7 Yıldır Amerika'da Yaşayan Birinden: Yurt Dışına Göçen Kimler Gerçekten Mutlu Olabilir?
7 yıldır amerika'da yaşıyorum ve biraz gözlem yapma şansım oldu.
türkiye'den son yıllarda yaşanan beyin göçünü, gidenlerin kronik mutsuzluğunu ve arafta kalma sendromunu analiz ederken geliştirdiğim; mutluluğun kümülatif değil, "sistemik" bir dengeye dayandığını savunan sosyolojik bir yaklaşımım var.
benim teorime göre, bir göçmenin hedef ülkede "öznel iyi oluş" haline (subjective well-being) ulaşması ve geri dönmeyi düşünmemesi için şu üç temel çapanın eşzamanlı olarak zemine tutunması gerekir.
1. ilişkisel lokasyon (relational locality)
insan fiziksel olarak bulunduğu koordinatta değil, duygusal yatırım yaptığı coğrafyada yaşar. eğer bireyin birincil destek mekanizmaları (aile, kökler, derin dostluklar) anavatanda kalmışsa ve göç edilen ülkede kurulan ilişkiler "transaksiyonel" (çıkar/iş bazlı) seviyede kalıyorsa, "sosyal izolasyon" kaçınılmazdır. whatsapp görüntülü aramaları, fiziksel temasın ve "aynı kültürel kodla gülmenin" yerini tutmaz. duygusal sermayesini transfer edemeyen göçmen, dünyanın en güvenli şehrinde bile "yersizyurtsuzluk" hisseder. derin baglar ve yakin iliskiler neredeyse orada mutlu olursunuz.
2. karşılaştırmalı sosyo-ekonomik hareketlilik (comparative socio-economic mobility)
mutluluk mutlak gelirle (kazanılan euro/dolar) değil, algılanan statü değişimiyle ölçülür. buradaki kilit kavram "statü deltası"dır. eğer türkiye'de beyaz yakalı, saygın bir mimarken, gittiğin ülkede salt ekonomik gerekçelerle vasıf gerektirmeyen bir iş yapıyor ve sosyal hiyerarşide aşağı düşüyorsan; artan alım gücü bu statü kaybını telafi etmez. göç, orta ve uzun vadede kişiye anavatandakinden daha yüksek bir yaşam standardı ve sınıfsal itibar vaat etmelidir. eşit kaldığı ya da düştüğü her senaryo, "liyakat uyumsuzluğu" (mismatch) yaratarak bireyi içten içe kemirir. yaşam standartlarının artması yetmez. statü memnun etmeli.
3. varoluşsal anlam (existential purpose)
nietzsche'nin "yaşamak için bir 'neden'i olan, her türlü 'nasıl'a katlanır" prensibidir. göç sadece ekonomik bir kaçış planı olduğunda (araçsal göç), güvenlik ve karın tokluğu sağlandıktan hemen sonra devasa bir "anlam boşluğu" (existential vacuum) oluşur. kişi gittiği yerde mesleki tatmin, sanat, çocuk yetiştirme veya toplumsal katkı yoluyla hayatına bir "anlam" katamıyorsa; konforlu bir depresyonun içine sürüklenir. gittiğiniz yerde aile kurup çocuk yetiştirmek bazen daha fazla kariyer yapmaktan daha çok mutlu eder. neyi anlamlı bulduğunuza göre değişir. türkiye'de manevi olarak tatmin eden bir mesleğiniz varsa gittiğiniz yerde daha çok para kazansanız bile mutlu olmayabilirsiniz.
büyük final: çarpan etkisi yasası
bu teorinin en can alıcı ve çoğu kişinin ıskaladığı noktası şudur: bu üç parametre toplanmaz, çarpılır.
matematiksel olarak; mutluluk(bağlar) x (statü) x (anlam)
bu değişkenlerden herhangi biri "sıfır" ise (örneğin: çok paran ve statün var, yaptığın işi seviyorsun ama yapayalnızsın), sonuç matematiksel olarak sıfırdır.
insanların yaptığı en büyük stratejik hata, türkiye'de bu parametrelerden ikisine sahipken (örn: sevdiği insanlar ve anlamlı bir hayat), sadece "ekonomik parametre" eksik diye, diğer iki varlığını riske atarak göçmesidir. gidilen yerde ekonomi düzelir ama bağlar ve anlam yok olursa, total yaşam doyumu düşer.
velhasıl kelam; "gittim ama mutsuzum" diyenlerin sorunu gidilen ülke değil, bu üçlü denklemdeki "sıfır"lardan birini inatla görmezden gelmeleridir. üçünü de aynı anda sağlayan zaten bir daha arkasına bakmaz. sağlayamayan ise arafta yanmaya mahkumdur.
mutlu göçmen kimdir? türkiye'de bu 3 maddenin üçü de eksiktir; gittiği ülkede bu 3 maddeyi de (para, çevre, anlam) aynı anda inşa etmiştir. işte o insan asla dönmez.
ekleme: matematik doktoralı eşim konuyu okuyunca kendi perspektifinden bambaşka bir seviyeye taşıdı
ben teorimle mutlu olup olmayacağınızı analiz etmeye çalışırken esim de mutluluğun miktarını ölçebilmek için bunu ekledi: olay şuymuş; matematikte çarpma işleminde, sayıların toplamı sabitse; çarpanlar birbirine ne kadar yakınsa, sonuç (çarpım) o kadar büyük çıkar. sayılar arasındaki makas açıldıkça, toplam efor aynı olsa bile sonuç küçülür.
bunu bizim göçmenlik denklemine uyarlarsak; diyelim ki harcayacak 12 birim hayat enerjiniz var.
senaryo a (hırslı göçmen): enerjinin neredeyse hepsini kariyere/paraya gömdünüz, diğerlerini boşladınız. para: 10 sosyal çevre: 1 anlam: 1 toplam enerji: 12 mutluluk skoru (çarpım): 10 x 1 x 110
senaryo b (dengeli göçmen): enerjiyi üç alana da eşit dağıttınız. çok zengin değilsiniz ama dostlarınız var ve huzurlusunuz. para: 4 sosyal çevre: 4 anlam: 4 toplam enerji: 12 (efor aynı) mutluluk skoru (çarpım): 4 x 4 x 464
gördüğünüz gibi harcanan efor aynı olsa da, dengeli dağılımda elde edilen mutluluk diğerinin 6 katı. yani olay sadece bu 3 maddenin "var olması" değil, bu 3 maddenin birbirine yakın seviyelerde olması. göç edilen ülkede deliler gibi para kazanıp (statü 10/10), eve gelince duvarla konuşuyorsanız (bağ 1/10); o çarpma işleminden size mutluluk çıkmıyor matematiksel olarak.
final notu: asıl mesleğim fizyoterapistlik
eğer sinirbilim ilginizi çekiyorsa veya bir türlü geçmeyen kronik ağrılarla boğuşuyorsanız, bu konuları bilimsel ama herkesin anlayabileceği bir dille anlattığım, kendi kendinizi iyileştirmenizi hedeflediğim "bedenine dön" podcast'ime göz atabilirsiniz. belki birilerine şifa olur, umarım hepimiz göçtüğümüz ya da kaldığımız yerlerde mutlu oluruz. sevgiler.
spotify link
apple podcasts link
youtube music link
amazon music link