3 Yıldır Orada Yaşayan Birinden: İngiltere'nin Artı ve Eksileri Genel Olarak Neler?
3 yılı aşkın süredir ingiltere’de yaşıyorum, bu ara türkiye’den ingiltere’ye göç aşırı oranda arttığı için ben de bol bol mesaj alıyorum “orası nasıl”, “ingiltere hakkında ne düşünüyorsun” diye.
türkiye’nin küçük ama nispeten avrupai ve özgür bir şehrinde yaşamış birisi olarak, ingiltere’ye taşındığımda genel olarak nelerle karşılaştığımı yazacağım. hem manchester’da, hem londra’da yeteri kadar süre yaşadım. daimi olarak londra’da yaşıyorum. londra’da da yoğunluk olarak neredeyse tamamen ingilizlerin olduğu bir bölgede yaşıyorum.
önce eksilerini yazalım
- londra’da kiralar yüksek. ama birçok kişinin iddia ettiği gibi dünyanın en pahalısı değil. maaşlara oranladığınızda almanya, fransa, hollanda gibi.
- telefon mobil hatları rezalet. londra’nın orta yerinde bile gram telefon çekmeyen bir sürü nokta var. avrupa’daki en iyi sağlayıcılardan biri olan “ee” kullanmama rağmen bu sorunu aşamadık. vodafone ve ee en iyisi ama ikisi de yetersiz.
- pencerelerin çoğu dışarı doğru açılır, doğru düzgün hava girmez ve genellikle rüzgarı keser. havası mükemmel bir ülke olmadığı için normal karşılıyorum, zira camı açmak güneşten ve temiz havadan çok yağmuru içeri doldurur. dışarı açılması bir nebze iyi olabiliyor.
- yazın ortasında bile zindan gibi pubların içine girip karanlıkta oturmaya alışıklar ve hatta sevdiklerini düşünmeye başladım. nerede dışarıda havadar bir masada ya da nehir kenarındaki bankta bira içen çay kahve içen birini görsem istisnasız türk çıkıyor.
- musluk problemi. bunların çoğu musluğu ya basılı tutarken çalışır ya da bas çek mantığıyla. hayatımda gördüğüm en saçma musluk basılı tutarken çalışandı. elinizi çektiğiniz an musluk kapanıyordu. yani iki elinizi birlikte yıkamanız mümkün değildi. diğerini de tek elle yıkamanız ne kadar mümkün size bırakıyorum. bas çek muslukları ise üstüne basınca 2-3 saniye akar sonra yine durur. emme basma tulumba gibi elinizi yıkamak için kuyudan su çekercesine basar durursunuz. hele hala kolla çekilen sifonları görünce kudurursunuz.
- giyim mağazalarının önemli bir kısmında ayna yok veya tek bir ayna koymuşlar. sadece deneme kabinlerinde aynalar var.
- bazı dükkanlarda suratınıza doğru hışımla açılan otomatik kapılar görebilirsiniz. sizi gördüğü an size doğru açılırlar. o yüzden hızlı davranın ve suratınızı geri çekin. ingiltere eski ile yeninin harmanı bir ülke olduğu için yıllar geçtikçe çıkan teknolojileri hep eskiye uyarlamışlar ve bazı yerlerde ortaya saçma şeyler çıkmış.
- adınıza gelen kargolar kapınızın önüne ya da evinizin bahçesine bırakılıp gidilir. özel imzalı kargo talep etmediğiniz ya da göndermediğiniz sürece kimsenin zili çalınıp eline teslim edilmez.
- yollar kötü, devlet asfalt atmaya büyük bütçeler harcamıyor. bana sorarsanız zaten vergilerin yolların her sene yeni baştan yapılmasına gitmesi saçma olurdu. bunun yerine yama yapıyorlar ama yağışlar bol olduğu için asfalt kısa sürede delik deşik oluyor. sıkıntı da zaten delik deşik asfaltlara yetişememeleri. yollar genel anlamda kötü. aracınızla dev bir hendeğe girip ön takımı bırakırsanız “burası ingiltere değil mi yahu” demeyin.
