3. Dünya Ülkelerini Belki de En Çok Etkileyen Avrupa Ülkesi: Fransa

Fransa'nın, üçüncü dünya ülkelerini diğer Avrupalı devletlerden daha fazla etkilediğini savunan bir yazı.
3. Dünya Ülkelerini Belki de En Çok Etkileyen Avrupa Ülkesi: Fransa

fransa, sanıyorum ki, "üçüncü dünya" ülkeleri ve/veya gelişmekte olan ülkeler üzerinde en çok etkisi olmuş olan avrupa ülkesidir. bu dediğim, günümüz için hâlen geçerli. aslında bunu biraz daha geçmişe götürmek de mümkün. fransız millî marşı la marseillaise'in çevirisine bakınca, özgürlükten, fransa'nın icât ettiği bir teknoloji gibi söz edildiğini görürsünüz. fransızlar, özgürlüğü tıpkı millî marşlarında vurgulandığı gibi "bütün avrupa'ya yaymak için" savaşmışlardır. işin ironik tarafı da, la marseillaise'nin aslında 18. yüzyılın sonunda prusya ve avusturya ile yapılan savaşta fransız ordusuna destek olmak için yazılmış olması, ki o fransa ve almanya-avusturya ikilisi, bugün avrupa birliği çatısı altında birlikte yaşamaktalar. avrupa târihi hakkında, avrupa'nın katettiği yol hakkında fikir veriyor bu durum. konuya dönersek, la marseillaise'in melodisi rusya'da 1905, 1917 şubat ve bir dönemliğine de olsa 1917 ekim devrimleri esnasında bir nevî millî marş olarak kullanılmıştır. osmanlı'da ise, hikâye namık kemal'e ve jön türklere kadar uzanıyor. namık kemal'in zaman zaman la marseillaise'i söylediği biliniyor. yanılmıyorsam ittihat ve terakki döneminde de la marseillaise'in melodisinin, millî marş şeklinde, ender de olsa çalındığı tarihin arka odası programında bir kayıtla belgelenmişti.

fransa'nın etkisi elbette sadece millî marş ile sınırlı değil

rusya'da veya osmanlı'da fransız etkisi, la marseillaise sâyesinde ortaya çıkmadı. marş, bu etkinin bir dışavurumu idi sadece. nitekim bu memleketlerdeki geleceği parlak gençler, bilim adamları yıllarca avrupa'ya gidip okudular. en çok tercih edilen adres de fransa oldu. bunun yarattığı doğal sonuç, fransız aydınının merkezi olan saint-germain-des-pres'de ne konuşuluyorsa, bu konunun st. petersburg'da da, istanbul'da, özellikle de pera tarafında konuşulur olmasıydı. birinci nikola ve ikinci abdülhamid gibi otoriter hükümdârlara alışkın olan ülkeler, toplum sözleşmesi, meşrutiyet, özgürlük, milliyet ve hatta cumhuriyet gibi kavramlarla tanışırken, bu kavramları getirenler de elbette az önce bahsettiğimiz aydınlar olacaktı. burada bir parantez açıp, mustafa kemal atatürk'ün jean jacques rousseau'yu okumuş olduğunu hatırlatmak isterim.

rusya ve türkiye'de avrupa'ya bakışın kuşku, nefret ve hayranlığın bir bileşiminden oluştuğunu söylemek mümkün

