerlemeye karar verece ve bu yürüyüş, onu tarihin en ünlü meydan muharebelerinden birine taşıyacaktır.

25 ekim 1415’te gerçekleşen agincourt muharebesi, yüzyıl savaşları’nın en sembolik anlarından biridir. fransız ordusu sayısal üstünlüğe sahip olmasına rağmen ağır bir yenilgi yaşamıştır. çamurlu arazi, fransız şövalyelerinin manevrasını engellemiş; ingiliz uzun yaycıları yine belirleyici rol oynamıştır. agincourt, sadece bir savaş kazanımı değildir; zira feodal aristokrasinin savaş alanındaki üstünlük iddiasını bir kez daha kırmıştır. şövalyelik ideali artık bir romantizmden ibarettir. savaşın gerçekliği ise daha mekanik ve disiplinli bir düzen üzerinden yükselmektedir.

agincourt zaferi, ingiltere’ye hasmı karşısında büyük bir psikolojik üstünlük kazandırmıştır. bu zaferin ardından henry, sistemli bir biçimde normandiya’yı fethetmeye yönelmiştir. nitekim 1417’den itibaren rouen gibi stratejik şehirler kuşatılacak ve hakimiyet altına alınacaktır. normandiya’nın kaybı, fransa adına bir toprak kaybından fazlasıdır; çünkü krallığın kuzeydeki tarihsel çekirdeği düşmanın eline geçmiş durumdadır. ingiltere artık kalıcı bir işgalci kuvveti olarak merkez avrupa'da hareket edecektir.

bu askeri çöküşün ardından fransa’daki iç bölünme daha da belirgin bir hale gelmiştir. burgonya dükü john the fearless’ın 1419’da öldürülmesi, güçlü burgonya hizbinin de ingiltere’ye daha yakın bir çizgide pozisyon almasına neden olacaktır. fransa’nın birliği parçalanmakta, egemenlik çoklu merkezlere bölünmektedir. bu ortamda ingiltere, yalnızca savaş meydanında değil; diplomasi masasında da üstünlük kuracaktır.

bu süreç troyes antlaşması ile doruğa ulaşmıştır. 21 mayıs 1420’de imzalanan antlaşma, fransa egemenliğinin hukuki biçimde yeniden düzenlenmeye çalışıldığı olağanüstü bir metindir. antlaşmaya göre v. henry, fransa kralı vi. charles’ın damadı ve tahtın meşru varisi olarak tanınmıştır. veliaht charles (geleceğin vii. charles’ı) ise miras çizgisinin dışına itilmiştir. böylece fransa tahtı, savaşın fiili sonucu olarak bir antlaşma metniyle yeniden düzenlenmiştir..

troyes, egemenliğin sadece savaşla değil, hukuksal anlamda da yeniden kurgulanmaya çalışıldığının açık bir göstergesidir. ancak bu metin, fransa toplumunda kalıcı bir meşruiyet üretmeyecektir. zira antlaşma, fransız toplumunun hafızasında bir teslimiyet belgesi olarak algılanacaktır. devletin sürekliliği, hanedan pazarlıklarıyla değil; kolektif kabul ile yaşayacaktır. bu nedenle troyes, aynı zamanda gelecekte doğacak direnişin de zeminini hazırlamıştır.

1415–1420 dönemi, yüzyıl savaşları’nın görece en sert evresidir. ingiltere, agincourt ile askeri prestijini yeniden kurmuş; normandiya’nın düşüşü fransa’nın siyasal merkezinde bir deprem etkisi yaratmıştır. troyes antlaşması ise egemenliğin bir kağıt parçası üzerinden yeniden yazılabileceği yanılsamasını üretmiştir. fakat tam da bu kırılma, fransa’da yeni bir meşruiyet ve kimlik dalgasının doğmasına yol açacaktır. bir sonraki evrede sahneye jeanne d’arc çıkacak ve savaş, bir hanedan mücadelesi olmaktan çıkarak; kolektif bir direnişe dönüşecektir.

