Almanya 25 Yıl İçinde Nasıl Dünyanın En Büyük Ekonomilerinden Birine Dönüştü?
hayal edin; şehirlerinizin %40'ı yaşanamaz durumda, sanayi üretiminiz 10 yıl önceki kapasitesinin %75'ini kaybetmiş, paranız sigara ve sabun karşısında değersiz, erkek nüfusunuzun büyük kısmı ya ölü, ya esir, ya da sakat, işte böyle bir yerden dünya ekonomisinin lokomotifi olmak mümkün mü?
1945 yılında biri size almanya'nın 25 yıl içinde dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olacağını söyleseydi, büyük ihtimalle o kişiyi aklı başında biri olarak görmezdiniz. ama olan tam da buydu. ve bu mucize tesadüf değildi - aksine, son derece bilinçli, cesur ve bazen acımasız kararların sonucuydu.
asıl soru şu: neden bazı ülkeler harabelerin içinden çıkıp zirveye tırmanırken, diğerleri 25 yıl boyunca hâlâ aynı "hatalarla!" boğuşuyor?
1945-1947: ölüm sarmalındaki ekonomi
savaş sonrası almanya'nın tablosu korkunçtu, ama korkunç olan sadece fiziksel yıkım değildi - asıl sorun sistemin çökmüş olmasıydı.
rakamlar acımasızdı:
- sanayi üretimi 1938'in sadece %20-25'i
- 500'den fazla şehir bombalanmış, altyapının yarısından fazlası kullanılamaz durumda
- 6-7 milyon asker ölmüştü, 11 milyon kişi esir kamplarında
- kadınlar iş gücünün %60'ını oluşturuyordu (trümmerfrauen - moloz kadınları olarak anılıyorlardı)
ama bunlar hâlâ çözülebilecek sorunlardı, asıl felaketin adı başkaydı: para sisteminin tamamen çökmüş olması.
reichsmark artık kağıt parça olmaktan öte bir anlam taşımıyordu. nazi almanyası savaşı finanse etmek için 300 milyar reichsmark basmıştı, ama üretime bakın: 1938'in sadece %20'si, yani beş kat fazla para, beş kat az mal, matematik basit: felaket.
sonuç? karaborsa ekonomisi. gerçek para birimleri şunlardı:
- 1 paket amerikan sigarası = 1 haftalık yemek
- 1 şişe viski = 1 ay kira
- 1 yumurta = 5 sigara
insanlar artık para kazanmak için çalışmıyordu, çünkü para kazanmanın hiçbir anlamı yoktu. çalışmak yerine karaborsada sigara avına çıkıyorlardı.
burada kritik bir soru soralım: eğer paranıza güvenmiyorsanız, neden çalışasınız ki? neden tasarruf edesiniz? neden yatırım yapasınız?
cevap basit: yapmazsınız.
1948: ya hep, ya hiç kararı
20 haziran 1948 pazar günü; bu tarih modern ekonomi tarihinin en cesur deney günlerinden biridir.
o gün almanya iki radikal kararı aynı anda uygulamaya koydu:
# birinci hamle: para reformu - eskiyi yakmak
ludwig erhard ve ekibi, bıçağı kemiğe dayadı. reichsmark'ı tamamen iptal ettiler ve deutsche mark'ı (dm) devreye aldılar.
şartlar acımasızdı:
- her vatandaşa 60 dm (ilk etapta 40, sonra 20 dm daha)
- eski para hesapları: ilk 600 reichsmark › 60 dm'ye çevrildi (10:1)
- kalan %90'ı tamamen silindi
bir örnek verelim: bankada 10,000 reichsmark'ınız varsa:
- 600 rm › 60 dm aldınız
- kalan 9,400 rm › çöpe gitti
- toplam kaybınız: %94
evet, doğru okudunuz, insanların birikimleri bir gecede buhar oldu.
"bu adil mi?" diye sorabilirsiniz, belki değil, ama işe yaradı.
çünkü esas mesele adalet değildi - esas mesele güven inşa etmekti. eğer eski sistemin çöplüğü üzerine yeni bir para inşa ediyorsanız, önce o çöplüğü ateşe vermeniz gerekir. temiz sayfa, temiz başlangıç.