fransız sistemini yerinde görüp hayran olarak dönen aydınlar, eninde sonunda iktidarı ele geçirdiler. çünkü onlar, fikirlerini özellikle osmanlı'da subaylara benimsettiler, subaylar da onların fikirleri adına meşrutiyeti getirdiler. fakat iktidara geldiklerinde, fransa'nın bir günde fransa olmadığını acı bir şekilde gördüler. her iki ülkede de devrimleri yapanlar, karşı devrim tehditini sürekli hissettiler. dış politikada, "onun gibi olmak" için çaba sarfettikleri fransa'nın, onları görmezden geldiğini gördüler. görmezden gelinmenin getirdiği düş kırıklığı yetmezmiş gibi, fransa, ingiltere ve piyemonte, kırım savaşı'nda osmanlı'nın yanında yer alıp rusya'yla savaşmıştı. bu rusların muhafazakar kesiminde, "hristiyan avrupa" ile müslüman "kâfirlerin" birleşip kendilerine saldırması olarak görüldü. batıcı ruslar, bunu ne denli umursadılar bilinmez lâkin onlar da iktidara geldikleri her seferde, karşılarında "kapitalist avrupa'yı" gördüler. osmanlı için durum daha vahimdi. tanzimat fermanı ve ıslahat fermanı avrupalıların osmanlı'ya sürekli yeni şeyler dayatmasını durduramadı. meşrutiyet, fransa ve ingiltere'yi osmanlı yandaşı yapmadı. aksine birinci dünya savaşı yaklaşırken, fransa'nın ve ingiltere'nin görmezden geldiği ittihatçılar, kendilerine almanya'nın şahsında yeni bir müttefik buldular. bizim burada vurgulayacağımız nokta, ittihat ve terakki hükümetinin her şeye rağmen savaşa itilaf devletlerinin yanında girmeyi denemesi, ve yine reddedilmesidir. tüm bunlar, rus ve türk aydınlarının avrupa'ya duydukları kuşkuyu alevlendirdi. bu kuşku, onların ne yaparlarsa yapsınlar batılı olamayacaklarını, batı tarafından benimsenmeyeceklerini dile getiren muhafazakar ve hatta radikal dinciler tarafından daha uç boyutlara taşındı. bu kuşku, târihi kavramlara bulandı ve böylece ruslar/türkler ve batı arasındaki aşk-nefret ilişkisi ortaya çıktı. gerçi bunu daha başka şekillerde de temellendirmek mümkün. şüphe yok ki gerçekten de avrupa'nın bu iki ülkeye yönelik tutumu hayli ikircikli olmuştur. fakat, şimdilik burayı atlayacağız, çünkü yine fransa özelinde bunu ilerleyen zamandaki başka bir giride anlatacağız.

peki neden hep fransa?

bu soruyu cevaplamak pek kolay değil kanımca. sözgelimi almanya da şair ve düşünürler diyarı olarak bilinir, ancak fransız düşüncesi özellikle batılı olmayan ülkelerde yayılmakta hiçbir zaman güçlük çekmemiştir. fransız psikanalist jacques lacan'ın güney amerika'da fransa hariç avrupa'nın diğer herhangi bir yerinden daha iyi tanınması ve çalışılması buna bir örnek. noam chomsky, michel foucault ve diğer fransız postmodernistlerine çatarken, onları batı'nın aydınlanmacılığına ve bilimciliğine ihtiyaç duyan üçüncü dünyayı ne idüğü belirsiz laf kalabalıkları ile meşgûl etmekle suçluyor. chomsky ile dünya üzerinde yüz konu varsa doksan dokuzunda anlaşamayız belki, ancak burada fransız düşüncesinin diğer ülkeler üzerindeki rolünü tespit etmekte haklı. elbette, bu etki yıkıcı mı, yoksa yapıcı mı bu tartışılabilir. ben bunun, bazen yapıcı, bazen de yıkıcı olduğunu sanıyorum. ancak bu son derece subjektif bir konu. başladığımız yere dönersek, iyi ya da kötü, öyle ya da böyle, fransa yüzyıllardır bizi ve bizim konumumuzdaki ulusları etkilemiş, etkiliyor, etkilemeye devâm edecek gibi görünüyor. fransızlara gurur verecek olan bu sonuca gölge düşüren ise şüphesiz ki amerikan yükselişi olacak. fransız solcusunun tiksinerek bahsettiği "amerikanizm" fransız genci etkilediği kadar, diğer gençleri de etkiliyor. fransızların bir hayat tarzı olarak amerikanizm'e karşı verdikleri mücâdele, muhtemelen olumlu ve olumsuz sonuçları ile yine dünyanın kalanı için bir numune teşkil edecektir.