geri dönüş: orléans, jeanne d’arc ve meşruiyetin yeniden kuruluşu (1428–1429)

1420 troyes antlaşması, fransa egemenliğini hukuken ingiltere lehine yeniden tanımlamaya çalışan bir belge niteliğindedir. v. henry, fransa tahtının varisi ilan edilmiş; veliaht charles meşruiyet çizgisinin dışına itilmiştir. bu düzenleme kağıt üzerinde kesin görünmektedir. ancak siyasal gerçekliğin, yalnızca bir metinle kurulamayacağı açıktır; zira egemenlik kabul görmediği takdirde uzun ömürlü olamaz ...

1420’lerin sonuna gelindiğinde fransa’nın kuzeyi ingiliz ve burgonya kontrolünde; paris ise işgal altındadır. güney cenahta dauphin charles, sınırlı bir alanı denetlemekte ve devlet fiilen çözülmüş görünmektedir. bu atmosferde 1428 yılında orléans kuşatması başlamıştır. orléans, loire hattının kilididir; düşmesi halinde ingiliz ilerleyişi güneye doğru hızlanacaktır. kuşatma uzadıkça fransız direnci zayıflar. dauphin’in çevresi kararsızdır; zira troyes antlaşması’nın yarattığı meşruiyet krizi devam etmektedir. tam da bu noktada, tarih sahnesine sıra dışı bir figür çıkar: jeanne d’arc.

jeanne, 1412 doğumlu bir köylü kızıdır. 1429 başlarında dauphin’in huzuruna çıkmış; ilahi bir görevle fransa’yı kurtarmaya çağrıldığını ileri sürmüştür. bu iddia, modern insan için tartışmalı olsa da; dönemin zihniyeti içinde anlamlıdır. nitekim ortaçağ siyasal kültürü, kutsallık ile egemenliği birbirinden ayırmamakta ve. bir kralın meşruiyeti, tanrısal onayla güç kazanmaktadır. jeanne’ın ortaya çıkışı, tam da troyes’in zedelediği bu kutsal meşruiyet alanını yeniden üretecektir ...

jeanne’ın askeri rolü çoğu zaman abartılmıştır; fakat sembolik etkisi inkar edilemez. 1429 nisan’ında orléans’a ulaşmış ve fransız birliklerinin moralini belirgin biçimde yükseltmiştir. ingiliz kuşatma hatları birkaç hafta içinde yarılmış; 8 mayıs 1429’da orléans kuşatması kaldırılmıştır. söz konusu gelişme askeri açıdan sınırlı görünebilir; ancak psikolojik etkisi son derece büyüktür. troyes sonrası oluşan yenilgi duygusu yerini "umuda" bırakmaktadır.

orléans zaferinin ardından fransız ordusu loire boyunca ilerlemiş ve patay muharebesi’nde ingiliz kuvvetleri ağır kayıplar vermiştir. üstünlük yavaş yavaş da olsa fransızlara geçmektedir. ingiliz uzun yaycı düzeni dağılmış; önceki yılların askeri üstünlük algısı zedelenmiştir. savaşın rüzgarları yön değiştirmektedir.

jeanne’ın asıl hedefi, dauphin charles’ın geleneksel taç giyme şehri olan reims’e götürülmesidir. reims, sadece bir şehir değildir; fransız krallarının kutsandığı mekandır. troyes antlaşması’nın hukuki metni, charles’ı dışlamış olabilir; fakat reims’te gerçekleşecek bir taç giyme töreni, sembolik egemenliği yeniden tesis edecektir. velhasıl 17 temmuz 1429’da charles'ın, reims katedrali’nde vii. sıfatıyla taç giydiği tören, devletin meşruiyet zincirini yeniden bir araya getirecektir.

bu noktada jeanne’ın rolü politik bir kırılma üretmiştir. o, savaş alanında bir komutan olmaktan ziyade, egemenliğin kutsal boyutunu canlandıran bir figürdür. troyes’daki düzenleme, reims’teki ritüelle birlikte fiilen aşılmış durumdadır ve fransa’da “kralımız vardır” duygusu yeniden kök salmaktadır.

