UZAY 6 Mart 2026
1,7b OKUNMA     13 PAYLAŞIM

ABD’nin Yeraltında Uzaylılarla Ortak Üs Kurduğunu Söyleyen Komplo Teorisi

ABD'deki Dulce üssü hakkında yıllardır dolaşan komplo teorileri, hükümetin uzaylılarla gizli anlaşmalar yaptığı ve yeraltında ortak tesisler kurduğu iddialarıyla dikkat çekiyor.

soğuk savaş yıllarından beri konuşulan bir iddia vardı. iddiaya göre amerika birleşik devletleri sınırları içinde 131 gizli aktif üs, dünya genelinde ise toplam 1.477 yeraltı tesisi bulunuyordu. amerika’daki üslerin manyetik trenlerle birbirine bağlandığı söyleniyordu. anlatılanlara göre gezegende yedi uzaylı türü yaşıyordu.

iddialar bununla da sınırlı değildi. 1944, 1954, 1962 ve 1979 yıllarında uzaylılarla dört ayrı anlaşma imzalandığı öne sürülüyordu. özellikle 1954 tarihli greada anlaşması’nın, abd hükümeti ile “grey” olarak adlandırılan uzaylılar arasında yapıldığı iddia ediliyordu. bu anlaşmaya göre uzaylılara, hükümeti bilgilendirmek ve kaçırılan insanların listesini sunmak şartıyla insanları kaçırma ve üzerlerinde deney yapma izni verildiği ileri sürülüyordu.

peki karşılığında insanlar ne almıştı? anlatıya göre uzaylı teknolojisi, insanlığınkinden 1.200 yıl ilerideydi. bu nedenle abd’ye ileri teknoloji erişimi sağlanmıştı. görünmezlik (stealth) teknolojisinin kaynağının uzaylılar olduğu, hatta deprem yaratabilen bir cihazın geliştirildiği iddia ediliyordu. hatta bazıları, 1989 san francisco ve 1995 kobe depremlerinin birer silah testi olabileceğini öne sürüyordu.

bahsedilen üslerden biri olan dulce üssü ile ilgili tartışmalar yerel polisin bölgede, organları cerrahi yöntemlerle çıkarılmış hayvanlar ve bazı tanımsız cisimler bulmasıyla başladı. bölge halkı geceleri gökyüzünde tanımsız ışıklı cisimler görüyordu. 1970’lerin başında dulce'ye 100 mil uzaklıktaki los alamos ulusal laboratuvarı, nükleer enerjiyle çalışan subterrene tünel açma sistemini geliştirdi. bu sistem, matkapların aksine, kayayı işlerken eriterek pürüzsüz, cam kaplı tüneller oluşturuyordu. bu teknoloji ile yer altında büyük bir üs kurulduğu iddiası yayıldı.

phil schneider adlı bir isim, bu iddiaları kamuoyuna taşıyan kişi olarak öne çıktı. 1993 dünya ticaret merkezi saldırısının ve 1995 oklahoma city bombalamasının, uzaylı teknolojisiyle üretilmiş minyatür nükleer cihazlar tarafından gerçekleştirildiğini savundu. ayrıca aıds ve diğer bazı virüslerin, nüfusu kontrol altına almak ve sözde bir “yeni dünya düzeni” kurmak amacıyla üretildiğine inanıyordu (tanıdık geldi mi?).

schneider’a göre tüm bunlar, uzun vadeli bir uzaylı planının parçasıydı. nihai hedef, 2029’a kadar dünya nüfusunun %90’ını ortadan kaldırmaktı. kendisi bu bilgileri paylaştıktan sonra sürekli gözetim altında olduğunu ve hayatından endişe ettiğini söylüyordu. hatta 11 arkadaşının şüpheli biçimde öldüğünü, hepsinin ölümünün intihar olarak kayda geçtiğini dile getirmişti.

schneider'e göre, 1979'da dulce yakınlarındaki yeraltı üssünü genişletmek için yürütülen bir askeri projede çalışırken, bir grup işçi yanlışlıkla yeraltında zaten yaşayan uzaylıların bulunduğu bir odayı açtı. schneider, uzaylılar ve abd askeri güçleri arasında bir çatışma çıktığını ve yaklaşık 60 personelin öldüğünü iddia etti. olayda kendisinin de yaralandığını, bir uzaylı silahı nedeniyle elinin yandığını ve parmağının koptuğunu söyledi.

schneider, eğer bir gün kendisi ölü bulunursa bunun asla intihar olmayacağını açıkça ifade etmişti. ocak 1996’da, bir konferansından dört ay sonra, phil schneider ölü bulundu. ölüm nedeni “belirsiz” olarak kayda geçti. olay yerinin fotoğrafları çekilmedi. kayıtları kayboldu ve hiçbir belge kanıt toplanmadı! sadece bir cenaze evi çalışanı cesedin boynuna dolanmış bir cerrahi hortum olduğunu söyledi.

daha da tuhafı, eski eşi eşyalarını almaya gittiğinde evde hiçbir şey bulamadı. konferans kayıtları, araştırma belgeleri ve dulce üssü’ne dair kanıtlar ortadan kaybolmuştu. ardından gazetede, ailesinin yazmadığı bir ölüm ilanı yayımlandı; ilanda ölüm nedeni felç olarak gösteriliyordu.

ancak tüm bu anlatıların ötesinde kesin olan tek bir şey vardı: dulce üssü’nün gerçekten var olduğuna ya da var olmadığına dair somut bir kanıt bulunmuyordu. hep dediğim gibi:

the truth ıs out there.