- devlet işleri ve bürokrasi çok yavaş. ki yine bana sorarsanız hızlı olup boktan olacağına yavaş olup sağlam ilerlesin derim. nitekim bence baya sağlam. kayıtlar mükemmel tutuluyor. ama zaman öngörüleri genellikle yanlış. mesela maksimum 6 ay sürer dedikleri şey 18 ay sürebiliyor. ya da 20 iş günü içinde elinizde olur dedikleri şey için 4 ay bekleyenler olabiliyor. 2021 yılındayken taşındığımızı bildirmek için kayıt randevusu aldık 2023’e gün verdi sistem. öyle de yavaş işler.
- adamların her şeyi ters, zaten biliyorsunuz. bütün dünya ne yapmışsa zamanında, bunlar tam tersini yapmak istemiş. trafik soldan akar, ampuller çevirerek değil klipsiyle takılır, prizleri iki değil üç dişlidir. kilometre diye bir kavram yok, mil var. bütün ülkeler .com ve kendi uzantısını birlikte kullanırken bunlar .com hiç kullanmaz. sadece .co.uk
- eğer kural ihlali yaptıysanız o ponçik ingilizler aşırı öfkelenirler ve hatta arabalarını üzerinize sürerler. örneğin yayaya kırmızı yandığı halde yola atlarsanız almanlar gibi freni koymak yerine gaza basmayı tercih ederler. hatta sırf geçiş hakkı kendisinde diye kavşağa giren araca özellikle çarpanı gördüm. tersleri pistir, dikkat edin.
- trafikte çok saygılı olmalarına ve bütün kurallara uymalarına rağmen hız kurallarına uymuyorlar. 20 mph veya 30 mph ile sınırlı yollarda o hızlarda gitmeye kalktığınızda korna yapanlar bile çıkıyor. 20’lik yolda 15’le giderseniz kıyameti koparırlar. sebepsiz yere yavaş gitmeye tahammülleri yok. hatta ehliyet sınavında 30’luk yolda 20 ile giderseniz kalırsınız.
- trafiktekilerin yüzde 70’i acemi, yüzde 60’ı yaşlı şoför. önünü bile görmeyen ama dev gibi beş bin motorluk araçlar kullanan dünya kadar yaşlı var.
- içmeye cuma akşamı bir başlarlar pazar günü sabahına kadar devam ederler. cuma iş çıkışı saat 7-8 gibi zum oluyorlar. o ara sokaklardaysanız yürüyemezler üstünüze düşerler, otobüslere metrolara kusarlar. sokak ortasına açıp işerler. hiç acımazlar.
- ev kiralamak çok zor, önüne gelene ev vermezler. en az birkaç yıldır bu ülkede yaşamanı beklerler. gelirinin evin yıllık kirasının toplamının 3 katından yüksek olmasını isterler.
artılara gelelim
- londra gibi 10 milyon nüfuslu bir şehirde o kadar ormanlık ve nefes alacak alan var ki, şehirden çıkıp yürüyüş ya da piknik yapacak yer aramanıza gerek yok. muhtemelen evinizden çıkınca maksimum 100 adım sonra büyük bir parka erişirsiniz.
- ingilizler çok sıcakkanlı, kolay tanışırsınız, kolay arkadaş olursunuz. haftasonu bir pub’a gidip 37 tane arkadaş edinmeniz olası. ayrıca genellikle ırkçı değiller. ırkçı olanları da bunu dışarıya yansıtmıyor.
- trafikte saygı o kadar büyük boyutlara varmış ki, 3 yıldır her gün bu duruma şaşırmaktan bıkmadım. yol verme mevzusunu o kadar önemsiyorlar ki yakında “hayır sen geç, hayır sen geç lan, öldürürüm seni lan sen geçeceksin” kavgası göreceğimi düşünmeye başladım.
- londra harici çoğu şehirde kiralar oldukça düşük. hatta bazı bölgelerde asgari ücretin 4’te 1’i tutarına 2 katlı bahçeli müstakil evlerde yaşamak mümkün.