ne var ki jeanne’ın yükselişi uzun sürmeyecektir. 1430’da burgonya kuvvetleri tarafından yakalanarak ingilizlere teslim edilen jeanne, 1431’de rouen’da yargılanmasının ardından sapkınlık suçlamasıyla idam edilmiştir. bu yargılama, aynı zamanda siyasi bir tasfiye niteliği de taşımaktadır. zira ingilizler, onun sembolik gücünü ortadan kaldırmak istemiştir. ancak idam, tam tersine onun efsanesini ölümsüz kılacaktır.

jeanne d’arc’ın ortaya çıkışı, yüzyıl savaşları’nın çehresini tamamen değiştirmiştir. savaş, basit bir hanedan çekişmesi olmaktan çıkmış ve milli mücadeleye dönüşmüştür. fransız kimliği daha belirgin bir çerçeve kazanmış ve ingiliz karşıtlığı, ortak bir aidiyet üretmiştir. jeanne d'arc'ın hikayesi, bir ülkenin yalnızca mali veya askeri kapasiteyle değil, sembollerle de inşa edildiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

1428–1429 süreci, fransa adına meşruiyetin yeniden kuruluş evresidir: orleans'da, askeri bir dönüm noktası yaşanmış, reims'de siyasal süreklilik teyit edimiş, jeanne ise bu iki momenti birbirine bağlayan sembolik köprü olmuştur. troyes’daki hukuki düzenleme anlamını kaybederken; inanç ve direniş güç kazanmaktadır. bu aşamadan sonra savaşın seyri geri dönülmez biçimde değişecektir.

devletin yeniden inşası: düzenli vergi, sürekli ordu ve castillon’a giden yol (1439–1453)

1429’da reims’te gerçekleşen taç giyme töreni, fransa krallığının sembolik meşruiyetini yeniden kurmuştur. ancak siyasal süreklilik salt ritüelle yaşayamaz. egemenlik, kurumsal kapasiteye dayanmadığı takdirde kırılgan kalacaktır. bu nedenle yüzyıl savaşları’nın son evresi, fransa’nın askeri başarılarından çok, devlet aygıtının kalıcı biçimde yeniden örgütlendiği bir dönem olarak şekillenmektedir. bu çerçevede vıı. charles yönetimi, uzun süren savaşın yol açtığı yıkımın ardından devletleşme sürecini derinleştiren en belirgin örneklerden biri olarak karşımıza çıkar.

jeanne d’arc’ın idamından sonra savaş sona ermemiş; fakat fransa’nın yönü değişmiştir. ingilizler hala normandiya’da güçlüdür ve burgonya ittifakı sürmektedir. buna rağmen fransız krallığı artık dağınık bir direniş odağı olmaktan çıkmakta, merkezi bir devlet aklı üretmektedir. bu süreç, bilhassa 1430’ların sonundan itibaren mali reformlar ve askeri kurumsallaşma üzerinden ilerleyecektir.

mezkur evrenin en kritik hamlesi, vergi sisteminin süreklileştirilmesidir. ortaçağ boyunca vergiler çoğu zaman olağanüstü durumlara bağlı geçici tahsilatlar olarak görülmüştür. ancak yüzyıl savaşları’nın uzunluğu, bu mantığı sürdürülemez kılmıştır. misal; vii. charles döneminde taille vergisi, savaş masraflarını karşılayan geçici bir araç olmaktan çıkmış ve krallığın düzenli gelir kaynaklarından birine dönüşmüştür. böylece vergi, feodal pazarlıkların konusu olmaktan sıyrılarak devletin sürekli kapasitesinin temel dayanağı haline gelmiştir. söz konusu gelişme, modern devletin maliye konusunda aldığı aksiyonların en erken biçimlerden biridir.

