2. Dünya Savaşı Zamanında Bazı Ülkelerin Uyguladığı İnsanlık Dışı Kararlar

Özellikle şimdilerin sosyal demokrat takılan Batı Avrupa ülkeleri, 2. Dünya Savaşı sırasında epey farklı bir tutum takınmıştı...
2. Dünya Savaşı Zamanında Bazı Ülkelerin Uyguladığı İnsanlık Dışı Kararlar

ikinci dünya savaşı, hemen hemen tüm devletleri kendi yurttaşlarına karşı, en az cephedeki savaş kadar distopik hareketlere itmiştir.

günümüzün sosyal demokrat sevgi pıtırcığı iskandinav ülkelerinden, özgürlükler dünyası abd, kanada ve birleşik krallık'a kadar hiçbiri bu karanlık sicilin dışında kalmaz.

kimisi ırk ıslahı diyerek vatandaşının soyunu kurutmuş, kimisi de soyundan ötürü kamplara tıkmış, malına mülküne bir gecede çökmüştür.

uzun bir yazı, baştan söyleyelim ama sonunda türkiye var.

isveç öjenisi ve işbirliği

daha büyük savaştan önce isveç'te 1909 yılında "isveç ırk hijyeni derneği" kurulur (bkz: svenska sällskapet för rashygien) . dernek, öjeni (ırk ıslahı) düşüncesini kamuoyunda görünür kılmak için kampanyalar yürütür ve ırk temelli "biyolojik iyileştirme" fikirlerini tıp ve siyasete taşır. çalışmalar 1922 yılında meyvesini verir ve isveç parlamentosu kararıyla dünyanın ilk "devlet ırk biyolojisi enstitüsü" uppsala'da faaliyete geçer (bkz: statens institut för rasbiologi).

naziler bile bu konuda isveç'ten ilham alır. savaş dönemi ve sonrasında 1975'e kadar "sosyal olarak istenmeyen" engelli, alkolik, fakir veya "ahlaki olarak zayıf" görülen on binlerce isveç vatandaşı, devlet eliyle zorla kısırlaştırılır. amaç, "üstün isveç ırkını" genetik olarak korumaktır. kendi yurttaşını birer "biyolojik atık" olarak gören anlayış, tam manasıyla distopyanın sözlük karşılığıdır.

keza savaşta tarafsız kalan ülke alman ordusunun komşusu norveç'i işgal etmek için topraklarını ve demiryollarını kullanmasına izin verir. yurttaşlarını (özellikle solcuları ve nazi karşıtlarını) izlemek ve fişlemek için özel bir istihbarat ağı kurar.

savaşın başında "göçmen akınlarını kontrol etme" gerekçesiyle yahudi mültecilere kapıları kapatıp, almanların talebiyle pasaportlara "j" damgası basılmasına ön ayak olur (bkz: lilli and walter brünn).

norveç'in nihai çözüm ortaklığı

norveç'te ise alman işgali sırasında başa geçen vidkun quisling ve partisi nasjonal samling (ulusal birlik), nazi yanlısı bir kukla hükümet kurar.

quisling hükümeti, almanlar henüz baskı yapmadan kendi inisiyatifiyle "nihai çözüm" ortaklığına soyunur. yahudi karşıtı yasalar çıkarır, yahudilerin tüm mal varlıklarına el konulur. hatta o kadar ileri gidilir ki kasım 1942'de ss donau ile norveçli yahudilerin auschwitz'e gönderilme operasyonuna alman askerlerinden ziyade norveç polisi katılır. polis, gestapo'nun emrinde bizzat kendi komşularını toplar.