- hastane sistemleri oldukça akıllıca. önüne gelen oram ağrıyo buram ağrıyo deyip hastanelerdeki hizmeti engellemesin diye hastaneye gitmeden önce aile hekimine gitmeniz şart. eğer önemli bir sorunsa zaten mutlaka sizi hastaneye sevk ediyorlar. hastanelerde sıra beklemek yok, eğer aile hekiminiz sevk ettiyse randevu bile almıyorsunuz.
- doktorlar oldukça ilgili, sizi sonuna kadar dinliyorlar. eğer anlamadıkları yer olursa durdurup soruyorlar ve sorunu mümkün olduğunca detaylı anlamaya çalışıyorlar. eğer basit problemleriniz varsa vücudunuzu yormamak adına önce size dinlenmenizi ve basit ağrı kesiciler benzeri ilaçlar almanızı öneriyorlar. çünkü genellikle insanların şikayetleri stres ve yorgunluk kaynaklı.
- devlet okullarında eğitim çok iyi, çocuğunuzu hangi okula gönderdiğinizin bir önemi yok. birleşik krallık sınırları içinde olması yeter.
- sigara içmiyorlar, çoğu bu problemi aşmış ve sokaklar neredeyse dumansız hava sahası.
- çok güzel istatistik tutuyorlar. neredeyse ülkede her olan biten kayıtlı, kim nerede yaşıyor, etnik kökenden tutun bütün istatistikleri devlet tutuyor, kimine göre iyi kimine göre kötü. her bir ağacın bile kimliği var, kayıt numarası var. ülkedeki her ağacı numaralandırmışlar. bence istatistik devlet kurumu için olmazsa olmazdır.
- tilki ve sincaplar şehrin her yerinde. taksim meydanında yürürken yanınızdan geçip gittiklerini düşünün, gerçekten de şehrin her sokağında caddesindeler. mesela her akşam tilkiler evimizin önündeki caddede çöp karıştırma partisi veriyor. sincaplar ise sokak kedilerinin yerini almış, çöplerden önünüze fırlıyorlar.
- sınıf ve statü farkı yok. en pahalı mekan dediğiniz yerde asgari ücretli yer içer. en ucuz dediğiniz yere bentley’le gelir yer içerler. volkswageni ile gelen asgari ücretliyle ferrari ile gelen iş insanı aynı mekanlarda otururlar. geliri ne olursa olsun alım gücü yüksek olduğu için halkın bütün imkanlara erişimi var.
- ingilizler yaşamayı, yemeyi içmeyi çok seviyor, şehirlerdeki yaşam türkiye’den bile daha cıvıl cıvıl. gecenin 1’inde bile şehrin yaşadığını hissediyorsunuz.
- otomobil çok ucuz, 8-10 yaşından büyük araçları yok pahasına alırsınız. mesela 2007-2008 model düzgün bir volkswagen polo’yu 400-500’e alırsınız. sigorta da ucuz, pahalı diyen kişi muhtemelen türk’tür. aylık 80-90 pound sigorta ödemek istemeyen kişi araba da almamalı zaten.
- trafik çok düzenli, trafik ışıkları minimize edilmiş ve her yerde küçük kavşaklar var. yol hakkı kiminse basıp gider, her zaman sağdan gelene yol verilir, bu şekilde trafik makina gibi işler. trafiğin genellikle sıkışık olmadığı nadir metropollerden biri londra.
- alım gücü çok yüksek. iş bulamadım gireyim bir yerde garsonluk yapayım deseniz, eğer kiranız çok yüksek değilse 1 sene sonra altınıza maksimum 3-5 yaşında güzel bir mercedes çekersiniz. düzgün bir işiniz varsa 3 sene içinde mortgage ile kiradan daha ucuz ödeyerek ev kredisi kullanır 2 katlı müstakil bir ev alırsınız.
arada bu maddelere ekleme yapacağım, hatta ileride bu ingilizlerle ilgili kitap çıkarsam fena olmaz. bu entry de not kağıdım olsun.