15 Yaşındaki Victor Osimhen'in Hayatını Değiştiren 15 Dakikanın Hikayesi
“hayatımı değiştirmek için 15 dakika. onları etkilemenin tek yolunun koşmak olduğunu biliyordum. bu yüzden kan ter içinde kalana kadar koştum."
...
victor osimhen: "15 yaşımdayken bir gün arkadaşlarımla oynuyordum ve birisi, ‘super eagles’ın gelecek hafta lagos’ta olacağını duydun mu?’ dedi.
‘nerede?’ dedim.
otobüsle yaklaşık 90 dakika uzaklıktaydı ve hiç param yoktu. bu yüzden otostop çekerdim. lagos’ta danfo denen sarı minibüsler vardır. mahalle otobüsü gibidirler. şoförleri çılgındır. çocuksan ya da bir molaya ihtiyacın varsa, insanlar seni alıp kucağına oturtur. eğer gerçekten denersen tek bir minibüse 20 kişi sığdırabilirsin. ben de birinin dizine oturur, beni bir sonraki durakta indirmesini isterdim. sonra bir sonraki durak. sonra bir sonrakinde.
sonunda stadyuma varmıştım ve burada u17 antrenörlerine kendini göstermeye çalışan yaklaşık 300 çocuk vardı. o kadar fazla çocuk vardı ki top kullanamadılar. sadece herkesi koşturabildiler, yavaşsan seni eliyorlardı.
hayatım pahasına koştum.
günün sonunda bana, ‘yarın yine gel.’ dediler
ve yeniden hayatım pahasına koştum.
bu böyle aylarca devam etti ve sonunda topla oynayabildik.
o kadar iyi oynuyordum ki. başardığımı biliyordum. üç ayın sonunda, yaklaşık 30’umuza, ‘yarın son seçme için gelin,’ dediler.
antrenman sonrası hepimizi topladılar. 30 kişi arasından 27 ismi çağırdılar.
sadece 3 kişi dışarıda kalmıştı.
ben de onlardan biriydim.
antrenöre bana bir cevap vermesi için yalvardım.
bana ’sadece teknik bir karar, üzgünüm.’ dedi.
bütün emeklerim bir anda boşa gitmişti. üç ay süren sıkı çalışma… yok olmuştu. eve dönerken, birinin kucağında otobüste giderken ağlamaya başladığımı hatırlıyorum
adam bana, ‘ne oldu?’ dedi.
ben de, ‘uzun hikaye,’ dedim.
‘peki neden ağlıyorsun?’
‘ben futbolcuyum. yani… olmaya çalışıyordum.’
çoğu çocuk bu noktada bırakırdı. ama futbola o kadar derinden aşıktım ki bırakamazdım. kendi kendime çalışmaya devam ettim, aylar geçti. derken bir gün biri bana, ‘millî takım iki hafta sonra tekrar lagos’a geliyor,’ dedi.
ben de, ‘ne zaman gelirlerse gelsinler, beni ara,’ dedim.
o gün geldi ve işten çıkar çıkmaz koştum, otobüse bindim ve doğruca stada gittim. vardığımda…
600 çocuk vardı. herkes yalvarıyor, itişiyor, antrenörlerin gözüne girmeye çalışıyordu.
o kadar çok çocuk vardı ki, antrenör emmanuel amunike mikrofona çıktı ve şöyle dedi: ‘hepinizi bugün göremem. bu imkânsız. iki hafta sonra abuja’da olacağız. eğer iyi olduğunuzu -gerçekten çok iyi olduğunuzu- biliyorsanız; abuja’ya gelin ve beni orada görün.’
abuja arabayla 9 saat uzaktaydı. ve benim arabam yoktu. mahalleden tanıdığım, adına belki ‘menajer’ denebilecek bir adam vardı. ama daha çok mahalle menajeri gibiydi. ona, ‘her şey bitti,’ dedim.
iki hafta sonra beni aradı ve, ‘bir araba ödünç aldım. hadi gidelim,’ dedi.
ben de, ‘nerede kalacağız?’ dedim.
o ise, ‘merak etme, abuja’da bir kardeşim var,’ dedi.
yola çıkmamız gereken sabah, çok gergindim. daha önce hiç şehrimden ayrılmamıştım. orası güvenliydi, rahattı. dört saat geçti ve o mahalle menajeri beni aramaya başladı.
ona, ‘boş ver. hiçbir yere gitmiyorum. burada iyiyim.’ dedim.
tam o sırada babam olup biteni duydu ve, ‘gitmelisin’ dedi.
uzun bir konuşma yapmadı. sadece, ‘gitmelisin’ dedi.
ve onun haklı olduğunu biliyordum. bir sırt çantasıyla evden çıktım; iki parça kıyafetim vardı. üzerimde giydiklerim ve çantamdaki yeşil forma. uğurlu yeşil. hayal edebileceğin en eski arabayla abuja’ya doğru yola çıktık ve gece yarısı vardık.
ertesi sabah güneş doğduğunda, hayali olan bir milyon çocuk gördüm.
belki bir milyon abartıydı ama çok da değil. stadyumun dışında en az 900 çocuk bekliyor olmalıydı. ilk gün sahaya bile çıkamadım. ikinci gün ise antrenörlerden biri sonunda beni işaret etti.
‘yeşil forma. hadi. 15 dakikan var’
onlara bir şey göstermek için 15 dakika. hayatımı değiştirmek için 15 dakika. onları etkilemenin tek yolunun koşmak olduğunu biliyordum. bu yüzden kan ter içinde kalana kadar koştum.
15 dakikada 2 gol attım.
belki bir şansım vardır diye düşündüm. ama sonra antrenörler mikrofona geçti ve kalabalığa seslendiler. bazı isimler okundu, ama benim adımı duymadım. herkes otoparka doğru yürümeye başladı.
hayalim bitmişti. arabaya binmek üzereydim ki bağırışlar duydum.
‘hey! hey! yeşil formalı!’
ha???
arkamı döndüm; bazı çocuklar bana el sallıyordu.
filmlerdeki gibi göğsümü işaret ettim.
ben mi???
arkamı kontrol ettim.
‘yeşil formalı!’
uğurlu yeşil.
koşarak geri gittim ve dediler ki: ‘hey, antrenör seni görmek istiyor. takım doktoru, iki gol atan çocuğun sen olduğunu söylemiş. o çocuk sen misin?’
‘benim!!! o çocuk benim!!!’ dedim.
tekrar stada girdim; doktor beni işaret ediyor, iki parmağını havaya kaldırıyordu.
‘bu çocuk,’ dedi.
iki parmak beni kurtardı.
takım doktoru bunu yapmasaydı, bugün burada olmazdım. büyük ihtimalle bir kuyunun dibinde olurdum."
kaynak: theplayerstribune.com