# ikinci hamle: fiyat kontrollerini kaldırmak - piyasayı serbest bırakmak
aynı gün, erhard nazi döneminden kalma fiyat kontrollerini 'bir gecede' kaldırdı:
- ekmek fiyatını devlet belirlemez
- kiraları devlet belirlemez
- maaşları da
herkes şok oldu, müttefik güçler dahi. fransızlar karşı çıktı, amerikalılar endişeliydi, sosyal demokratlar "bu ülkeyi felakete sürükleyecek" dedi.
peki ne oldu?
ilk 2 hafta içinde:
- market rafları doldu
- karaborsa çöktü
- fabrikalar tam kapasite çalışmaya başladı
neden? çünkü insanlar artık paraya güveniyordu. üreticiler mallarını gerçek para karşılığı satabiliyordu, tüketiciler tasarruf yapabiliyordu.
sigara ekonomisinden normal ekonomiye geçiş: 48 saat.
ilk 6 ay sonuçları:
- sanayi üretimi %50 arttı
- perakende satışlar 3 kat arttı
- işsizlik önce %10'a yükseldi (normal, çünkü karaborsa kapatılınca), sonra hızla düştü.
sosyal piyasa ekonomisi: oyunun kuralları
burada anlatılan hikaye basit bir "serbest piyasa" hikayesi değil. almanya'nın başarısının arkasında çok daha sofistike bir anlayış var: ordoliberalizm.
klasik liberalizm der ki: "piyasayı serbest bırak, devlet karışmasın."
ordoliberalizm der ki: "devlet kuralları koyar, hakemleri atar, tekelleri parçalar - ama oynamaz."
konkret uygulamalar:
1. kartellerin yasaklanması (1957)
tekelleşme suç sayıldı. şirket birleşmeleri sıkı denetim altına alındı. fiyat kartelleri cezai yaptırıma tabi tutuldu.
2. sendika-işveren dengesi
işçi temsilcileri yönetim kurullarında yer aldı (mitbestimmung sistemi). toplu sözleşme hakkı tanındı. grev hakkı korundu ama sorumlu kullanım beklendi.
3. sosyal güvenlik ağı
işsizlik sigortası, sağlık sigortası (zorunlu), emeklilik sistemi kuruldu.
ancak kritik nokta şu: tüm bunları yaparken vergi oranları yüksekti (%50-53), ama istikrarlı ve öngörülebilirdi. vergi kaçakçılığına sıfır tolerans vardı.
sonuç: yüksek vergi + güvenilir sistem = yatırım güveni
1950'ler: mucize mi, strateji mi?
1950'de sanayi üretimi %25 büyüdü. 1951'de %18,1. bu rakamlar günümüzde sadece çin'de görülür.
ama bu "mucize" kelimesi yanıltıcı. çünkü mucize tesadüfen olmaz. bu planlı, bilinçli, disiplinli bir büyümenin sonucuydu.
büyümenin motorları:
1. ihracat stratejisi: kalite = marka
"made in germany" = güvenilirlik demekti. alman şirketleri ucuzluk yerine kalite üzerine oynadı. niş pazarları hedeflediler: lüks otomobil, hassas makine, kimya.
2. çalışma kültürü: facharbeiter sistemi
3-4 yıllık çıraklık programları. teorik eğitim + pratik deneyim. diploma = garanti iş.
bir otomotiv sektörü işçisi olmak için: 3,5 yıl eğitim.
bir makine mühendisi olmak için: 5 yıl teknik okul + staj.
3. tasarruf kültürü
alman hane halkı gelirinin %10-15'ini tasarruf etti. bankalar bu parayı uzun vadeli krediye çevirdi. kobi'ler büyüme için ucuz kredi buldu.
rakamlarla büyüme:
1950 | gsyh: %8,2 | işszilik: %10,3 | enflasyon: %2-3
1955 | gsyh: %12,0 | işszilik: %5,1 | enflasyon: %2-3
1960 | gsyh: %8,0 | işszilik: %1,2 | enflasyon: %2-3
enflasyon 25 yıl boyunca %2-3 bandında, işsizlik ise %10'dan %1'in altına düştü.
bundesbank: bağımsızlığın gücü
1957 yılında kurulan bundesbank, modern merkez bankacılığının referans modeliydi.
ilkeler netti:
- tek hedef: fiyat istikrarı
- hükümetten bağımsız
- siyasi baskıya kapalı
örnek olay (1956):
şansölye konrad adenauer: "seçim yaklaşıyor, faiz indir."
bundesbank: "enflasyon riski var, hayır."
sonuç: bundesbank kazandı, adenauer geri adım attı.
bu bir güç gösterisiydi, mesaj açıktı: para politikası seçim döngüsüne tabi değildir.
sonuçlar:
1949-1999 arası ortalama enflasyon: %2,7
abd'nin aynı dönem enflasyonu: %4
deutsche mark dünyanın en güçlü ikinci parası haline geldi.