"vidkun quisling'in paramiliter gücü" ismiyle anılan hird, direnişçilere yönelik sert sorgulamalar ve işkenceler yürütür, binlerce norveçli toplama kamplarına gönderilir. ülke, işbirlikçi kadroların belirleyici olduğu bir dönemin parçası haline gelir. o kadar ki quisling ismi bugün batı dillerinde "vatan haini" veya "işbirlikçi" anlamında kullanılan bir terim haline gelir.

en şaşırtıcı olanı ise nazilerin "ari ırk" yaratma projesi lebensborn programıdır. heinrich himmler'in viking kanı hayranlığı, norveç'i projenin merkezlerinden biri haline getirir. ancak savaşın ardından alman askerleri ile norveçli kadınların birlikteliğinden doğan çocuklar, "üstün ırk" projesinin potansiyel temsilcileri olarak görülürler ve anneleriyle birlikte dışlanırlar, bir kısmı akıl hastanelerine kapatılır. devlet, kendi "masum" vatandaşlarını birer utanç kaynağı olarak görür ve onları sistemli biçimde ezer (bkz: norway's abused war children).

finlandiya, doğu karelya toplama kampları ve yahudi teslimatı ile "einsatzkommando finnland"

finlandiya, 1941'de sovyetlere karşı almanlarla yan yana gelince (bkz: continuation war), işgal ettiği doğu karelya'da tam bir distopya kurar. bölgedeki insanları "fin asıllılar" ve "fin olmayanlar" (tabi ki ruslar) diye ikiye ayırır. fin olmayan sivil halkı, kadın-çocuk demeden toplama kamplarına tıkar (bkz: ıtä-karjalan keskitysleirit). amaç, bölgeyi ruslardan tamamen temizleyip büyük finlandiya'yı kurmaktır. açlık ve hastalık yüzünden kamplardaki ölüm oranlarının alman esir kamplarından bile daha yüksek olduğu söylenir (bkz: 1941–1944 karelya işgali ve finlandiya’nın uluslararası hukuki sorumluluğu).

yine finlandiya hep "biz yahudilerimizi koruduk" diye övünür ama işin aslı biraz daha karışıktır. kendi vatandaşı olan yahudileri korusalar da, ülkeye sığınmış olan yabancı yahudi mültecileri ve sovyet esirleri arasındaki yahudileri gestapo'ya el birliğiyle teslim ederler (bkz: periphery of a genocide: finland and the holocaust, oula silvennoinen).

dahası bu ortaklığın sahaya inen eli ise einsatzkommando finnland adıyla tarihe geçer. fin devlet polisi ile nazilerin bu ortak infaz şebekesi, cepheden toplanan esirleri etnik bir süzgeçten geçirerek kimin nefes alacağına, kimin kurşuna dizileceğine karar verir.

danimarka, medeni soğukluk ve grönlandlı çocuklar deneyi

alman işgali sırasında neredeyse tek kurşun sıkmayan danimarka'da hükümet, bir yandan "işgal altındayız" diye ağlarken diğer yandan waffen-ss bünyesinde savaşacak free corps denmark'ın kurulmasına onay verir.

savaş biter bitmez bu yüzsüzlük yerini "hijyenik tasfiyeye" bırakır. "hastalık yayılmasın" bahanesiyle kamplardaki binlerce alman mülteci çocuk tıbbi yardımdan mahrum bırakılarak ölüme terk edilir. uzun süre gizli tutulan bu trajedi, danimarka tabipler birliği’nin yaşadığı etik çöküşün kanıtıdır. 7000 çocuk, o "steril" iskandinav kamplarında tedavi edilebilir basit hastalıklar yüzünden can verir (bkz: kirsten lylloff, "barn eller fjende? tyske flygtningebørn i danmark 1945-1949", çocuk mu, düşman mı? danimarka'daki alman mülteci çocuklar).