verginin kalıcılaşması, ordunun da kalıcılaşmasını mümkün kılmıştır. feodal düzenin temel askeri modeli, sefer zamanı soylular tarafından bir araya getirilen kuvvetlere dayanmaktadır. bu model, crécy ve poitiers’de yaşanan felaketlerde sınanmış ve yetersiz kalmıştır. vii. charles yönetimi, bu kırılmayı kurumsal bir dönüşüme çevirecektir. 1445’te oluşturulan compagnies d’ordonnance, avrupa’da sürekli ve maaşlı askeri birliklerin en erken örneklerinden biridir. fransa krallığı artık yalnızca çağrı yapan bir merkez olmaktan çıkarak, doğrudan asker besleyen bir organizma haline gelmektedir.

bu dönüşüm sadece asker sayısını arttırmakla kalmamış; savaşın niteliğini de değiştirmiştir. daimi ordu, sürekli bir disiplin ve lojistik gerektirmekte, bu durum bürokrasiyi de genişletmektedir. nihayetinde savaş, devletin idari damarlarını kalınlaştırmıştır. krallık otoritesi taşrada daha görünür hale gelmiş ve feodal beylerin bağımsız hareket alanı daralmıştır.

son evrede belirleyici olan bir diğer unsur ise topçuluk teknolojisidir. fransız krallığı, özellikle jean bureau gibi topçu komutanlarının önderliğinde, alan topçuluğunu sistemli biçimde kullanmaya başlamıştır. şövalyelik çağının zırhlı savaş düzeni giderek çözülmüş, meydan muharebelerinin belirleyici niteliği aşınmıştır. kuşatma savaşları ile topçu ateşi, kalelerin ve tahkimatların işlevini yeniden tanımlamış ve savunma mimarisini baştan aşağı dönüştürmüştür. hülasa savaş, aristokratik cesaretin sergilendiği bir alan olmaktan çıkarak; teknik uzmanlık, mali kaynak ve örgütsel kapasiteye dayalı yeni bir güç mücadelesine evirilmiştir.

1449’dan itibaren fransa, normandiya’yı geri almak üzere büyük bir taarruza girişecektir. rouen yeniden ele geçirilecek ve ingiliz hakimiyeti tedricen çözülmeye başlayacaktır. ingiltere artık eski saldırı gücünü sürdürebilecek kapasiteye sahip değildir. iç politikada yaşanan krizler, mali yetersizlikler ve kıtadaki desteğin azalması ingiliz pozisyonunu zayıflatmıştır. savaşın son safhasına gelindiğinde inisiyatif kesin bir biçimde fransa’ya geçmiş durumdadır.

bu sürecin kapanış anı ise, 1453 castillon muharebesi olmuştur. castillon, yalnızca savaşın son büyük muharebesi değil; aynı zamanda yeni savaş düzeninin de ilanı hüviyetindedir. fransız topçuluğu, ingiliz kuvvetlerini ağır biçimde yenmiş ve guyenne bölgesinin geri alınmasını sağlamıştır. ingiltere’nin fransa’daki varlığı artık fiilen sona ermiştir. böylece yüzyıl savaşları kapanırken fransa, savaşın başındaki parçalı feodal yapıdan çok daha merkezi bir devlete dönüşmüştür.

1453 sonrası tablo son derece anlamlıdır: ingiltere kıta iddiasını kaybetmiştir ve iç savaşlar kapıdadır. fransa ise savaşın yıkımından güçlenerek çıkmıştır. bu güç, sadece askeri bir zafer değil; mali kapasite, sürekli ordu ve merkezi idare üzerinden kurulmuş bir devletleşme başarısıdır.

binaenaleyh yüzyıl savaşları’nın final evresi, savaşın kurucu mantığını en çıplak biçimde göstermektedir. meşruiyet sembollerle başlamış, fakat kurumlarla tamamlanmıştır. vergi süreklileşmiş, ordu profesyonelleşmiş, teknoloji aristokratik düzeni aşındırmıştır. castillon’da kapanan yalnızca 100 yıllık bir savaş değil; aynı zamanda ortaçağ’ın ilkel siyasi dünyasıdır. bütün bu enkazın üzerinden yükselecek olan ise modern devletin temelleridir.