Almanya'dan, Bayağı Yadırgayarak Okuyacağınız Bir Toksik Bireysellik Hikayesi

Şunu söylemekte sakınca yoktur sanıyoruz ki, bunlar biraz bizim insanımıza ters gelecek şeyler...
Almanya'dan, Bayağı Yadırgayarak Okuyacağınız Bir Toksik Bireysellik Hikayesi

almanya, hafif toksik bir bireyselliğin yaşandığı bir ülke

profesörümüz (alman) bizi her sene evine christmas ya da doğumgünü bahanesiyle davet ediyor ve yemek getirmemizi istiyor. yani bunda ne var demeyin. şöyle ki 10 kişi olsak da 5 kişi olsak da yemek yapıp getiriyoruz ve oturup getirdiğimiz yemekleri yiyoruz, yani adam evinde piknik yapmamıza izin vermiş oluyor. bu adamın oturduğu ev kendine ait ve kaç milyon euro bilmiyorum, hem lokasyonu hem de ebatları ve malzeme kalitesi çok iyi. top sahasından büyük bahçesi hayvanları falan var. başka mülkü, kiracısı var dişçi mesela. bu kişi 60 yaşında ve atadan deden aşırı zengin. bebeklik fotoğrafı bile renkli, renkli filmler çıkar çıkmaz ailesi almış çünkü. o kadar zengin bir adam senede bir çalışanlarına (kirada oturan, kalıcı işi olmayan) yemek veremiyor. ama mantık şu, bizi davet ediyor da başımızı bir çatıya sokmuş oluyoruz. biz peasantlar (marabalar) elimizde gariban evlerimizde pişirdiğimiz yemekler ile gidip lordumuzun gönlünü eğliyoruz. yani bir catering şirketinden bir çorba söyleyemedin mi? iki kasa alkolsüz bira alıyor bakın içecekler var bakın bakın gördük amca gördük evet sağol allah razı olsun. ilk davette sarma sarıp götürmüştüm, bir de ufak tefek başka bir şeyler. sonra kıdemli davetlilerin getirdiklerinden anladım ki çok ciddiye almışım sonrasında kısır falan götürdüm.

diyebilirsiniz ki o adam öyleymiş, arada böyleleri olur. allah kahretsin neredeyse hepsi böyle; misafirliğe çağırıyorlar yiyeceğini ve içeceğini getir diyorlar. getirince noluyor? ya beraber yiyorsunuz ya da dolaplarına koyuyorlar görmüyorsunuz o yemeği. he almanlık yapıp geri götürebilir misiniz? o isterse evet, yoksa hayır. çünkü sizin kültürel kodunuzda bu yok, bunu biliyorlar. bir türk olarak böyle bir şey de soracak değiliz.

peki bundan daha kötüsü ne?

sizin evinize gelirken güya size yiyecek ve içecek bir şey getiriyorlar (şahsen ben istemiyorum kendilerinden yiyecek) ve kalanını geri götürüyorlar. yenmiş yenmemiş, ne kadar kalmış önemli değil geri götürüyorlar. arkadaşımın (türk) misafiri (alman) kalan üç (rakamla 3) zeytini geri götürmüş. evet geri evine götürmüş 3 tane zeytini. yabancılarla daha fazla muhattap olmuş olanları tabii bu davranıştan utanıyor ve soruyorlar, "ben ekmeğimi geri götürebilir miyim?", " çeyrek şişe şarabımı geri götürebilir miyim?" götür allahın cezası. annem bunlara gözleri dar diyor dkdjdjdk.

bir keresinde yemek planlanmamış bir misafirlikteyim

ama çok tecrübesizim daha yemek getirmem gerektiğini bilmiyorum ve karnım çok acıktı. acıktım ben ya dedim gayrı ihtiyari. ev sahibi bana meyve teklif etti, tamam armut olur dedim. dolaptan bir armut aldı ikiye kesti, yarısını bana verdi yarısını dolaba geri koydu. benim için armudun birimi tanedir yani bir taneden az armut nasıl verebilirsin aç bir insana. bir de çürüyecek orda o yarım armut. neyse.

ben bunların bu davranışlarının arkasındaki düşüncenin "kendinden sen sorumlusun", "herkes kendi mutluluğundan sorumlu" kültürel kodunun olduğunu düşünüyorum.

kendi karnını kendin doyurmalısın. bunu kendin düşünmelisin. tamam eyvallah ama ya misafirliğe çağrılmışım ben ne bileyim ne yiyeceğimi kendimin düşünmem gerektiğini. birini misafir etmenin anlamı ne o zaman ağırlamayacaksam? zaten yemekleri de ahım şahım bir şey değil. bunlar antepe, adanaya misafirliğe gitseler akıllarını atarlar. bana kebab verdilerrrrr diye ölene kadar sayıklarlar. misafirliğe giderken zaten bişey alıp götürürsünüz içecek, tatlı, börek, çörek vs. sizden istenmesi gerekmez. yani en azından ben türkiyede hiç "seni misafir edeceğim ama şunu şunu getir" dendiğini hatırlamıyorum.

alman usulü hesap ödemek meşhur ve kanıksadığımız bir durum. mantıklı okey. ama bu misafirlik anlayışlarını anlamakta zorlanıyorum. biraz travmatize edildim kusura bakmayın.

belki sadece benim ve çevremdeki yabancıların başına gelmiştir, belki kendi aralarında böyle değillerdir.

ekleme: bu yazıyı ekşi sözlük'te yazdıktan sonra çokça mesaj aldım, benim başıma da geldi diyenlerden. benim başıma gelmedi diyen iki kişi oldu; ikisi de münih'ten.