ıslah etme hırsı ise 1950'lerde grönlandlı çocukların ailelerinden çalıp "gerçek danimarkalı" yaratmaya çalışan bir deneye dönüşür. on yıllar sonra gelen resmi özür ise ne parçalanan aileleri ne de devlet eliyle kimliği silinmiş çocukları geri getirir.

abd, müstakbel düşman

"bugün değilse bile yarın tehlike olabilir" mantığının en acı hali birleşik devletler'de yaşanır. pearl harbor baskının ardından washington, sadece japon asıllı oldukları için 120 binden fazla -hemen hepsi amerikan vatandaşı- insanı evlerinden söküp toplama kamplarına istifler.

güvenlik tehdidi olarak görülen bu yurttaşların çoğu japonca dahi bilmez. hatta nisei denilen ikinci kuşak, hayatı boyunca amerika'dan başka vatan tanımamıştır. ancak franklin roosevelt'in yayımladığı 9066 sayılı kararname ile bir gecede yersiz, yurtsuz kalırlar. sokaklara asılan japon asıllılara talimatlar broşürleri, devletin kimin vatandaş kimin "envanter" olduğuna karar vermiştir bile.

en az 1.862 ölü ve 7 cinayet vakıasından sonra, savaş bitip de kamplardan salıverildiklerinde, geride bıraktıkları -o zamanın parası ile - 400 milyon dolarlık mülkiyetin çoktan el değiştirdiğini görürler. devlet, kırk yıl sonra her bir kurbana 20 bin dolarlık sembolik bir bedel ödeyerek bu devasa yağmanın üzerini örtmeye çalışacaktır (bkz: japanese american ıncarceration). fakat nihayetinde her şey carl schmitt'in o acımasız tanımına çıkar: "egemen, istisna haline karar verendir".

bu "istisna hali" sadece pasifik kökenlilerle sınırlı kalmaz. washington'ın arındırma iştahı, okyanusun öbür yakasındaki düşmanla aynı kanı taşıyan binlerce alman ve italyan asıllı vatandaşı da kapsama alır. işte birleşik devletler, avrupa'da nazizme karşı "demokrasi savaşı" verirken, içeride, nazi hukukunun başmimarı carl schmitt'in meşhur doktriniyle kendi vatandaşlarını tasfiye eder. binlerce alman ve italyan asıllı yurttaş, japon asıllılarla aynı akıbeti paylaşır (bkz: german and italian detainees).

kanada, naif devletin iktisadi infazı

günümüzün "hoşgörü timsali" kanada da yalnızca japonları değil, birinci ve ikinci dünya savaşı boyunca binlerce alman, italyan ve hatta ukrayna asıllı kanadalıyı da "sakıncalı yabancı" ilan ederek kamplara sürer. resmi kayıtlara göre bu kamplarda, 5.954'ü ukraynalı olmak üzere 8.579 erkek, ayrıca 2.009 alman, 205 türk ve 99 bulgar tutulmuştur. 22.000 japon asıllının da dahil edildiği bu süreçte, ağır kamp koşulları ve ihmaller nedeniyle toplam ölü sayısı 1.700'ü aşar (bkz: ınternment in canada).

kanada'nın asıl karanlık yüzü, bu insanların malına mülküne kamu yararı adı altında el koyup, onları yok pahasına açık artırmayla satmasıdır. balıkçı teknelerinden çiftliklere, evlerden kişisel eşyalara kadar her şey, sahipleri tel örgüler ardındayken haraç mezat elden çıkarılır. bu bir güvenlik önlemi değil, geri dönüş yollarını sonsuza dek kapatan sistemli bir yağmadır. devlet, vatandaşının evini başkasına satarak onun vatanla olan son bağını da koparır (bkz: becoming the enemy).

birleşik krallık, bürokratik karanlık

kibirli ve her şeyi "hukuka uydurarak" yapan birleşik krallık, nazi zulmünden kaçıp kendisine sığınan binlerce yahudi mülteciyi bir gecede enemy aliens ilan eder. devlet, kendisine sığınanı "potansiyel sızma" olarak yaftalayıp tecrit eder. bu ruhsuz bürokrasi, 1940 yılında alınan kararla yaklaşık 27.000 sığınmacının ısle of man'deki kamplara kapatılmasıyla sonuçlanır (bkz: uk government national archives - internees at ısle of man).