25 yılın bilançosu
gsyh:
1945 - harabe | 1970 200 milyar usd
kişi başı gelir:
1945 - 0 | 1970 - 3,000 usd (avrupa'da 2.)
işsizlik:
1945 - %50 | 1970 - %0,7
enflasyon:
1945 - karaborsa | 1970 - %2-3
sanayi üretimi:
1945 - indeks 20 | 1970 - indeks 1000
1948'de sigarayla et alışverişi yapan bir ülke, 1970'te dünyanın ikinci en güçlü parasına sahipti.
peki başkaları neden başaramadı?
marshall planı mı mucizeyi yarattı? hayır. marshall planı'ndan toplam yardım: 1,4 milyar usd; bu almanya'nın milli gelirinin sadece %5'i kadardı. türkiye ile beraber başka ülkeler de marshall yardımı aldı, lakin hiçbiri almanya kadar büyümedi.
çünkü fark şuradaydı:
diğer ülkeler parayı tüketim için kullanırken, almanya sistemi değiştirmek için kullandı.
diğer ülkeler merkez bankalarını hükümete bağımlı tutarken, almanya merkez bankasını bağımsız yaptı.
diğer ülkeler popülist politikalar izlerken, almanya disiplinli politikalar izledi.
* stratejik dersler: yapılması ve yapılmaması gerekenler
# almanya'nın yaptıkları:
1. temiz sayfa açmak
eski sistemi cesurca silmek, yeni parayı kıt tutmak, insanlara güven vermek.
2. devletin rolünü netleştirmek
devlet hakem olur, oyuncu olmaz. rekabeti korur, tekelleri parçalar, ama üretmez.
3. uzun vadeli düşünmek
hızlı zenginlik yok, kalite > ucuzluk, istikrar > popülizm.
4. bağımsız merkez bankası
enflasyonun düşmanı, siyasetten bağımsız ve güvenilir.
5. eğitime ve nitelikli iş gücüne yatırım
ucuz işçi ordusu değil, nitelikli işçi ordusu.
# almanya'nın yapmadıkları:
1. kolay para basmak
"ekonomi kötü, hadi para basalım" tuzağına düşmemek.
2. fiyat kontrolleri
devletin ekmek fiyatını belirlemesi ekonomiyi öldürür.
3. popülizm
"seçim yaklaşıyor, herkese maaş zammı" mantığı yok.
4. kamu bankalarını siyasi alet yapmak
bankalar kredi verirken siyasi bağlantılara değil, projenin verimliliğine bakar.
5. kısa vadeli düşünmek
"bugünü kurtar, yarın kendi kendini kurtarsın" zihniyeti felaket getirir.
çarpıcı bir karşılaştırma: 25 yıllık tercihler
bazı ülkeler 25 yıl boyunca:
- para bastı › enflasyon %10-50-100 arasında gidip geldi
- fiyat kontrolleri koydu › üretim düştü, karaborsa büyüdü
- merkez bankasını hükümete bağladı › her seçim öncesi para basıldı
- kobi'leri desteklemek yerine büyük holdinglere kaynak aktardı
- eğitime değil, popülist harcamalara para harcadı
- her kriz sonrası "hadi yeni bir sayfa açalım" dedi ama aynı sistemle devam etti
sonuç? 25 yıl sonra hâlâ aynı yerde.
almanya ise:
- parayı korudu
- piyasayı serbest bıraktı
- merkez bankasını bağımsız yaptı
- kobi'lere destek verdi
- eğitime yatırım yaptı
- sistemi değiştirdi ve o sistemde kaldı
sonuç? 25 yıl sonra dünyanın zirvesinde.
cesaret, disiplin ve vizyon
1948 yılında almanya'da olanlar bir mucize değildi. cesur kararların sonucuydu.
birikimlerin %90'ını silmek cesaret ister.
fiyat kontrollerini kaldırmak cesaret ister.
merkez bankasını siyasetin elinden almak cesaret ister.
"seçim kaybederiz" korkusuna rağmen doğru politikalarda ısrar etmek cesaret ister.
ama asıl cesaret, uzun vadeli düşünmekti. almanya bugünü değil, 25 yıl sonrasını kurdu.
ve bugün, 77 yıl sonra hâlâ dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri.
bazı ülkeler ise hâlâ aynı hatalarla boğuşuyor. hâlâ "para basalım, ekonomi düzelir" diyor. hâlâ fiyat kontrolleri koymaya çalışıyor. hâlâ merkez bankasını siyasi alet olarak kullanıyor. ve sonra şahlanıyorlar -enflasyon açısından şüphe yok.
25 yıl çok uzun bir süre gibi görünür. ama doğru sistemle, o 25 yıl bir ülkeyi harabeden zirveye taşır. yanlış sistemle ise, o 25 yıl ülkeyi iflasın eşiğine getirir -her ne kadar ülkeler bildiğimiz anlamda iflas etmese de.