britanya'nın en soğuk distopik hareketi, 1939 tarihli white paper olur. londra, filistin'e sığınacaklar için katı bir "yahudi kotası" belirler. ismi bir şiir kitabını andırsa da bu belge hükümetin ilke kararlarından birisidir (bkz: statement of government policy). teknik olarak yasa değildir ama nazi ölüm makinesinden kaçanlar için bürokratik bir idam fermanı olur. struma'nın karadeniz'de ölüme terk edilmesi, downing street 10'daki bu inadın ve mülteciyi boğan evrak duvarının sonucudur (bkz: the impact of the british white paper of 1939 on the palestinian - israeli conflict).

bu gözden çıkarma politikası, ingiliz kibrinin tüm coğrafyalara yaydığı gerçek karanlık olur. churchill, 1943'te bengal halkı sokaklarda ceset yığınlarına dönerken, yardım taleplerine "kıtlık varsa neden gandhi hala ölmedi?" diyecek kadar acımasız ve soğukkanlı bir tavır takınır. yaklaşık 3 milyon insan, ingiliz bürokrasisinin "stratejik stok" öncelikleri yüzünden açlıktan can verir (bkz: bengal famine of 1943).

aynı irade, bengal'deki pirinci savaş için müsadere ederken, londra'da kendi vatandaşının gelirini de 1941 bütçesiyle pound başına 10 shilling'lik (yüzde 50) ağır bir gelir vergisine mahkum eder, ek vergilerle de bu oranı %97,5'e fırlatır.

savaşın belki de en masum hareketi bu vergiler olsa da imparatorluğun zafer için feda etmeyeceği hiçbir şey yoktur.

türkiye 1942, ölüm kalım arasında devletin varlık sınavı

bu cinnet çağının, türkiye'nin kucağına bıraktığı ilk ağır sınavlardan biri, aralık 1941'de istanbul limanına demirleyen struma olur. nazi cehenneminden kaçan 781 mülteci, ankara'nın tarafsız kalma inadı ile londra'nın o sinsi yahudi kotası arasına sıkışır. devlet, dış politikadaki bıçak sırtı dengeyi korumak adına, yüzlerce canın karadeniz'in dibine çekilmesini izlemek zorunda kalır.

günümüzde sağlı sollu herkesin eleştirdiği varlık vergisi ise 11 kasım 1942'de yasalaşır.

işin ilginç tarafı kanun aslında kağıt üzerinde herkese eşittir. metnin hiçbir yerinde gayrimüslim ya da azınlık ibaresi geçmez. kanunun ruhu, savaşın yarattığı "olağanüstü servetleri" ve "fahiş kazançları" vatanın selameti için vergilendirilmektir. yani devlet, piyasadaki başıboş akçeyi "iktisadi terbiye" ile kasaya çekeceğini ilan eder (bkz: varlık vergisi kanunu tüm metin).

ancak saracoğlu gibilerinin gazıyla, kraldan çok kralcı bürokrasi ile birleşen milliyetçi histeri, ayırt etmeden herkesin gırtlağına çöker. yalnız gayrimüsliminkini "koparmaya" çalışırken, diğerlerinin sadece "nefesini kesecek kadar" sıkar. nitekim hacı ömer sabancı ve vehbi koç gibi isimler de günün parasıyla sağlam rakamlar öderler.

vergisini ödeyemeyen 2.507 kişi ise aşkale ve sivrihisar'a sürülmek üzere toplanır, 579'u son anda borcunu kapatıp kurtulur. kalan 1.478 kişi ise yola çıkarılır. çalışma kamplarında 21 vatandaş can verir (bkz: faik ökte, eski istanbul defterdarı, varlık vergisi faciası, nebioğlu yayınevi, istanbul-1951 s. 149-160).

nitekim devlet hakkaniyet yerine sınırdaki bir milyon askerin hayatının hesabını yapmaya mecbur kalmış olsa da varlık vergisi ile hepimizin tarihine silinmez bir is bırakır.

faideli okumalar:

romance, marriage, and the lebensborn program: gendering german expectations and reality in occupied norway, caroline nilsen ,

suur-suomen kahdet kasvot (büyük finlandiya'nın iki yüzü), antti laine,

dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.